الأنعام
En'âm Sûresi
6. sûre · Mekke · 165 âyet
Sûre hakkında · Elmalılı
ENÂM ٦ سُورَةُ الْاَنْعَامِ Bu sûrei «انعام» Mekkîdir. Ancak altı veya üç âyeti müstesna. İbni Abbas radıyallahüanh demiştir ki bu sûre Mekkîdir cümlesi birden bir gecede nâzil olmuş ve yetmiş bin Melek teşyı etmiştir. Resuli ekrem sallâllahüaleyhi vesellem kâtiblerin hepsini çağırdı ve cümlesini o gece yazdılar. Ancak altı âyet müstesnadır ki bunlar da «قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖٓ وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ وَالَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ وَالَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ» âyetleridir. Müşarün’ileyhten ve Mücahid ve Kelbîden diğer bir rivayette ancak «قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ» ilâ «لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ» üç âyet Medinede nâzil olmuştur. Katâde ancak «وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖٓ وَهُوَ الَّذٖٓى اَنْشَاَكُمْ» âyetleri, Kisaî de ancak iki âyet «قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ» ile mürtebıtı Medinede nâzil oldu demişlerdir. Bir de «قُلْ لَآ اَجِدُ» âyetinin Mekkede Arefe günü nâzil olduğu zikr edilmiştir. Hazreti Enes Radıyallahü anhten rivayet olunduğuna göre «Resulullah şöyle buyurmuştur ki: «Kur’anda sûrei «En’am» ın gayri bir Sûre bana cümleten nâzil olmadı ve Şeytanlar bu Sûre için toplandıkları kadar hiç bir Sûre için toplanmamışlardı. Bu Sûre bana Cibril ile maiyyetinde elli bin Melek olduğu halde gönderildi, bunu kuşatmışlar, bir düğün debdebesiyle getirdiler, havuza su kor gibi sadrimde kararlaştırdılar. Allah tealâ bununla beni ve sizi öyle i’zaz etti ki artık bundan sonra ilel’ebed izlâl etmez. Bunda müşriklerin bütün huccetlerinin ibtali ve Allahın hulfü nâkabil bir va’di vardır.». Muhammed ibni Münkedirden dahi merviydir ki sûrei «En’am» nâzil olduğu zaman Resulullah tesbih etmiş ve bu Sûreyi ufuku seddedecek kadar Melâike teşyi’ etti buyurmuştur.
Âyetleri - Yüz altmış beştir. Kûfî.
Kelimatı - Üç bin elli iki Hurufu - On iki bin iki yüz kırk
Fasılası - لم نظر ل م ن ظ ر İsimleri - «Sûretül’en’am», «Sûretülhucce», çünkü En’am mükerrer surette zikredilmiştir. Esası da hucceti nübüvveti tezkirdir. «وَتِلْكَ حُجَّتُنَآ فَلِلّٰهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ» Bu Sûrede tevhıd, adl, nübüvvet, mead delilleri ve ehli butlân ve ilhadın mezheblerini ibtal ve sûrei «Mâide» de geçen En’amın hıll-ü hurmetine müteallık tafsılât vardır. Binaenaleyh sûrei «Mâide» yi sûrei «En’am» ın ta’kıb etmesi de pek ma’nidardır. Sûrei «Maide» «اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ» mazmununu muhtevi olmak ve nüzulde muahhar bulunmak i’tibariyle bir gayei kemali ıhtiva ediyordu. Sûrei «En’am» ise evvel emirde bu tekemmülün seyri inkişafını muhtevidir. Bunun için mâideye mütekaddim olan bu inkişafın tertibi Kur’anda onu ta’kıb etmesi de «وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى» den sonra abdest ve teyemmüm âyetinin «وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ» fıkrasında beyan olunan hıkmeti tazammun eder. Ve bundan anlaşılır ki Kur’anda sûrei «En’am» dan i’tibaren sûrei Fatihanın ikinci bir devrei inkişaf ve tafsıline başlanmaktadır. Bu suretle «Mâide» nin hıtamında hamd-ü şükranı telkın ederek başlayan sûrei «En’am» Fatihanın «اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ» mebdeini bir sureti mahsusada bast-u tavzıh ile iptida etmiş ve bu veçhile her nihayet bir bidayetin medhali olduğunu göstermiştir. Buna binaen Semavat-ü Arz saltanatı kendisinin mülkü olan «وَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ» bulunan Allah tealâya sıdk-u ıhlâs ile şu suretle hamd-ü senâ ve arzı ta’zımat etmeliyiz: بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ٢ هُوَ الَّذٖى خَلَقَكُمْ مِنْ طٖينٍ ثُمَّ قَضٰٓى اَجَلًا وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ ٣ وَهُوَ اللّٰهُ فِى السَّمٰوَاتِ وَفِى الْاَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ٤ وَمَا تَاْتٖيهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضٖينَ ٥ فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَسَوْفَ يَاْتٖيهِمْ اَنْبٰٓؤُا مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِؤُنَ ٦ اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِى الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَآءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارً وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَاْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرٖينَ ٧ وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فٖى قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْدٖيهِمْ لَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوٓا اِنْ هٰذَآ اِلَّا سِحْرٌ مُبٖينٌ ٨ وَقَالُوا لَوْلَآ اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِىَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَايُنْظَرُونَ ٩ وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ ١ وَلَقَدِ اسْتُهْزِىَٔ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذٖينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِؤُنَ ١١ قُلْ سٖيرُوا فِى الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ
Meali Şerifi