En'âm Sûresi 43. Âyet
Mekke · Cüz 7 · Sayfa 132
فَلَوۡلَآ إِذۡ جَآءَهُم بَأۡسُنَا تَضَرَّعُواْ وَلَٰكِن قَسَتۡ قُلُوبُهُمۡ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ ٤٣
Hiç olmazsa kendilerine baskınımız geldiği zaman olsun, yalvarmalı değiller miydi? Fakat kalbleri katılaştı ve şeytan yaptıklarını kendilerine güzel gösterdi
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
فَلَوْلَآ اِذْ جَآءَهُمْ بَاْسُنَا تَضَرَّعُوا imdi tazyikımız kendilerine geldiği sırada tazarru’ ve dehalet etselerdi ya وَلٰكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ velâkin etmediler, gittikçe kalbleri katılaştı. -Kabiliyyeti intibahiyyelerini zayi’ ettiler, fakr-u zarurete alıştılar وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ Şeytan da yapageldiklerini alladı pulladı kendilerine hoş gösterdi - yaptıklarını fena diye değil, iyi yapıyoruz diye yapmağa, şerri hayır, günahı sevab telâkkı etmeğe başladılar. Artık tevbe ve rücu’ ıhtimali kalmadı, vicdanlar dondu, akıllar tutuldu, azıttılar da azıttılar.
İbtida, fakr-u ıhtiyaç mahlûkun ademi aslîsi muktezası ve lâzımı mahiyyetidir. Onu def’-ü izale eden de rahmeti İlâhiyyedir. O rahmetin tenakusu ile ârız olan fakr-u zaruret ve tazyık ise âsıy ve serkeş insanlara hadlerini ve kendi kendilerine bırakıldığı zaman muktezayı mahiyyetlerini ihsas ve irae ederek hissi salâh ve ubudiyyeti uyandıracak bir âyeti fi’liyye ve muhtırai ilâhiyyedir. Ve binaenaleyh ıhtar ettiği ma’nâyı anlıyanlar için bir ni’mettir. Fakat bunun bu kuvvei ıhtariyye ve delâleti irşadiyyesi daimî değil, bir müddeti mahsusa ile mahdudd ur. Bunun için böyle bir tazyikı İlâhîye ma’ruz olanlar onu evvel emirde ni’met bilmeli ve seri’ bir surette intibah hasıl ederek nefsin tuğyanını kırmalı ve aczi ubudiyyeti derhal anlayıb tevbe ve tazarru’ ile Allaha iltica ve tarikı salâha rücu’ eylemelidir. Bu intibah ne kadar seri’ olursa Dünya ve Âhıret faidesi de o kadar mühim olur. Bunu idrâk edib tevbekâr olanlar Dünyada olmazsa her halde ukbâda istifade ederler. En şedid olan ilk te’sir lâhzaları geçtikçe ıhtarın kuvveti tenakus eder, daha ziyade teşdidine lüzum hâsıl olur ve gittikçe intibah ihtimali azalır, kesbi müşkilât eder. Nihayet o müddeti mahdude biter, tazyikın bütün kuvvei ıhtariyyesi de tükenir, bir i’tiyad-ü tabı’ haline gelir ve kalb öyle katılaşır ki artık ondan sonraki tuğyan alabildiğine iştidad eyler. Artık tazyik-u teşdidin hiç bir hassai terbiyeviyyesi kalmaz. Bunun için terbiyevî bir hikmet ve maksadla tatbık olunacak tazyık ve teşdid uzun ve devamlı olmamak lâzım gelir. Hikmeti rübubiyyet tazyikı, teşdidi ve nihayet ta’zibi, fesadı ıslah, seyyiâtı tahdid, tevkıf, ta’kım için tatbik eder. Menşei fakr-u zaruret olan seyyiâta karşı teşdidi tazyık ise o seyyiâtı teksir demek olur. Bunun ihtimali salâhı varsa teşdid de değil, teysirdedir. «اَلشَّىْءُ اِذَا ضَاقَ اِتَّسَعَ»dir. Tazyık ile katılmış olan kalbleri yumuşatırsa teysir ve tevsi’ yumuşatabilir. Ve artık bu tevsi’ ve ittisa’ onlara ya kesbi salâh ettirir veya patlatır bitirir. Ve her iki takdirde seyyiât ta’kım edilmiş, kötülerin arkası alınmış olur. Binaenaleyh