AyetSûreler

En'âm Sûresi 87. Âyet

Mekke · Cüz 7 · Sayfa 138

وَمِنۡ ءَابَآئِهِمۡ وَذُرِّيَّـٰتِهِمۡ وَإِخۡوَٰنِهِمۡۖ وَٱجۡتَبَيۡنَٰهُمۡ وَهَدَيۡنَٰهُمۡ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ ۝٨٧

Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bazılarını da (üstün kıldık). Onları seçtik ve doğru yola ilettik

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

Bu açıklama 83–90. âyetleri birlikte ele alır.

83. وَتِلْكَ Ve işte şu: Ya’ni o ru’yet-ü iykan ve bu hidayet-ü bürhan حُجَّتُنَآ bizim hucceti azametimizdir. اٰتَيْنَاهَآ اِبْرٰهٖيمَ عَلٰى قَوْمِهٖ biz bunu kavmine karşı İbrahime verdik. - kendilerini nücumdan ve hattâ nucumun suver-u temasilinden daha madûn bir mevkı’de görerek, insanlığı tezl il eden kavmine karşı İbrahimin, kevakibden, kamer-ü şemisten, Semavât-ü Arzdan daha yükseğe geçerek doğrudan doğru «فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ» a teveccüh edecek ve masivallaha tezellül etmeğe tenezzül etmiyecek derecelerde rıf’atını isbat ve galebesini te’min eden bu huccet nefsi İbrahimin değil, Allahı azimüşşanındır. نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَآءُ biz azımüşşan kimi dilersek derecelerini yükseltiriz. Binaenaleyh bu, İbrahime mahsus bir hal değildir. Mazharı ıstıfayı İlâhî olan ekâbiri ricalullahda bir sünneti cariyedir. Ya Muhammed hiç şüphe yok اِنَّ رَبَّكَ حَكٖيمٌ عَلٖيمٌ senin rabbın böyle bir hakîm böyle bir alîmdir.

Bak İbrahime daha ne verdik 84. وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ ona İshak ve Ya’kubu da ihsan ettik كُلًّا هَدَيْنَا hepsini hitayete irdirdik, tarikı hakta muvaffak eyledik, emîn kıldık. وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ daha evvel Nuha da hidayet ettik. -O da putperestlerle uğraştı ve onlara galebe etti. Binaenaleyh İbrahim, kendi hidayetinden başka hem büyük dedesinin hem de evlâdının mazharı hidayet olmasiyle dahi bahtiyar oldu وَمِنْ ذُرِّيَّتِهٖ دَاوُدَ وَسُلَيْمٰنَ ve zürriyyetinden Davuda ve Süleymana ilh... da hidayet ettik.- Bu «ذُرِّيَّتِهِ» zamirinin mevzuı bahs, İbrahim olmak i’tibariyle ona raci’ olması, ya’ni bervechi atî ona dört Peygamberin İbrahim aleyhisselâm zürriyyetinden olması tebadür ediyor. Fakat Lût aleyhisselâm İbrahimin zürriyyeti değil, birader zadesi olduğu ve kezalik Yunüs aleyhisselâmın da onun zürriyyetinden olmadığı ve ibarede zamirin akrebe rücuu da asıl bulunduğu cihetle bir çok müfessirîn bunu zikri karib olan Nuh aleyhisselâma irca’ etmişlerdir. İbni Abbas, gerçi bu Enbiyanın içinde Hazreti İbrahime ne ana ne baba tarafından velâdeten mülhak olmıyanlar vardır. Netekim Lût biraderzadesidir. Bununla beraber hepsi zürriyyeti İbrahime muzaftır. Çünkü amuca da babadan addedilir.» Demiştir ki bu ma’nâ siyaka daha muvafıktır. Nuha ircaı takdirinde bu te’vile hacet kalmazsa da o zaman siyakı bahis İbrahimden Nuha tahvil edilmiş olacaktır. Maamafih «وَاِسْمٰعٖيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا» âyeti «وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ» cümlesine rabtedilmek de caizdir. O zaman bunlar «وَمِنْ ذُرِّيَّتِهٖ» mefhumunda dahil olmaksızın Hazreti İbrahime kuvvetüzzahr olarak bahşedilmiş olur. Ve filvaki’ insanın kendi sulbî evlâdına da zürriyyeti denilmez ve iki birader olan İsmail ve İshak tekabülü de bu rabtı ıktiza eder. Şayânı dikkattir ki bu âyetlerde on sekiz Enbiya zikrolunmuş ve bunların zikri bir husni tasnife tabi’ tutularak Hazreti İbrahimin etrafında cem’edilmiştir. Hazreti Nuh putperestlerle uğraşan ilk Peygamber, İshak ve Ya’kub bütün Beni İsrail Peygamberlerinin aslı, bu miyanda دَاوُدَ وَسُلَيْمٰنَ baba oğul mülk ve saltanat ile mümtaz وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ ibtilâ’ ve sabrı cemîl ile mümtaz وَمُوسٰى وَهٰرُونَ iki birader, kuvveti ı’caz, mehabet-ü satvet, kitab ve şeriatı mahsusa ile mümtaz 85. وَزَكَرِيَّا وَيَحْيٰى وَعٖيسٰى وَاِلْيَاسَ zühd-ü ruhaniyyet ve fedakârlıkta misal olmuştur. -İlyas İdris aleyhisselâm olduğu hakkında bir rivayet varsa da Enbiyai Benî İsraîlden olması daha müreccahtır. Harun aleyhisselâm esbatından olduğu nakledilmiş ve «İlyas ibni Yasin ibni Finhas ibni Azzar ibni Harun» denilmiştir. Hızır olduğu da söylenmiştir. Zira Isâ ve Hızır gibi İlyasın da henüz berhayat olduğuna dair ba’zı eserler vardır. Ebu Hayyan tefsirinde der ki «İlyas, Isâya mukarin olarak zikredilmiştir. Henüz ölmemiş bulunmakta müşterektirler. Ilh...» İlyasa Yehud ve Nesârâ «İlya» derler. Yuhanna İncilinin baş taraflarında «Yehudiler Oruşlimden Yahyaya sen kimsin diye suâl etmek üzere kâhinler ile lavîliler gönderildikleri zeman onun şehadeti budur: ya’ni ıkrar edib inkâr etmiyerek ben Mesîh değilim diye ıkrar etti ve ona öyle ise nesin İlya mısın diye suâl ettiklerinde o dahi değilim dedi. Sen şol Peygamber misin dediklerinde hayır diye cevab verdi. Öyle ise Mesîh yahûd İlya ya ol Peygamber olmadığın halde niçin vaftiz ediyorsun? dediler» diye mezkûrdur ki İlya, İlyas; ol Peygamber de Hatemül’enbiya Muhammed aleyhisselâmdır. İlya Râfızîler tarafından «Ali» ismine de tatbik edilmiştir. 86. وَاِسْمٰعٖيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا hıtab, Hazreti Peygambere müteveccih olmak i’tibarile ceddünnebiy olan ve İshak ve Ya’kub silsilesinin mukabilinde bulunan Hazreti İsmail diğer bir sınıfın mebdei olarak buraya bırakılmış ve fazaili infiradiyyeleri ı’tibariyle Elyesa’, Yûnüs, Lut aleyhimüsselâm da onunla beraber bir sınıfta sayılmıştır. Elyesa’, Yuşa’ İbni Nundur, diyenler olmuş ise de Elyesa’ İbni Ahtub İbnil’acuzdur diye tashih ediliyor. Hamze, Kisaî ve Halefi Âşır kıraetlerinde «ل» ın teşdidile «اَلَّيْسَع» okunur.

89. اُولٰٓئِكَ الَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ binaeanleyh فَاِنْ يَكْفُرْ بِهَا هٰٓؤُلَآءِ buna şunlar küfrederlerse, ya’ni bu üçüne veya -kitab ve hukmü cami’ olmak i’tibarile daha hulâsa olmak üzere- Nübüvvete küffarı Kureyş hiç iyman etmezler ise hiç ehemmiyyetleri yoktur. فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرٖينَ muhakkak ki biz o kitab ve hukm-ü Nübüvvete öyle bir kavmi müvekkel kılmışızdır ki bunlar ona hiç bir zeman kâfir değildirler. -Daima iyman ve şükran ile sarılır, mazharı emn-ü hidayet olurlar.- Mekke kafirlerine karşı Ensâr ve ehli Medine, Arab kâfirlerine karşı akvamı sâire mü’minleri, alel’umum kâfirlere karşı alel’umum Beni Âdemden Peygamber, sahabe, tabiîn ve her mü’min ve hattâ Melâik bu kavimdendir. 90. اُولٰٓئِكَ الَّذٖينَ هَدَى اللّٰهُ işte ya Muhammed! bu zikrolunan ve ıstıfa edilib kendilerine kitab ve hukm-ü Nübüvvet verilerek âlemîne tafdıl edilmiş bulunan muhsinîn ve salihîndir ki Allah kendilerini «اُولٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ» medlûlünce hidayete irdirmiştir. Binaeanelyh فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْ sen ancak onların hüdalarına ıktidâ eyle: mazıden nümunei imtisal olmak üzere bunların hey’eti mec’muasının tuttukları tevhidi iyman ve iykan, istikamet, salâh, fazılet ve ihsan, kitab, hikmet, nübüvvet, hasılı hidayet yolunu tut, başkalarına bakma. -Bu «اِقْتَدِهْ» emrindeki «ها» zamir değil «ha»i sekittir. Ya’ni hâleti vakıfta «د» ın harekesini muhafaza eden mücerred bir harftir. Bunun için sâkin okunur. Ve Hamze, Kisaî, Ya’kub Halefi Âşir kıraetlerinde hâleti vasılda hazfedilir okunmaz. Ancak İbni Âmir kıretinde «hüdâ»ya raci’ zamirdir. Hâleti vasılda kesr ile veya medd ile okunur.

Ve işte kıssai İbrâhimi tezkirin hikmet-ü gayesi budur. Bunlara ıktida edib yüzünü ancak Allaha tut ve hiç bir şeyden korkmıyarak ve başkasından hiç bir şey beklemiyerek tebliği ahkâm et. Onlar gibi sen de قُلْ لَآ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٰى لِلْعَالَمٖينَ de ki ben bu iy, bu tebliğ üzerine sizden bir ücret, bir ıvaz istemem, o Kur’an başka bir şey değil, bütün zevil’ukul âlemlerine tarafı ilâhîden bir tezkir ve iykazdır.- Bu bir ferde, bir sınıfa veya bir kavme mahsus değildir. Allah için umuma muhtaç ve mükellef bulundukları şeyleri ıhtardır, bir rahmeti âmmedir. O kâfirler ise: ٩١ وَمَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِهٖٓ اِذْ قَالُوا مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ عَلٰى بَشَرٍ مِنْ شَىْءٍ قُلْ مَنْ اَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذٖى جَآءَ بِهٖ مُوسٰى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ تَجْعَلُونَهُ قَرَاطٖيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثٖيرًا وَعُلِّمْتُمْ مَالَمْ تَعْلَمُوٓا اَنْتُمْ وَلَآ اٰبَآؤُكُمْ قُلِ اللّٰهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فٖى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ ٩٢ وَهٰذَا كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذٖى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ اُمَّ الْقُرٰى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذٖينَ يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهٖ وَهُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ٩٣ وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوْ قَالَ اُوحِىَ اِلَىَّ وَلَمْ يُوحَ اِلَيْهِ شَىْءٌ وَمَنْ قَالَ سَاُنْزِلُ مِثْلَ مَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ فٖى غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓا اَيْدٖيهِمْ اَخْرِجُوٓا اَنْفُسَكُمْ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِهٖ تَسْتَكْبِرُونَ ٩٤ وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادٰى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَآءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرٰى مَعَكُمْ شُفَعَآءَكُمُ الَّذٖينَ زَعَمْتُمْ اَنَّهُمْ فٖيكُمْ شُرَكٰٓؤُا لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ

Meali Şerifi