En'âm Sûresi 145. Âyet
Mekke · Cüz 8 · Sayfa 147
قُل لَّآ أَجِدُ فِي مَآ أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمࣲ يَطۡعَمُهُۥٓ إِلَّآ أَن يَكُونَ مَيۡتَةً أَوۡ دَمࣰا مَّسۡفُوحًا أَوۡ لَحۡمَ خِنزِيرࣲ فَإِنَّهُۥ رِجۡسٌ أَوۡ فِسۡقًا أُهِلَّ لِغَيۡرِ ٱللَّهِ بِهِۦۚ فَمَنِ ٱضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغࣲ وَلَا عَادࣲ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ ١٤٥
De ki: "Bana vahyolunanda, (bu haram dediklerinizi) yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz etiki bu gerçekten pistir yahut Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır. Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)" Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قُلْ لَآ اَجِدُ فٖى مَآ اُوحِىَ اِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُٓ de ki bana vahyedilmiş olan da taam edecek kimseye haram kılınmış bir taam bulmuyorum اِلَّآ اَنْ يَكُونَ مَيْتَةً ancak yâhud lâkin meyte olması -ya’ni tezkiyesiz olarak türkçesi bısmıl olmıyarak ölmüş bulunması ki kendi kendine ölene, münhanikaya, mevkuzeye, mütereddiyeye, natıhaya, canavar yiyene hepsine şamildir. [Sûrei «Maide» ye bak.] اَوْ دَمًا مَسْفُوحًا yâhud demi mesfuh, dökülmüş kan olmasık i ciğere, dalağa ve zebihten sonra damarlarda kalmış olan bakıyyeye şümulü yoktur. اَوْ لَحْمَ خِنْزٖيرٍ yâhud domuz eti olması فَاِنَّهُ رِجْسٌ çünkü lâhmi hınzir ricistir. -Ya’ni alel’ıtlak necistir, pistir. Bu ta’lilden anlaşılır ki ne kadar pis şeyler varsa hepsi evleviyetle haramdır. Ve haram oldukları zahirdir. Netekim «وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَآئِثَ» âyetiyle bu, sureti umumiyyede tansıs da edilmiştir. Ve bu suretle «فَاِنَّهُ رِجْسٌ» ılleti meyte ve demi mesfuhun hurmetlerine de biddelâle ıllettir. Sûrei «Maide» de geçtiği veçhile hamirde «rics» olduğu için bu ta’lilde müskirat dahi dahildir. Balâda geçen «وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُ» âyetinin mazmunu da gösterir ki rics dahi zahir ve batın olmaktan eamdır. Binaenaleyh yalnız zahiren pis olanlar değil batınen pis olanlar da haramdır. اَوْ فِسْقًا اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ بِهٖ yahud bir fisk olması onunla Allahın gayriye haykırılmış bulunması müstesnadır ki bunlar haramdırlar.»- Allahın gayrisine haykırılmış olmanın zahiri Allahın gayrisinin ismi zikrolunarak kesilenler demektir. Bununla beraber «فِسْقًا» kaydi «وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ» âyeti mucebince amden metruküttesmiyenin, kezalik sûrei «Maide» âyetindeki «وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْاَزْلَامِ ذٰلِكُمْ فِسْقٌ» fıkrası mucebince mâ zübiha alennusub ile meysir kısmetlerinin de «مَآ اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ» kabîlinden olduğuna işarettir, فَمَنِ اضْطُرَّ sonra her kim muztarrolur -yiyecek bir halâl bulamaz da mahmasa halinde sevkı zaruretle bunlardan yemek ıztırarında kalırsa غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ bağî ve mütecaviz olmadığı ya’ni diğer bir muztarrın elindekini almadığı ve yemekte zaruret mıkdarını tecavüz eylemediği halde فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ şüphesiz rabbın gafuru rahîmdir, onu muâhaze etmez- [sûrei «Bakare» ye ve «Maide» ye bak]. Demek ki muztarr için yemek hususunda haram olan hiç bir şey yoktur, ancak bağy-ü teaddi vardır. Şu halde muztarr olmıyanlar için bağy-ü teaddi evleviyyetle har amdır. Binaenaleyh evvelki dört şeyde hulâsa edilen haramlar muztarrın maadasına mahsus olduğu halde gayrın hukukuna tecavüzle başkasının malını yemek ve birde zarurette zarurete göre, vüs’atte vüs’ate göre haddini tecavüz edib israf eylemek alel’ıtlak ve umum için haramdır. İnsanın yiyeceğine, malına, hukukuna tecavüz böyle umumen ve alel’ıtlak harâm olunca kendine tecâvüzün daha ziyade evleviyyet ve kuvvet ile harâm olduğu da bizzarure anlaşılır. Ve kezâlik bütün bu beyanatta insana zahiren ve batınen muzırr olan her hangi bir şey’in dahi haram olduğu ve alel’umum ılleti hurmetin rics, fisk, bağy, teaddi bu dörtten birine, bunların da insana maddî veya ma’nevî, zahirî veya batınî zarar mefhumuna, bunun da hukmi İlâhîye raci’ bulunduğu ve bunların teferrüatını bundan evvelki âyetlerde gösterildiği üzere tahrici menat veya tenkıhı menat veya tahkıkı menat ile bu asıllara irca’ ederek anlamak lâzım geldiği de münfehim olur ki bunlar gerek diğer âyetlerde gerek sünneti nebeviyyede tavzıh ve tafsıl edilmiştir. Yırtıcı canavarların ve kuşların ve haşeratı habîsenin ve zehirlerin hurmeti de hep bu ılletlerle bu asıllara müteferri’dir. İşte bu suretle burada Resulullaha olunan vahiyde haram kılınan mat’ûmâtın bu istisnâlarla ta’dâd ve tafsıl olunan şeylere münhasır bulunduğu tebliğ edilmiştir. Demek ki Mekkede bu âyetin nüzulüne kadar taâma âid olarak bunlardan başka haram bulunmadığı muhakkaktır. Acabâ sonradan oldu mu olmadı mı? Gerçi bu âyet diğer hususatta olduğu gibi taam hususunda da bil’ahare daha diğer tahrimatın vahyolunmasına münafi değildir. Netekim sûrei «Maide» deki tafsılât nüzulen bundan muahhırdır. Bununla beraber bir çok müfessirîn bu âyetin muhkemattan olduğunu nakl-ü beyan etmektedirler. Binaenaleyh bu babda kitâb ve sünnette bundan sonra vârid olan tafsılât bu âyetin haricinde bir şey’ı tahrim etmemiş, ya’ni bundaki hasrı nesheylememiş belki bunu tavzıh ve tefrı’ eylemiştir. Ve netekim sûrei «Bakare» âyeti Medenî olduğu halde onda da «اِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ» diye yine kasrile varid olmuştur. Bunun için ba’zılarının dediği gibi burada istisnâ, münkatı’dır bu ise kasr ifade etmez demesi de mu’teber olmaz. Çünkü «اِنَّمَا» bil’ittifak edatı kasırdır. Şu halde mat’ûmât ta’birinin meşrubâta dahi şümulü kabul edilirse «rics» mefhumu altında hamir ve müskiratın dahi hurmetine daha Mekkede iken işaret buyurulmuş demektir. Maamafih bu sûrede bu âyetin Medenî olan bir kaç âyet cümlesinden olduğu hakkında da bir rivayet vardır. Ve bu takdirde âyetin muhkemattan olduğu daha ziyade zahir olur. Ya’ni hukmünde hiç bir mensuh bulunmadığı muhakkaktır. Ancak böyle olması rics, fisk, bağy, teaddi ılletlerinin ba’zı şeylerde tahakkuku hafiy olabileceği cihetle meyte, demi mesfuh, lâhmi hınzir, «مَآ اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ» ve umumen ma’lûm olan necasattan başka şeylere derecei şümulü i’tibariyle muhtacı tefsir ve tahric ba’zı cihetleride muhtevi olmasına mani’ değildir.
Vahyi Muhammedî böyle. Daha evvel