En'âm Sûresi 121. Âyet
Mekke · Cüz 8 · Sayfa 143
وَلَا تَأۡكُلُواْ مِمَّا لَمۡ يُذۡكَرِ ٱسۡمُ ٱللَّهِ عَلَيۡهِ وَإِنَّهُۥ لَفِسۡقࣱۗ وَإِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ لَيُوحُونَ إِلَىٰٓ أَوۡلِيَآئِهِمۡ لِيُجَٰدِلُوكُمۡۖ وَإِنۡ أَطَعۡتُمُوهُمۡ إِنَّكُمۡ لَمُشۡرِكُونَ ١٢١
Üzerlerine Allah’ın ismi anılmamış olanlardan yemeyin, çünkü onu yemek yoldan çıkmaktır. Şeytanlar, dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, muhakkak ki, Allah’a ortak koşanlardan olursunuz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ ve üzerine Allahın ismi zikredilmedik şeyden yemeyiniz. -Bunun yenmesi, içilmesi melhuz her şey’e âmm olması ıhtimali yok değildir. Netekim bir kavlinde Atânın bu umuma temessük ederek «gerek mat’umat ve gerek meşrubattan her ne olursa olsun ismullah zikredilmemiş olan her şey haramdır.» dediği de menkuldür. Fakat sair Fukahanın cümlesi ve diğer kavlinde Atâ dahi bundan murad zebh-u tezkiye mes’elesi olduğunda müttefıktirler. Filvakı’ gelecek olan «قُلْ لَآ اَجِدُ» âyeti de bunu mukt azıydir. Şu halde «ما» mevsul ve ahdi şer’î ile zebhı mutasavver olan hayvanattan ıbâret olur. Ve «مَالَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ» zebh-u ekli melhûz bulunan ve fakat üzerine Allahın ismi anılarak zebhedilmemiş olan, ya’ni «بسمل» olmıyan şeyler demektir. Bu da zâhiri üzere şu üç şey’e mütenavil olur:
1- Meyte ki zebihsiz ölmüştür besmelesizdir.
2- Allahdan başkasının ismi anılarak zebhedilmiş olandır ki «مَآ اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ» dır.
3- Zebhedilmiş lâkin ne başkasının ne de Allahın ismi zikredilmemiş olandır ki buna «metruküttesmiye» ta’bir olunur. Ve bunda iki hal mümkindir: Birisi ismullah hatıra gelmekle beraber zikri tekkedilmiş olandır ki buna «amden metruküttesmiye» denilir. Biri de unutulduğundan dolayı terkedilmiş olandır ki buna da «نِسْيَانًا مَتْرُوكُ التَّسْمِيَة» denilir. Ve «مَالَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ» in zâhiri ıtlakına nazaran nisyanen metruküttesmiye olanın da diğerleri gibi ekli haram görünür. İbni Ömer, ibni Sirîn ve daha ba’zılarından ve Davudi Zahirîden bu kavil’ merviydir. Ve gerçi meyte ve ma ühille ligayrillah bu nehiyde, tesmiye bulunmamak mefhumiyle, dahil olduklarından dolayı bunun amden metruküttesmiyeye şümulü hepsinden zahir ise de göreceğimiz veçhile nisyanın duhulüne mani’ vardır. Hattâ imamı Şafiî daha mufassal ve müfesser olan «قُلْ لَآ اَجِدُ» âyetinde metruküttesmiye tasrih edilmemiş bulunduğundan dolayı onun zahirini bunun zahirine tercih ederek buradaki «مَالَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ» i mâ ühille ligayrillâhe tahsıs etmiş ve zebheden müslim veya kitabî olduğu takdirde gerek amden ve gerek nisyanen metruküttesmiye olanın ekli halâl olduğuna kail olmuştur ki bu kavil, İbni ebi Leylâ ve Evzaî gibi daha ba’zı zevattan dahi merviydir. Fakat sayd ve zebha müteallık olarak sûrei «Maide» ve sûrei «Hac» de varid olan «وَاذْكُرُوااسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهِ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَآفَّ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا» ve burada işbu «وَلَا تَاْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ» nehyiyle makablindeki «فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ» emrinin tekabüli tammından zebih ve saydde tesmiyenin farzıyyeti pek zahir ve sarih olarak anlaşılmakta olduğu ve mahlâs mümkin iken terciha gitmek de câiz olamıyacağı cihetle tesmiyenin farzıyyetine ve metruküttesmiyenin hurmetine doğrudan doğru taallûk eden bu âyetlerin mantukunu ihmal etmek elbette şayânı kabul görülemez. Filhakıka imamı a’zam Ebu Hanife Hazretleri de «eğer müslim tesmiyeyi amden terkederse yenmez, unutur da terkederse yenir» demiştir ki imamı Mâlikten de Malikiyyece en muhtar rivayet budur. İbni atıyye bunun cumhur kavli olduğunu söylemiştir. Hazreti Aliyden, ibni Abbastan Mücahidden, Atâ ibni ebî Rebahtan, Said ibni Müseyyebden ibni Şihab ve Tavustan merviydir ki bu zevat «üzerine tesmiye unutulub da zebholunanın eklinde beis yoktur» demişlerdir. Bir de Hazreti Aliy «اِنَّمَا هِىَ عَلَى الْمِلَّةِ» ya’ni tesmiye mes’elesi ancak din üzerine mübtenîdir demiş ibni Abbas da «müslimin zikrullah kalbindedir ve şirkte ismin menfeati olmadığı gibi millette de nisyanın zararı yoktur» demiştir ki amdin zararını ifade eder. Doğrusu dikkat olunursa bu âyetin nisyana değil ancak amde müteveccih olduğu anlaşılır. Çünkü unutana fasık denilmiyeceği müttefakun aleyhtir. Fisk ancak amde nisbet olunur. Burada ise buyuruluyor ki وَاِنَّهُ لَفِسْقٌ ve şu muhakkak ki bu her halde bir fisktir. -Emre itâatten çıkmaktır. Ve hattâ şimdi görüleceği üzere ba’zı ahvalde dinden çıkmak ve şirke düşmektir. Ya’ni zebh-u sayd üzerine Allâhın ismi zikredilmemek veya zikredilmiyenden yemek her biri de bir fisktır. İşte «لَا تَأْكُلُوا» nehyi böyle fisk ile ta’lil olunarak te’kid buyurulmuştur ki bu hem terki tesmiyeden nehyi hem de ekilden nehyi tazammun ve amdi ıktıza eder. Binaenaleyh tezkiyede tesmiye hem bir şart olarak farzdır hem de oruçta imsâk fars olduğu halde unut ub yemekte fasid olmadığı gibi nisyan ile terki tesmiye de tezkiyeyi müfsid olmaz. Burada besmele denilmeyib de tesmiye ta’bir edilmesinin de sebebi vardır. Zira tesmiye, ismullahı her hangi bir suretle zikretmektir ve besmeleden eamdır. Meselâ Allahü ekber veya sübhanallah veya lâilâhe illâllah demek de bir tesmiye, bir zikirdir. Arabcadan maada lisan ile de olabilir. Besmele ise «بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ» veya sadece «بِسْمِ اللّٰهِ» demektir. Ve bir tesmiyei mahsusadır. Âyetlerde emrolunan da alel’ıtlak ismullahın zikri olduğundan farz, besmele değil tesmiyedir. Ve lâkin bu tesmiyenin besmele ile olması da sünnettir. Ve zebihde tesmiyenin sünneti sadece «بِسْمِ اللّٰهِ» demektir. «بِسْمِ اللّٰهِ اَللّٰهُ اَكْبَرْ» demek daha efdaldır. Yemek te tesmiyenin sünneti de «بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ» dir. [Sûrei «Maide» ye «حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ» sahifesine «الا ما ذكيتم» ve «اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ» bak.].
Hulâsa üzerine ismullah zikredilmiyen şey’i yemeyiniz ve bunun zahiren başka fenalığını ve açık bir zararını anlamazsanız bile her halde bir fisk olduğunu ve zararı batınî ve ma’nevîsi ve bir cezası bulunduğunu muhakkak biliniz. Ey mü’minler وَاِنَّ الشَّيَاطٖينَ لَيُوحُونَ اِلٰٓى اَوْلِيَآئِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ şu da muhakkak ki Şeytanlar dostlarına sizinle mücadele etmeleri için vahy eder gibi gizli telkınatta bulunurlar. -Bu emirlerin aksine olarak ismullah zikredileni yemeyin de edilmiyeni yeyin derler. Şeyatînden murad, gizli Şeytanlar İblis ve cunudü ya’ni Şeyatîni Cin, bunların dostlarından murad da Şeyatîni ins ve etbaı olduğu zâhirdir. Bir de Ikrimeden bir rivayette denilmiştir ki Şeyatînden murad, Mecus mütemerridleri, dostlarından murad da Kureyş müşrikleridir. Bunlar arasında cahiliyyede dostluk ve mükâtebe cereyan ederdi. Meytenin tahrimi nâzil olması üzerine farisî mecusları, Kureyş müşr iklerine «Muhammed ve eshabı Allahın emrine ittiba’ ettiklerini zumediyorlar, sonra da kendilerinin zebhettiği halâl, Allahın zebhettiği haram olduğu zu’munde bulunuyorlar» diye yazmışlardı. İşte Şeytanlar insanlara böyle telkınat ile lâşeleri, görünür görünmez pislikleri yedirmeğe ve Allahın emri hilâfına sevketmeğe çalışırlar. وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ Ve şayed siz onlara itâat edecek olursanız muhakkak ve muhakkak müşrik olursunuz.»- Bunun için zebih veya sayd olunub yenecek şeyler üzerine Allâhın ismini zikr etmemek veya üzerine Allâhın ismi zikredilmiyen şeylerden yemek sâde bir fisk olarak kalmaz. Şirk veya şirke müeddi de olur. Halbuki mü’min, müşrike benzermi? ١٢٢ اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشٖى بِهٖ فِى النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِى الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرٖينَ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali Şerifi