AyetSûreler

En'âm Sûresi 151. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 148

۞قُلۡ تَعَالَوۡاْ أَتۡلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمۡ عَلَيۡكُمۡۖ أَلَّا تُشۡرِكُواْ بِهِۦ شَيۡـࣰٔاۖ وَبِٱلۡوَٰلِدَيۡنِ إِحۡسَٰنࣰاۖ وَلَا تَقۡتُلُوٓاْ أَوۡلَٰدَكُم مِّنۡ إِمۡلَٰقࣲ نَّحۡنُ نَرۡزُقُكُمۡ وَإِيَّاهُمۡۖ وَلَا تَقۡرَبُواْ ٱلۡفَوَٰحِشَ مَا ظَهَرَ مِنۡهَا وَمَا بَطَنَۖ وَلَا تَقۡتُلُواْ ٱلنَّفۡسَ ٱلَّتِي حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكُمۡ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ ۝١٥١

De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

قُلْ تَعَالَوْا اَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ geliniz de size rabbınızın asıl haram kıldıklarını okuyayım. -İbni Abbas Hazretleri demiştir ki: bu âyetler o âyâti muhkemattır ki kitâbların hiç birinde neshedilmemiştir. Bunlar Beni Âdemin hepsine haramdır. Ve «مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ» dır. Bunlarla amel eden Cennete girer, etmeyen Cehenneme. Kâ’bül’ahbarda demiştir ki bu âyetler Tevratın başlangıcıdır: «بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ قُلْ تَعْالَوْا» el’âyat.. bu suretle bütün şerayiı halk bunlar üzerinde içtima’ etmiş, bunların Musa aleyhisselâma inzal edilen «kelimatı aşere» olduğu da söylenmiştir. Bunu bükaî «مَصَاعِدُ النَّظَرِ لِلِاشْرَافِ عَلَى مَقَاصِدِ السُّورِ» namındaki eserinde şöyle iyzah eder: Ya’ni bu âyetler Allah tealânın Musa aleyhisselâma yazdığı elvahı cevherde ilk yazdığı âyâtı aşereyi müştemildir ki şunlardır: Şirkten, yemini kâzibeden, ukukı valideynden, katilden, zinâdan, sirkatten, tezvirden, başkasının elindekine göz dikmekten nehiy, sebte ta’zım ile emir. اه Görülüyor ki bu dokuzdur, bütün bunların birincisi de sûrenin başından beri iyzah oluna gelen iymanı tevhiddir ki bu nehyi şirkte münderiç olmakla beraber üçüncü âyette bilhassa tavzıh ve telhıs de edilmiştir. Binaenaleyh bunlar evvel-ü âhır bir esasta münderiç olan ve dini hakkın esasını teşkil eden ve ümem-ü a’sarın ıhtilâfiyle ıhtilâf etmiyen ahkâmı aşeredir. اَنْ Şöyle ki: لَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْئًا Ona hiç bir şey şerik koşmayınız. -İ’tikad noktai nazarından Allaha her hangi bir şeyi hiç bir veçhile şerik iddia etmeyiniz, amel noktai nazarından Allaha ma’sıyyet olan hususta başkasına itaat etmeyiniz. وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا ve valideyninize ıhsan: -Ya’ni «اَحْسَنُوا بِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًا» baba ve ananıza iylik ve güzellik ediniz.- Burada muharrematın ya’ni menahinin beyan olunacağı söylenmiş iken böyle bir emrin nehiyler sırasında ne münasebetle irad edilmiş olduğu suali hatıra gelebilir. Fakat evvelâ muharremati berveçhi âtî okuyayım denilib de bir takım nevahiy ve evamir zikrolunduğu zaman, işte o muharremat bu tafsılât içindeki nevahiydir demek olur. Ve maksadın yalnız muharrematı değil onlarla şiddeti alâkası bulunan evamiri de beyan olduğu anlaşılır. Saniyen bununla şu da gösterilmiş olur ki hurmet yalnız nehyi sarihten değil ba’zan emirden de anlaşılır. Bundan dolayı Ilmi usulde şu kaide müsbettir ki: Bir şeyle emir zıddının tahrimini ıktiza eder, eğer ademi tahrim, emirden maksudu fevt edecekse, değilse kerahetini istilzam eyler. Ve işte gerek bu ve gerek gelecek olan «اَوْفُوا الْكَيْلَ اِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَبِعَهْدِ اللّٰهِ اَوْفُوا» emirleri de hep böyledir. Binaenaleyh «valideyninize ıhsan ediniz» emri «onları aslâ incitmeyiniz» nehyini de müstelzimdir. Ya’ni anayı babayı incitmek o kadar haramdır ki hatır ve hayale getirilecek şey değildir. Onlar hakkında ancak ıhsan vazıfesi düşünülmelidir ve ancak o yapılmalıdır. Salisen bu sureti nazım şunu da iyma eder ki anaya babaya ıhsan bu kadar yüksek bir vazife olmakla beraber Allaha şirki istilzam etmemelidir. Ya’ni ana baba evladlarının Allaha ısyan etmesiyle memnun olacaklar ise onları bu suretle memnun etmeğe çalışmak Allaha şirk ma’nâsında olacağından dolayı menhiy ve haramdır. Netekim sûrei «Lokman» da «وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ بٖى مَالَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِى الدُّنْيَا مَعْرُوفًا» âyeti ve emsali ile bu tasrîh edilmiştir. وَلَا تَقْتُلُٓوا اَوْلَادَكُمْ مِنْ اِمْلَاقٍ Yoksulluktan dolayı evlâdınızı katil de etmeyiniz. -Bu da haramdır. Anaya babaya ıhsan evlâdın vazifesi olduğu gibi evlâdın hakkı hayatına tecavüz etmemek, muhafaza eylemek de ebeveynin vazifesidir. Sûrei «İsra» da «وَلَا تَقْتُلُوٓا اَوْلَادَكُمْ خَشْيَةَ اِمْلَاقٍ» evlâdınızı yoksulluk korkusu ile katletmeyiniz buyurulmuştur ki buradaki bir delâleti izahtır. Çünkü «bilfiil fakırım besliyemiyeceğim» diye evlâdı öldürmek haram olunca fakır değil iken fakır olmak korkusu ile evlâd katletmenin haram olacağı evleviyyetle aşikârdır. Ve işte bunların her biri bir âyette tansıs olunmuştur. «قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ قَتَلُوٓا اَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ» den dahi anlaşıldığı üzere Arab müşrikleri kız çocuklarını diri diri kabirlere gömüyorlardı ki buna «وأد» ta’bir olunur. Ve bunu ba’zısı bir gayreti cahiliyye ile ba’zısı da fakırlık saikası veya korkusiyle yapıyorlardı ve hakıkatte sebebi galib bu korku idi. Bu mülâhaza ile idi ki Şeytan onlara katli evlâdı hoş gösteriyordu. Filhakıka evlâda karşı vuku’bulan bu cinayete ekseriyyetle sevkeden en mühim sebeb beslemek endişesidir. Bunun karşısında diğer sebebler kale alınmıyacak kadar hukümsüzdür, enderdir. Binaenaleyh bilhassa bu sebebin reddiyle diğer esbabı zaiyfe ve mevhumenin reddedilmiş olacağında şübhe yoktur. Sonra bu nehiy, Arab müşriklerinin kız evlâdı hakkındaki «وأد» âdetlerini bilhassa istihdaf etmekle beraber hukmünün onlara munhasır olmadığı ve çocuk düşürmek cinayetlerine dahi şâmil olduğu derkârdır.

Hasılı gerek fakır olunuz ve gerek zengin, gerek zaıyf olunuz gerek kaviy evlâda bakmakla yoksul kalmaktan korkub onları her hangi bir suretle öldürmeyiniz نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَاِيَّاهُمْ sizi ve onları merzuk eden, besleyen ve besleyecek olan biziz.- Ya’ni siz değilsiniz. Binaenaleyh rızk istihsalinde acziniz dolayısile açlığa veya ölüme mahkûm olduğunuza hukmedib de katil cinayetini irtikâba kalkışmayınız. وَلَاتَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ ve fuhşiyyata yaklaşmayınız nevı’ fuhşiyyat gerek erazili müşrikînin yaptıkları gibi açık kârhânelerde olsun ve gerek eşraf denilenlerinin yaptıkları gibi ittihazı ahdan ile gizli surette olsun hepsi haram olduktan başka bunların mukaddimatı, esbabı ve vesaili de haramdır. Açık veya gizli fuhşiyyatı yapmak şöyle dursun onlara yaklaşmayınız bile. «وَلَا تَقْرَبُوا الزِّنٰٓى اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً» medlûlünce fahişeden mütebadir olan zinadır. Fakat fevâhış diye cem’i irad edilmesi zinâ kabilinden olan her nevı’ ef’ali şeniaya, ya’ni lisanımız ta’birince her nevi’ fuhşiyyata şümulünü ifade eder. Bundan dolayı ba’zı müfessirîn bunu alel’umum «اثم» ism ile tefsir edib «وَذَرُوا ظَاهِرَ الْاِثْمِ وَبَاطِنَهُ» medlûlüne irca’ eylemiş ise de gerek âyetin siyâkı ve gerek rivayet noktai nazarından bu ma’nâ burada pek zâhir değildir, Ezcümle bunun katli evlâd ile mutlaka katli nefis nehiyleri arasında zikri gösteriyor ki bunda da bir katil ma’nâsı vardır. Ya’ni fuhşiyyat, nefsinde bir cinayeti azîme olmakla beraber bir de katli evlâd hukmündedir. Çünkü veledi zinâ helâke ma’ruzdur, emvat hukmündedir. Netekim Resulullah azl hakkında bile «ذٰلِكَ الْوَأْدُ الْخَفِىُّ» buyurmuştur. Binaenaleyh fuhşiyyattın gizli açık ne kadar katillikleri tazammun ettiğini anlamalı. وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتٖى حَرَّمَ اللّٰهُ Allahın tahrim ettiği -ya’ni islâm ile olsun ahd ile olsun demini masun ve muhterem ve katlini haram kıldığı her hangi bir nefsi de katletmeyiniz اِلَّا بِالْحَقِّ meğer ki sabit bir hakk ile ola.- Müslim bir kimse aleyhine bu hak tarafı risaletten «لَا يَحِلُّ دَمُ امْرِىٍٔ مُسْلِمٍ اِلَّا بِاِحْدٰى ثَلٰثٍ كُفْرٍ بَعْدَ اِيمَانٍ وَزِنًا بَعْدَ اِحْصَانٍ وَقَتْلِ نَفْسٍ بِغَيْرِ حَقٍّ» müslim bir kimsenin kanı halâl olmaz, meğer ki üç sebebden birisile olsun: iymandan sonra küfür, ıhsandan sonra zinâ, bigayri, hakkın katli nefis «hadîsi nebevîsiyle beyan buyurulduğu üzere üç sebeble sabit olur. Sûrei «Mâide» de ise gayrı müslime de şâmil olmak üzere «بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى الْاَرْضِ» diye ikide hulâsa edilmiş ve «اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذٖينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِى الْاَرْضِ فَسَادًا اَنْ يُقَتَّلُوٓا اَوْ يُصَلَّبُوٓا» buyurulmuştur. Bu fesadın müslimden suduru takdirinde sebebi hak dörde balig olmuş olur. Hasılı diğer eşyada hıl, asıl hurmet ayrı bir delil ile sabit olursa da nüfus bunun aksinedir. Katli nefiste asıl olan haram olmaktır. Halâl olması ayrı bir delil ile sabit olabilir. ذٰلِكُمْ işte bu emr-ü nehyi: bu beş teklifi وَصّٰيكُمْ بِهٖ rabbınız size tavsıye etti -kemali lûtf-ü rahmetiyle müekked bir surette emr eyleyib ahid verdi (Sûrei Nisâ da «يُوصٖيكُمُ اللّٰهُ» bak) ki لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ akıl edesiniz:- Ya’ni bu nehy olunan haramların fenalığı ve bu tavsıyelerin faidesi aklı olanlar için zâhir ve bedihî olduğundan siz akıllarınız isti’mal ile nefislerinizi bağlayıb bu haramlardan men’eyliyesiniz.