En'âm Sûresi 149. Âyet
Mekke · Cüz 8 · Sayfa 148
قُلۡ فَلِلَّهِ ٱلۡحُجَّةُ ٱلۡبَٰلِغَةُۖ فَلَوۡ شَآءَ لَهَدَىٰكُمۡ أَجۡمَعِينَ ١٤٩
De ki: "En kesin ve üstün delil, Allah’ındır. Allah isteseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
قُلْ فَلِلّٰهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ binaenaleyh, de, hucceti baliga Allahındır. -Ya’ni madem ki siz ilme ve edillei hakka ehemmiyyet vermeyib hayatınızın istediği farzıyyatta bulunuyor ve ıhticaca salih bir ılmimiz olmadan fı’linizin yalanınızın be’sini inkâr ediyorsunuz o halde aleyhinizde «وَلَا يُرَدُّ بَاْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمٖينَ» hukmünü tatbık için mücrimiyyetiniz, müfteriliğiniz, yalancılığınız da’vasını bâliğan mabelâğ isbat edecek, son derece vazıh ve metîn ve sabit, nakz-u ibtali gayri kabil huccet, Allahındır. Çünkü Allah afâk-u enfüsde bu kadar delâil, ümemi sâlife ve hâzırada bir çok emsali ıbret ikame etmi ve rahmeti vasiasiyle size göz, kulak, akl-ü idrâk ve ıhtiyar vermiş, kitab ve Resul göndermiş «قَدْ جَآءَكُمْ بَصَآئِرُ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ اَبْصَرَ فَلِنَفْسِهٖ وَمَنْ عَمِىَ فَعَلَيْهَا وَمَآ اَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفٖيظٍ» buyurmuş, fi’ıllerinizin fenalığını ve onları rıza veya ırza ile hoşlanarak zevkınizle kesbinizle ve binaenaleyh mes’uliyyeti, lezzeti ve elemi size aid olmak üzere halkettiğini ve bunun nihayetinde bir haşr-ü ceza gününün geleceğini ve zalimlerin felâh bulmıyacağını anlatıb bu ahkâmı hıll-ü hurmeti beyan ve nihayet «وَاِنَّا لَصَادِقُونَ فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَاْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمٖينَ» hıtabını tebliğ ve sizin bunlara karşı tutunmak istiyeceğiniz tebliğ ve sizin bunlara karşı tutunmak istiyeceğiniz bu istidlâlinizin butlânını tefhim eylemiştir.- Bir de hucceti ilâhiyyenin kuvveti belâğatini anlamalı ki siz bunun karşısında tutunacak, söyliyecek bir şey bulamıyorsunuz da Allaha karşı yalnız onun meşiyyetiyle lehinize istidlâl ve ıhticac etmek istiyorsunuz, bu ise tamamen sizin aleyhinizde bir huccettir. Bu cihetle de hucceti baliğa Allahındır. Çünkü Allah dilese idi biz bu şirk-ü tahrimi yapamazdık demek, Allahın meşiyyetine karşı gelebilecek hiç bir meşiyyet olmadığını i’tiraf etmektir. Bu ise Allahın şeriki olmadığını ve Allahdan başka bir ma’bud, bir halik, bir hâkimi mutlak bulunamıyacağını ve bütün şirk da’valarının butlânını i’tiraf eylemektir. O halde siz bu istidlâl ile şirk-ü tahrimin hakkıyyetini isbata kalkışmakta mütenakızsınız. Kendi da’vanızı nakz-u iptal ve tevhidi isbat etmiş bulunuyorsunuz sonra da dönüb bununla şirki isbat ve tevhidi nakzettiğinizi zannedib Peygamberi tekzibe kalkıyorsunuz. Binaenaleyh bu meşiyyeti ilâhiyye hucceti sizin lehinizde değil tamamen aleyhinizde bir hucceti baligai ilâhiyyedir. Kezalik şunu unutmamak lâzım gelir ki tecelliyatını, taallûkatını tamamen bilemezsiniz, onu ancak o bilir «وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ», Ve siz onun meşiyyetinden değil, kendi meşiyyetinizden mes’ulsünüzdür. Ve Allahın rahmeti vasiasiyle bâ’zı ef’alinizde size meşiyyet verdiği ve sizin hakkınızda kendi meşiyyetinin bir kısmını sizin meşiyyetinize taleb-ü kesbinize rabt-u ta’lik eylediği ve «فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَآ اِثْمَ عَلَيْهِ» medlûlünce mükellefiyyet ve mes’uliyyetinizin bu kısma aid olduğu da muhakkaktır. Allah dilemeden sizin bir şey yapamıyacağınız nasıl bedihî ise Allahın bâ’zı şeyleri de sizin dilemeniz üzerine ve sizin rızanız ve talebinizle yaptığı ve bu suretle de bir çok şeyler halk ettiği dahi bedihîdir ki işte sizin mes’uliyyetiniz bu noktada, rahmeti vasıa ve be’si mücrimîn bu noktadadır. Ve iyman-ü ıbadet de bu kabildendir. O halde sizin mes’uliyyeti inkâr etmek için kendi meşiyyetinizi bırakıb da Allahın tafsılâtını bilmediğiniz meşiyyetiyle istidlâl etmeniz veya Allahın sizin meşiyyetinizi Allahın meşiyyetine ta’lik etmeniz ve binaenaleyh o dilemese idi biz müşrik olmazdık, o halde o dilemeyince iyman etmeyiz demeniz Allahın tamamen aleyhinizde bir hucceti baligasıdır. Çünkü hem Allahın meşiyyetini tutamak ediyorsunuz, hem de Allahın dilemediğini dileyorsunuz. Niçin müşrikliği, yalancılığı beğenib ıhtıyar ediyorsunuz da iymanda, doğrulukta cebr istiyorsunuz. Sonra da şirkinizin, iftiranızın cezasını işittiğiniz zaman Allah iymanımızı dilemedi ki iyman edelim diyerek i’tiraza kalkıyorsunuz. Ne biliyorsunuz ki siz iyman etmek dilerseniz Allah dilemeyecekti? Neye bilmiyorsunuz ki Allah size dileyin dedi de siz dilemediniz? Madem ki meşiyyet Allahındır, elbette Allahın dilediği olur, dilemediği olmaz, bu muhakkaktır. O halde siz dileseniz de dilemeseniz de şirk, batıl ve müşriklerin felâh bulmıyacağı, mücrimlerin, yalancıların ceza göreceği de muhakkaktır. Evet فَلَوْ شَآءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَعٖينَ Allah herkese alelıtlak hidayet dilemiş olsa idi müşrik, gayrı müşrik hepinizi hidayete kılar iymana muvaffak ederdi, lâkin siz de biliyorsunuz ki mecmuunuza hidayet etmemiştir, kiminiz hidayette, kiminiz dalâlettedir. Teferruatın ta’yininde ıhtılâf etseniz bile hepiniz şunda ittifak edersiniz ki muhalif muvafık, mü’min ve kâfir cümleniz hidayette değilsinizdir. Demek ki Allah hepinizin alel’ıtlak hidayetini dilememiş hidayeti ıhtıyar edene hidayet, dalâleti ıhtıyar edene dal âlet dilemiştir. Şu halde meşiyyeti ilâhiyede bir kısmınızın ya’ni hidayette olmıyanların felâh bulmıyacağı, be’s-ü azab göreceği ma’lûm ve muhakkaktır. Binaenaleyh be’s-ü azabı inkâr edenler hidayette değildirler. Ve bunların be’s-ü azab görecekleri kabili redd-ü inkâr değildir. İşte bu babda meşiyyeti ilâhiyye ve istidlâlden alınacak doğru netice budur. Yoksa müşriklerin, mücrimlerin, yalancıların vakı’de mevcudiyyetinden ya’ni Allahın bunları halk ve kendi dilekleri olan mücrimiyyetlerini irade etmiş olmasından o cürmün, o yalanın, o şirk-ü tahrimin de Allaha ve Allahın emrine, rızasına isnad edilmesi lâzım gelmez. İndallah mücrimin mücrimiyyeti muhakkak, cürmü ve cürmünün be’si de muhakkak, yalancının yalancılığı muhakkak ve meşiyyeti ilâhiyeye mukarindir, rızasına mukarın değildir fakat söylediği yalânın mazmunu vakıde tahakkuk etmez, Allahın ne meşiyyetine, ne de rızasına mukarin değildir. Zira yalana meşiyyeti ilâhiyye taallûk etse idi yalan olmaz hakk olurdu. İşte şirk’ü tahrim hars-ü en’am da böyledir. Müşrik var» cürmü de var, be’si de vardır. Bunlara meşiyyeti ilâhiyye taallûk etmiştir. Lâkin müşrikin iddia ettiği şeriki ilâhî ve hurmet yalandır. Bunlara ne meşiyyeti ilâhiye ne rızayı ilâhî taallûk etmemiştir. Be’s de bundandır.
Ya Muhammed. Allahın hucceti baligasına karşı hiç huccetleri olmıyan ve tutunmak isteyecekleri meşiyyeti ilâhiyye dahi aleyhlerinde bulunan o müşriklere