AyetSûreler

En'âm Sûresi 147. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 148

فَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل رَّبُّكُمۡ ذُو رَحۡمَةࣲ وَٰسِعَةࣲ وَلَا يُرَدُّ بَأۡسُهُۥ عَنِ ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ ۝١٤٧

Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber O’nun azabı da suçlu toplumdan geri çevrilmez

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

فَاِنْ كَذَّبُوكَ seni tekzib ederlerse -ezcümle Yehudîler» hayır bize tahrim edilenler böyle değil idi veya bu tahrim sonradan bağyimizin cezası olarak değil ta aslından böyle idi, bu tahrim ve ceza vahyi, bu haber ve tehdid yalandır.» diyecek olurlarsa ( «كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِبَنٖٓى اِسْرَٓائٖيلَ» bak). فَقُلْ de ki رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ rabbınız geniş bir rahmet sahibidir.- Cebr-ü tazyikı sevmez, her ma’sıyete hemen muâhaze edivermez, tevbeyi kabul eder, rahmeti gazabından vasi’ ve mukaddemdir. Bununla beraber وَلَا يُرَدُّ بَاْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمٖينَ mücrimler güruhundan onun be’si, şiddeti tazyikı, azabı redd-ü defi’ de edilmez. -Alel’umum mücrimler ne kadar imhal edilirlerse edilsinler cürümde devam ettikleri halde nihayet o rahmeti vasıadan mahrum ve bir azaba mahkûm olurlar ki bu nakabili redd-ü inkârdır. Binaenaleyh bağye ceza olarak tahrimin ta’mim ve teşdid edilmiş olması inkâr olunamıyacağı gibi o rahmeti vasıa ile bidayeten nail oldukları vüs’at ve ıhtıyara mağrur olarak hakkı tekzib etmek cürmi azîmini irtikâb eden mücrimler de bidayeten imhal olunsalar bile nihayet be’s-ü tazyikı ilâhî ile vüs’atleri darlığa, ıhtıyarları ıztırara münkalib olarak şiddeti azabı tatmıya mecbur olurlar. Ve bundan kurtulmağa imkân bulamazlar.

Velhasıl Allah tealânın rahmeti çok geniş olmakla beraber mücrimlere er veya geç be’si de kat’îdir. Şu halde meşiyyetullaha teallûk eden şeylerin ba’zıları be’s-ü azab olduğu da muhakkaktır. Takdiri İlâhîde beşer için ıhtiyar da var, ıztırar da vardır. Ve yukarıdan beri anlaşılageldiği ve ezcümle «فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ» ile telhıs olunduğu üzere tekâlifi İlâhiyye, emr-ü nehiy, hıll-ü hurmet, sevab-ü ıkab ıztırariyyata değil, ıhtiyariyyata teallûk eder. Taat, bu tekâlife bil’ıhtiyar muvafekat cürüm bu tekâlife bilihtiyar muhalefettir. Böyle ef’ali cürüm bu tekâlife bilihtiyar muhalefettir. Böyle ef’ali ıhtiyariyyenin takdir ve halkı ıhtiyarı abdi takdir ve ıhtiyariyyenin takdir ve halkı ıhtiyarı abdi takdir ve meşiyyeti İlâhiyyeyi meşiyyeti abde ta’lık ve tertib demek olduğundan bunlar da kaza ve kader, cebri mahız değildir. Gerçi Allah dilemeyince kimse bir şey yapamaz. Lâkin cürmün takdir ve meşiyyeti ilâhiyyeye ıktiranı Allahın rızası değil, mücrimin rızası noktai nazarındandır. Netekim «وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَاهُمْ مُقْتَرِفُونَ» buyurulmuştur. Rahîm olan Allah cürme razı olmadığı için ona be’s-ü ceza takdir etmiş ve böyle be’s-ü ceza takdir ettiği şeyleri de cürüm olarak takdir eylemiş. Bunları temyiz için insanlara idrâk, basıret, risalet, kitab, akıl ve hıkmet de vermiştir. Buna karşı mücrimin arzu ettiği cürme müsaade etmesi de cürme rızasından değil abdin rızasını is’af ve meşiyyetini infaz ile mes’uliyyetini tahkık içindir. Ve bu is’af, abdin marzîsi olmak i’tibariyle bidayeten bir rahmet ve fakat o cürüm, Allahın mebğuzu olmak ve indallah cezayı müstelzim bulunmak i’tibariyle de nihayeten bir nıkmettir. Ve bundan dolayıdır ki Allahın mücrimleri imhali ve meşiyyetlerini is’afı, netice i’tibariyle onları ukubeti âcileden daha büyük ve nâkabili red bir be’s-ü cezaya terk ve ırza demek olduğundan «وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ» buyurulmuştur. Madem ki Allahın dilediği şeyler miyanında rahmete mukabil be’s-ü azab dahi muhakkaktır. O halde Allah tealânın her meşiyyet ve halkı her veçhile rızasını müstelzim ve beisten hâlîdir denemez. Rızaullahın delilini meşiyyeti halkında değil emr-ü nehyinde aramalıdır. Binaenaleyh «وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ» buyurulduğundan dolayı «Allah dilemese idi fülân cürüm yapılamazdı meselâ yalan söylenemezdi o halde cürümde, yalan söylemekte beis yoktur, Allah buna razıdır» tarzında batıl bir istidlâl ile beyyinatı hakkı tekzibe kalkışmak bile bile ateşe atılmaktır.

Böyle iken bu nâkabili redd-ü inkâr tebliğatı ilâhiyyeye karşı