En'âm Sûresi 158. Âyet
Mekke · Cüz 8 · Sayfa 150
هَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن تَأۡتِيَهُمُ ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ أَوۡ يَأۡتِيَ رَبُّكَ أَوۡ يَأۡتِيَ بَعۡضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَۗ يَوۡمَ يَأۡتِي بَعۡضُ ءَايَٰتِ رَبِّكَ لَا يَنفَعُ نَفۡسًا إِيمَٰنُهَا لَمۡ تَكُنۡ ءَامَنَتۡ مِن قَبۡلُ أَوۡ كَسَبَتۡ فِيٓ إِيمَٰنِهَا خَيۡرࣰاۗ قُلِ ٱنتَظِرُوٓاْ إِنَّا مُنتَظِرُونَ ١٥٨
(İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyiz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
هَلْ يَنْظُرُونَ onlar başka bir şey’e değil اِلَّآ اَنْ تَاْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ancak kendilerine o Melâikenin «وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُوٓا اَيْدٖيهِمْ اَخْرِجُوٓا اَنْفُسَكُمْ» medlûlünce ellerini uzatıb canlarınızı çıkarın bakalım diyecek olan mevt veya azab Melâikesinin gelmesine اَوْ يَاْتِىَ رَبُّكَ yâhud rabbının gelmesine -kıyamet kopup «وَجَآءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا وَجٖٓىءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰى» medlûlünce haklarında en son hukmi rabbanînin zuhur etmesine اَوْ يَاْتِىَ بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ veya rabbının ba’zı âyetleri gelmesine- «فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَآءِ اَوْ تُسْقِطَ السَّمَآءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا» dedikleri veçhile başlarına taş yağmak veya Sema parçalanıb üzerlerine düşmek veya kıyamet alâmetleri zuhur etmek gibi her halde fi’len mahv-ü helâke delâlet eden ve kendilerini iymana mecbur edecek olan bir takım alâmetlerin gelmesineb akarlar, bunlardan birisi olmayınca iyman etmezler. Fakat يَوْمَ يَاْتٖى بَعْضُ اٰيَاتِ رَبِّكَ o gün ki rabbının ba’zı âyetleri gelecektir لَا يَنْفَعُ نَفْسًا اٖيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فٖٓى اٖيمَانِهَا خَيْرًا ondan evvel iyman etmiş veya iymanında bir hayır kesb eylemiş olmıyan hiç bir nefse o günkü iymanı menfeat vermiyecektir. - Hali ıhtidarda olduğu gibi o gün artık teklifin zamanı geçmiş, mes’uliyyet zamanı başlamış, iyman ile kazanılması mümkin hiç bir hayır kalmamış olur «يَكُ يَنْفَعُهُمْ اٖيمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَاْسَنَا» medlûlü üzere be’sin ıyanen görüldüğü böyle yeis zamanında iyman kabul edilmez ve hiç bir fâide vermez. İymanın makbul olması hazır ve meşhude değil gayb-ü istikbale tealluk etmesinde, ıyanî değil bürhanî olmasında ve istikbal için bir hayır kesbine imkân bulunacak kadar mukaddem bulunmasındadır. Olacak olmağa başladıktan sonra inanmakta fâide yoktur. Olacağa olmadan evvel inanmalı ki zararından kurtulmak için işe yarayacak tedarükâtta bulunulabilsin. Meselâ «bir gün gelecek ki münkirlerin, yalancıların, kötülerin, mücrimlerin cezası verilecek, bir gün gelecek ki alım satım olmıyacak dostluk, şefaat yapılmıyacak, kimse kimseden bir hayır görmiyecek» denildiği zaman öyle şeymi olur, hele bakalım o gün gelsin de çaresine bakarız deyib de inanmıyan, inanıb da öyle bir güne yarar bir hayır kazanmıyan kimseler, o günün geldiğini görüb içine düştükleri zaman çâr, naçâr inanırlarsa da o gün bu iymandan kendileri için hiç bir menfeat hasıl olmaz, iş işten geçmiş bulunur. Hasılı Allah tealânın iki türlü âyâti vardır. Bir kısmı müstakbeldeki vakıatı gıyablarında, ya’ni vuku’larından evvel ıhbar ve iş’ar eden âyât ve delâilidir ki sonunda fâidesi olacak iyman bu âyetleri tasdık ile iymandır. Âhıret bununla kazanılır. Peygamber, kitâb, ılim bu âyetlerdendir, mü’min ve kâfir farkı bu âyetlere nazarandır. Allah tealânın diğer bâ’zı âyetleri de vardır ki bunlar vakıâtın bilfi’il vukua başladıklarını ve kudreti ilâhiyyenin halen tecellisini gösterirler ve evvelki âyetlerin me’ali ve mâsadakı olurlar. Bunlar gelince hukmünü bizzarure icra eder, inanmak ıhtimali kalmaz, fakat inanmanın fâidesi olmaz. Bundan kurtulursa evvelce haberdâr olub da inanan ve ona göre korunabilenler kurtulurlar. Şimdi evvelki âyetler kabîlinden olan Kur’anın bu âyeti ve bu fıkrası bu vechile gösteriyor ki bu ikinci kısım âyetler de bir gün olub gelecektir. Ve bu gün bu âyâtı tekzib ve halkı ıdlâl edenler o gün o inanmadıkları vukuatı görüb inanacaklar, fakat onlara vukuundan evvel iyman etmiyen veya iymanında bir hayır kazanmıyanlara o gün iymanları hiç menfeat vermiyecektir. Şu halde iymanlarından sureti kat’iyyede intifa’ edebilecek olanlar o günden evvel iyman etmiş ve iymanında hayr kazanmış olan ya’ni iyman ile ameli salihi cemeylemiş bulunanlardır. Bununla beraber önce iyman etmiş, fakat bir hayır kazanamamış olanlar kezalik sonraki iymanında olsun bir hayır kazanmağa imkân bulmuş olanların iymanlarının menfeatten hali kalmıyacağı da anlaşılıyor. Çünkü «اَوْ كَسَبَتْ فٖٓى اٖيمَانِهَا خَيْرًا» cümlesi «اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ» cümlesine ma’tuftur bu suretle «لَمْ تَكُنْ» nefyi sebkı iyman veya iymanda kesbi hayr bu ikisine terdid ile müteallık olarak nefse sıfat olduğundan o gün, ne sebkı iyman, ne de iymanında kesbi hayr hiç birisi bulunmamakla muttasıf olan kimseye iymanının menfeati olamıyacağını ifade eder. Binaenaleyh hem sebkı iyman hem iymanda kesbi hayr ikisiyle ve yahud lâekal birisiyle muttasıf olana o gün Mu’tezilenin dediği gibi iymanı menfeat vermez denemiyecektir. Bil’akis mefhumı muhalifinden bunların birisi bile menfeatten hali olamıyacağı anlaşılır. Mefhumı muhalefetle isdidlâl caiz olmadığına nazaran bunlardan birinin menfeati bu âyet ile isbat olunamazsa da bu âyet ile inkâr da edilemez. Bununla beraber diğer âyât ve ehadiste bunlardan birinin de menfeatten hali olmıyacağını gösteren delâletler yok değildir. Burada şu noktayı da şayanı ıhtar buluyoruz: Görülüyor ki âyette «اٰمَنَتْ» cümlesinde «مِنْ قَبْلُ» kaydi var, buna ma’tuf olan «اَوْ كَسَبَتْ» cümlesinde bu kayid yoktur. Ilmi usulde ve kütübi Arabiyyede de beyan olunduğu üzere ma’tufun aleyhin kaydini ma’tufta dahi i’tibar zarurî değild ir. «جَاءَنِى زَيْدٌ الْعَالِمُ وَعَمْرٌو» denildiği zaman Amrın de âlim olması lâzım gelmez. Böyle olduğu halde keşşaf ve sâir bir takım müfessirîn bunu «لَا يَنْفَعُ اْلِايمَانُ حِينَئِذٍ نَفْسًا لَمْ تُقَدِّمْ اِيمَانَهَا اَوْ قَدَّمَتْهُ وَلَمْ تَكْسِبْ فِيهِ خَيْرًا» ya’ni mukaddema iyman etmemiş veya etmişse de o iymanda bir hayır kesbeylememiş bulunan nefse o günkü iymanı menfeat vermez» diye tefsir etmişlerdir ki bunun hasılı âyeti «لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ فٖٓى اٖيمَانِهَا مِنْ قَبْلُ خَيْرًا» mealinde mülâhaza etmektir. Bunda ise kesbi hayır fıkrasında dahi iymanın o güne tekaddümü şart edilmiş, fakat hayrın kesbi de o günden evvel olmakla takyiyd olunmamış demek olur. Şu halde iymansız hayır, nâfı’ olamazsa da mukaddem iymanı olan o gün dahi imkân bulur bir hayır kazanabilirse faidesini görmesi melhuzdur. Filvakı’ Akaid ulemâsının iymanı yeis makbul değilse de tevbei yeis makbul olur demeleri de buna mutabıktır. Lâkin buna karşı o gün kesbi hayr mümkin ise iyman neye nâfı’ olamasın? Değil ise iyman gibi kesbi hayrın de o günden mukaddem olması lâzım gelmez mi? suali varid olur. Ve bu mülâhaza iledir ki hem iymanın hem kesbi hayrın o günden mukaddem olması lüzumu mütebadir görünür. Bu surette ise âyet «لَمْ تَكُنْ اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ اَوْ كَسَبَتْ مِنْ قَبْلَ فٖٓى اٖيمَانِهَا مِنْ قَبْلَ خَيْرًا» mealinde demek olur. Ma’nâ bu olduğu takdirde âtîde birinci fıkranın hiç hukmü yok demektir. Zira o zaman yalnız iymanı sabıkında hiç bir menfeati olmıyacak demek olur. Netekim mu’tezile böyle anlaşılmışlardır. Halbuki ma’nâ bu olsa idi «لَا يَنْفَعُ نَفْسًا اٖيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ كَسَبَتْ فٖٓى اٖيمَانِهَا خَيْرًا» denilmek kâfi gelirdi. Binaenaleyh biz kesib fıkrasında «مِنْ قَبْلُ» kaydini ı’tibâra karine görmüyoruz ve zâhir vechile ıtlakı üzere mülâhaza etmek lüzumuna kail oluyoruz. Ve öyle anlıyoruz ki bu ba’zı âyâtın gelmesi kesbi hayrı alel’ıtlak imkânsız kılmıyacaktır. Meselâ marazı mevtte olduğu gibi vakıa tamam olmadan iyman edib kesbi hayrın mümkin olduğu lâhzada bulunabilecektir. Ve o halde bir kâfir o gün âyâtın zuhuru üzerine iyman eder ve o iyman ile bir hayr kesbine imkân da bulabilirse ye’s-ü beis temamen tahakkuk etmemiş olduğundan bu iymanın dahi menfeat verebilmesi melhuzdur. Ya’ni iymanın makbul ve nâfi’ olabilmesi için her halde o iymandan sonra bir hayr kesbine imkân bulunmalıdır. Kıyamet alâmetleri gibi âyâtı ye’sin zuhurundan evvel hali vüs’atte kabûli iyman için mücerred iymanı kesb kâfi olabilecek fakat o âyetlerin zuhurundan ı’tibaren iyman için bilfiıl kesbi hayr etmiş olmak da şarttır. Çünkü vakit daralmıştır. Çünkü vakıa tamam olunca be’s-ü yeis tamam olacak, hayra imkân kalmıyacak ve artık iymanın da bir nef’ı olmıyacaktır. Velhasıl âyetteki birinci «اٰمَنَتْ مِنْ قَبْلُ» fıkrasında iyman o günden mukaddem olmakla mukayyeddir. Lâkin kesbi hayr etmiş olsun olmasın iymanı sabık demektir. İkinci «اَوْ كَسَبَتْ فٖٓى اٖيمَانِهَا خَيْرًا» fıkrasında ise iyman kesbi hayr ile mukayyeddir. Lâkin gerek iyman ve gerek kesib «مِنْ قَبْلُ» olmakla mukayyed değildir. İymanı sabıkla kesbi hayre muhtemil olduğu gibi o günkü iyman ile mümkin olduğu takdirde kesbi hayre dahi muhtemildir. Ve terdid bu iki mütekabil fıkra beynindedir. Ve işte o gün bunların hiç birisiyle ittisaf etmemiş bulunan kimsenin iymanı aslâ menfeat vermiyecektir. Kesbi hayre mukarin iymanı sabık kat’ıyyen makbul ve nâfi’, sabık olan iymanı mücerred veya kesbi hayre mukarin iymanı lâhıktan her biri de menfeatten hâlî kalmıyacaktır. «فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ» Binaenaleyh iyman ve kesbi hayr önceden olmalı, maamafih her hangi bir vakıai mü’limenin alâimi başlamış da olsa tamam olmadan yesi küllîye düşmemeli, o zaman olsun derhal iyman ile kesbi hayre şitab etmelidir. Meselâ kıyamet alâmetleri zuhur etmeğe başlamış da olsa henüz kopub bitmemiş ise iyman ile ameli salihten sarfı nazar etmemelidir. Lâkin mukaddemâ iymanı olmıyanların ve kesbi hayra alışmamış bulunanların o gün bu imkandan da istifâde edebilecekleri çok meşkûktür. Hele küfr-ü tekzibi, dalâl-ü ıdlâli ı’tiyad etmiş olanlar vakıa tamam olub hiç bir şey yapmak imkânı kalmayıncıya kadar iyman ve hayra yanaşmaz, bunu da atlatacağız sanırlar. Ondan sonra iyman edecek olsalar da iymanlarının bir menfeati olmak ıhtimali kalmaz. Şimdi onlar bugün gelmiyecek zanneder ve geleceğini ıhbar ve iş’ar eden âyâtullahı tekzib ederler de âyâtı vuku’dan başka hiç bir şeyi nazarı ı’tibare almazlar amma her halde o gün gelecek ve o âyetler de zuhur edecektir. Ey Resul قُلِ انْتَظِرُوٓا اِنَّا مُنْتَظِرُونَ «muntazır olunuz, biz hiç şübhesiz muntazırız» de. -Ya’ni siz müşrikler o üç şeyden dilediğinizi gözleyiniz ki ne beklediğinizi göresiniz. Biz mü’minler sizin o fena akıbetinizi görmek için onlara kemali iyman ile muntazırız diye onları inzar ve mü’minleri tebşir eyle. Filhakıka «Bedr» den ı’tibaren bu inzar-ü tebşirin tahakkuku görülmeğe başlamıştır.
Her halde: ١٥٩ اِنَّ الَّذٖينَ فَرَّقُوا دٖينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فٖى شَىْءٍ اِنَّمَآ اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ ١٦ مَنْ جَآءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَا وَمَنْ جَآءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Meali Şerifi