En'âm Sûresi 146. Âyet
Mekke · Cüz 8 · Sayfa 147
وَعَلَى ٱلَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمۡنَا كُلَّ ذِي ظُفُرࣲۖ وَمِنَ ٱلۡبَقَرِ وَٱلۡغَنَمِ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ شُحُومَهُمَآ إِلَّا مَا حَمَلَتۡ ظُهُورُهُمَآ أَوِ ٱلۡحَوَايَآ أَوۡ مَا ٱخۡتَلَطَ بِعَظۡمࣲۚ ذَٰلِكَ جَزَيۡنَٰهُم بِبَغۡيِهِمۡۖ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ ١٤٦
Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında, yahut bağırsaklarında bulunan, ya da kemiğe karışan yağlar dışında, sığır ve koyunun da, yağlarını onlara haram ettik. Saldırganlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru söyleyenleriz
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَعَلَى الَّذٖينَ هَادُوا Yehudî olanlara da حَرَّمْنَا كُلَّ ذٖى ظُفُرٍ her tırnaklıyı haram kıldık. -Zufur, tırnak demektir. Fakat Arabcada muhtelif hayvanların tırnaklarına ayrı ayrı isimler verilmiş olduğu için zufur kelimesinin ıtlakı temamen lisanımızdakinin aynı değildir. Meselâ at ve katır gibi tek tırnaklıya «hâfir» sığır ve davar ve ahû gibi çatal tırnaklıya «zılf» deveninkine «huff», canavarların pençesine ve yırtıcı kuşların çengellerine «mıhleb» ve diğerlerine «zufür» denilir. Bunların hepsine de hakıkat olarak zufur ıtlak edilir mi edilmez mi? Bu cihet muhtelefün fiyhtir. Kamusta der ki: mıhleb «yırtıcı canavarların pençesine ve yırtıcı kuşun çengeline denir ki kaynak ve çıynak ta’bir olunur. Alâ kavlin mıhleb sayyad olan kuşun ve zufür sayyad olmıyanın çıynağına ıtlak olunur.» İlh.... demek ki bu kavle göre meselâ çaylağın çengeline bu sebeble zufür denmez, fakat kavli meşhure göre zufur, mıhlebden eamdır. Şu halde serçe, tavuk bil’ittifak ziy zufur, atmaca, şahin bil’ittifak ziy mıhleb ve bil’ıhtilâf ziy zufurda dahildir. Sonra hâfire, zılfa zuhur veya ziy zufur ıtlakı mecaz olduğu da tefsirlerde beyan olunuyor. Ve maamafih mecaz olmakla beraber ıtlak edildiği de münker değildir. Ve İşte bu ma’nâca zufur bizim tırnak ta’birimize muvafıktır. Daha sonra lisanımızda tırnak böyle hepsinden eam olduğu ve tek tırnaklı, çatal tırnaklı dahi denildiği halde sureti mutlakada «tırnaklı hayvan» ta’birinden orfen kedi köpek vesaire gibi yırtıcı hayvanlar tebadür eder. Fahrüddîni Razî bu âyette de bu ma’nânın mütebadir olduğuna kail olmuş ve «ziy zufür»ü mıhlebli sibâ’-u tuyur ve avcı hayvanat ile tefsir etmiştir. İbni Abbas ve Mücahid ve İbni Cübeyr ve Katade ve Süddîden ise bunun aksine deve ve deve kuşu ve ördek ve kaz ve saire gibi parmakları açık olmıyan hayvanlar diye menkuldür ki Zeccacın muhtarı da budur. İbni Zeyd bundan maksad bilhassa deve olduğunu, Dahhâk deve kuşu ve hımarı vahşî olduğunu söylemiştir. Gerçi bu tahsısler âyetin umumuna nazaran zaiyf ise de her halde bunlara şumulünü beyan noktai nazarından ehemmiyeti mahsusayı haizdir. Kelbî «tuyurdan her ziy mıhleb, devabtan her ziy hafir, siba’dan her ziynâb» demiş. Kutebî «burada zufur, hâfir menzilesindedir. Bunda devabtan her hâfiri bulunan dahil olur. Hâfire istiare tarikıyle zufur tesmiye edilmiştir» demiş, Sa’leb «saydetmiyen ziy zufur, saydeden ziy mıhlebdir» demiş, Nakkaş da «bu mutarrıd değildir, zira Arslan zu zufurdur» demiş Zemahşerî de «deve, tuyur ve siba’ gibi parmaklı olanlar» diye tefsir etmiştir ki bir çok müfessirînin muhtarı da budur. Ve bunda beygir gibi tek tırnaklılar dahil değildir. Bütün bunlardan anlaşıldığına göre «كُلَّ ذٖى ظُفُرٍ» ta’birinin deveye şümulü ekseriyyet kavlidir. Fakat velev mecaz olsun hafire de zuhur ıtlak edildiği münker değildir. Bundan dolayı bizim anladığımıza göre «كُلَّ ذٖى ظُفُرٍ» bakar ve ganem dahil olmamak üzere gerek beygir gibi tek tırnaklı olsun, gerek parmak veya parmak nişaneleri bulunsun tırnağı bulunan hayvanatın umumuna şamil olmalıdır. Zira burada zi zufur, bakar ve ganem ile mütekabil gibi zikredilmiştir. Yehudîler geviş getirmekle beraber çatal tırnağı bulunan hayvanların halâl ve bu iki vasıf bulunmıyan hayvanatın haram olduğunu söylemekte olduklarına göre sığır, koyun ve keçi ve emsali gibi hem geviş getiren, hem çatal tırnaklı olanlardan maadası kendilerine haram olmuş oluyor. Bu suretle deve geviş getirse de çatal tırnaklı olmadığından, hınzir çatal tırnaklı ise de geviş getirmediğinden, beygir, merkeb, katır vesairede ikisi de bulunmadığından haram oluyorlar. Alel’umum kuşlar ve balıklarda dahi bu iki vasıf bulunmadığından onlar da haram olmak ıktıza ediyor. Halbuki balık tahrim edilmemiş olduğu cihetle Yehudîlerin kendi ifadeleri kendilerine haram kılınanların ta’rifi hususunda sadık değil demektir. Binaenaleyh Kur’anda balıklara şamil olmamak, ve bakar ve ganem mukabili olmak üzere «كُلَّ ذٖى ظُفُرٍ» buyurulması hem bu ciheti ıhtar, hem de Yehudîler hakkındaki tahrimin kesreti şümulünü ve tazyikın şiddetini beyan etmiş olduğu cihetle hınzir ve yırtıcı hayvanlarla beraber tek tırnaklıların ve devenin ve bütün kuşların dahi kendilerine haram kılındığını iş’ar etmektedir. O halde ma’nâ şudur: Yehudîlere bakar ve ganem dahil olmamak üzere diğer tırnaklı hayvanatın hepsini haram kıldık وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ bakar ve davardan da حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَآ her ikis inin şahimlerini -don yağlarını onlara harâm ettik اِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَآ ancak her ikisinin sırtlarının اَوِ الْحَوَايَآ veya havyanlarının ya’ni bağırsaklarının hâmil olduğu yağlar اَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ yâhud bir kemiğe ıhtılat eden yağlar -ki kuyruk yağı böyledirb u üçü haram kılınmadış u halde onlara haram kılınan sığır ve davar şahimleri gömlek yağı denilen don yağıyle böbreklerin hâmil olduğu yağlar demek olur. ذٰلِكَ Yehudîlere olan bu tahrimi جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ bağıyleri sebebiyle onlara ceza olarak yaptıky oksa esasen bunların hepsi kendilerine haram değil idi. Bir zamanlar bıldırcın etleriyle beslenmişlerdi. Sonra bağy-ü zulümleri: katli Enbiya, ahzi riba, hak yolundan meni’, ekli suht, halâlı haram, harâmı halâl addetmek gibi tecavüzkârlıklarından dolayı sonradan kendileri bir çok temiz rızıklardan mahrum edildiler. «فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذٖينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ اُحِلَّتْ لَهُمْ» surei «Nisa» ye bak. وَاِنَّا لَصَادِقُونَ Ve muhakkak ki biz her halde sadıkızdır. Ihbarda da sadıkız. Va’d-ü vaidde de sadıkızdır. Binaenaleyh böyle bağye ceza olarak tahrim haber ve inzarının sıdkında da şübhe yoktur. Allahın halâl kıldığını haram, haram kıldığını halâl addedenler sonunda tazyık ve mahrumiyyetle cezalanırlar. Bunun için ya Muhammed