AyetSûreler

الطور

Tûr Sûresi

52. sûre · Mekke · 49 âyet

Sûre hakkında · Elmalılı

TÛR

٥٢ سُورَةُ الطُّورِ Tur sûresi mekkîdir.

Âyetleri - Kırk dokuzdur.

Kelimeleri - Üç yüz on ikidir.

Harfleri - Bin beş yüzdür.

Fasılası - م ن ا ع ر harfleridir.

Celâlı suyutî demiştir ki bunun «وَالذَّارِيَاتِ» tan sonra konmasının vechi: ikisinin de matla’ ve makta’da teşâbühleridir اه. İlk nazarda görülür ki «وَالطُّورِ» un başı «وَالذَّارِيَاتِ» ın başına benzedikten başka onun maktaı olan «فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا» tehvîlini tevsîan tahkık ve takrirdir. Bundan başka iki Sûre mazmun i’tibariyle de birbirlerine pek yakındırlar.

بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ وَالطُّورِ ٢ وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ ٣ فٖى رَقٍّ مَنْشُورٍ ٤ وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ ٥ وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ ٦ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ ٧ اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ ٨ مَالَهُ مِنْ دَافِعٍ ٩ يَوْمَ تَمُورُ السَّمَآءُ مَوْرًا ١ وَتَسٖيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا ١١ فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبٖينَ ١٢ اَلَّذٖينَ هُمْ فٖى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ ١٣ يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعّاً ١٤ هٰذِهِ النَّارُ الَّتٖى كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٥ اَفَسِحْرٌ هٰذَآ اَمْ اَنْتُمْ لَاتُبْصِرُونَ ١٦ اِصْلَوْهَا فَاصْبِرُوٓا اَوْ لَاتَصْبِرُوا سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ اِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَاكُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ١٧ اِنَّ الْمُتَّقٖينَ فٖى جَنَّاتٍ وَنَعٖيمٍ ١٨ فَاكِهٖينَ بِمَآ اٰتٰيهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحٖيمِ ١٩ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنٖيٓئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢ مُتَّكِئيٖنَ عَلٰى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عٖينٍ ٢١ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِاٖيمَانٍ اَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ اَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَىْءٍ كُلُّ امْرِىءٍ بِمَا كَسَبَ رَهٖينٌ ٢٢ وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ ٢٣ يَتَنَازَعُونَ فٖيهَا كَاْسًا لَالَغْوٌ فٖيهَا وَلَا تَاْثٖيمٌ ٢٤ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَاَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَكْنُونٌ ٢٥ وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٢٦ قَالُوٓا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فٖٓى اَهْلِنَا مُشْفِقٖينَ ٢٧ فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ ٢٨ اِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ اِنَّهُ هُوَ الْبَرُّالرَّحٖيمُ

Meali Şerifi

1وَٱلطُّورِAndolsun Tûr’a2وَكِتَٰبࣲ مَّسۡطُورࣲYayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba3فِي رَقࣲّ مَّنشُورࣲYayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba4وَٱلۡبَيۡتِ ٱلۡمَعۡمُورِMa’mur eve5وَٱلسَّقۡفِ ٱلۡمَرۡفُوعِYükseltilmiş tavana6وَٱلۡبَحۡرِ ٱلۡمَسۡجُورِKaynatılmış denize, (andolsun ki)7إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعࣱRabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır8مَّا لَهُۥ مِن دَافِعࣲOna engel olacak (hiçbir şey de) yoktur9يَوۡمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوۡرࣰاO gün gök, bir çalkanış çalkalanır10وَتَسِيرُ ٱلۡجِبَالُ سَيۡرࣰاDağlar da bir yürüyüş yürür11فَوَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَVay haline o gün yalanlayanların12ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي خَوۡضࣲ يَلۡعَبُونَKi onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar13يَوۡمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّاO gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar14هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ(Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek)15أَفَسِحۡرٌ هَٰذَآ أَمۡ أَنتُمۡ لَا تُبۡصِرُونَBu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz16ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاْ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَGirin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek)17إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّـٰتࣲ وَنَعِيمࣲŞüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler18فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ وَوَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِRablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur19كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir)20مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّصۡفُوفَةࣲۖ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲSıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik21وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَيۡءࣲۚ كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينࣱİman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır22وَأَمۡدَدۡنَٰهُم بِفَٰكِهَةࣲ وَلَحۡمࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَOnlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik23يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأۡسࣰا لَّا لَغۡوࣱ فِيهَا وَلَا تَأۡثِيمࣱOrada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma24۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ غِلۡمَانࣱ لَّهُمۡ كَأَنَّهُمۡ لُؤۡلُؤࣱ مَّكۡنُونࣱKendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler25وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَBirbirlerine yönelip soruyorlar26قَالُوٓاْ إِنَّا كُنَّا قَبۡلُ فِيٓ أَهۡلِنَا مُشۡفِقِينَVe diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık27فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِAllah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu28إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلُ نَدۡعُوهُۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡبَرُّ ٱلرَّحِيمُGerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O’dur29فَذَكِّرۡ فَمَآ أَنتَ بِنِعۡمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنࣲ وَلَا مَجۡنُونٍ(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn30أَمۡ يَقُولُونَ شَاعِرࣱ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيۡبَ ٱلۡمَنُونِYoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar31قُلۡ تَرَبَّصُواْ فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُتَرَبِّصِينَDe ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim32أَمۡ تَأۡمُرُهُمۡ أَحۡلَٰمُهُم بِهَٰذَآۚ أَمۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَOnların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur33أَمۡ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥۚ بَل لَّا يُؤۡمِنُونَYoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar34فَلۡيَأۡتُواْ بِحَدِيثࣲ مِّثۡلِهِۦٓ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَEğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler35أَمۡ خُلِقُواْ مِنۡ غَيۡرِ شَيۡءٍ أَمۡ هُمُ ٱلۡخَٰلِقُونَYoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar36أَمۡ خَلَقُواْ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۚ بَل لَّا يُوقِنُونَYoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar37أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمۡ هُمُ ٱلۡمُصَۜيۡطِرُونَYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir38أَمۡ لَهُمۡ سُلَّمࣱ يَسۡتَمِعُونَ فِيهِۖ فَلۡيَأۡتِ مُسۡتَمِعُهُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍYoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin39أَمۡ لَهُ ٱلۡبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلۡبَنُونَDemek kızlar O’na, oğullar size öyle mi40أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَYoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar41أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَYoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar42أَمۡ يُرِيدُونَ كَيۡدࣰاۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هُمُ ٱلۡمَكِيدُونَYoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir43أَمۡ لَهُمۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَYoksa onların Allah’tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır44وَإِن يَرَوۡاْ كِسۡفࣰا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطࣰا يَقُولُواْ سَحَابࣱ مَّرۡكُومࣱGökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler45فَذَرۡهُمۡ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي فِيهِ يُصۡعَقُونَArtık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak46يَوۡمَ لَا يُغۡنِي عَنۡهُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـࣰٔا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَO gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir47وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ عَذَابࣰا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَŞüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler48وَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعۡيُنِنَاۖ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُRabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et49وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَإِدۡبَٰرَ ٱلنُّجُومِGecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O’nu tesbih et