القلم
Kalem Sûresi
68. sûre · Mekke · 52 âyet
Sûre hakkında · Elmalılı
KALEM ٦٨ سُورَةُ الْقَلَمِ «نٓ» Sûresi veya Kalem sûresi veya «نٓ وَالْقَلَمِ» sûresi denilen bu sûrei celîle de mekkîdir. Hem de ilk zamanlar da nâzil olanlardandır. İbni Abbastan bir rivayete göre de «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ» de sonra bu Sûre nâzil olmuştur. Müddessir veya Müzzemmilin daha evvel nâzil olduğunu söyleyenler de vardır. Lâkin Fatihanın tefsîrinde geçtiği üzere âyet olarak ilk «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ» Sûresinin başı, tam Sûre olarak da ekser müfessirîne göre evvelâ Sûrei Fatiha, sonra da Kalem nâzil olmuştur. Şu halde Müddessir Sûresinin başından beş veya on âyetin bundan evvel nâzil olmuş bulunması buna muhalif olmaz. Filvaki - «نٓ وَالْقَلَمِ عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَالَمْ يَعْلَمْ» âyetlerine pek mütenasib olmakla beraber içerisinde sebebi nuzül gibi görünen âyetler, ezcümle son âyeti daha evvel bir hayli âyetlerin nüzûlü işidilmiş ve kâfirler tarafından hem hayret hem küfrile karşılanmış olduğunu gösteriyor. Hattâ, Sûrei Mülkün de Mekkî olduğu esahh olmakla beraber evvel veya sonra olmasına dair ma’lûmat bulunmamasına nazaran onun da ilk kısmı veya sonundaki «فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً» den i’tibaren bir kaç âyetten maadası dahi bundan evvel nâzil olmuş olmak muhtemildir.
Âyetleri - Elli ikidir.
Kelimeleri - Üç yüz.
Harfleri - Bin dört yüz elli altı. Fasılası - ن م harfleridir. Bu Sûrenin sûrei Mülke münasebeti de çok güzel ve açıktır. Zira o Sûre «تَبَارَكَ الَّذٖى بِيَدِهِ الْمُلْكُ» diye başlamış, kudret ve mülki ilâhînin vüs’atini ve onun tecelliyatından mevt ve hayat ile insanların hikmeti hılkatini ve nizamı hılkatin cereyanını, Şeytanların ve kâfirlerle mü’minlerin akıbetlerini, bu babda tenvir ve inzarın fevaidini, Peygamberin ehemmiyyetini, şükrün ve vazifenin kıymetini ve Âhıretin hakkıyyetini ve rahmaniyyetinin asârı ile Peygambere ve mü’minlere olan va’d ü rahmetinin yüksekliğini beyan ederek bir «مَآءٍ مَعٖينٍ» suâli ile hıtam bulmuş ve bu suretle kâfirlere akıbet mülklerinin zevalini ıhtar ile inzar ve mü’minlere ileride büyük bir mülk va’diyle tebşir buyurulmuştu. Bu Sûre ise o Rahman ile Nezîri beyninde bir sirr olan ve o mâima’înin menbaına bir işareti andıran bir remz ve idarei mülkün en birinci şeraıtinden olan kalem ve yazıya kasem ile başlayacak ve bundan en büyük matlûbun idrâk ve ahlak olduğuna tenbih için idrâk ve ahlâkı Muhammedînin büyüklüğü ve iymansızların, ahlaksızların, müdahinlerin alçaklığı ve itaate lâyık olmadıkları ve en güzel mülk-ü harsin, düşüncesizlik, hırs ve buhul, istibdad-ü tehakküm ve zulm-ü tugyan gibi ahlaksızlık yüzünden harab olacağını ve cezanın terbiyevî hassası ve mütenebbih olmayanlara Âhıret azâbının büyüklüğü ve takvâ ile korunanların kazancı, müslim ile mücrimin farkı ve hakka karşı tehakkümün ve şirkin zemm-ü ibtali ile akıbetlerinin zilleti ve bunlara karşı mücahedede sabrın lüzümu ve gadabın zararı ve hasılı Peygamberin ve Kur’anın ulüvvi şanı zikrolunacaktır. Ebu Hayyan Bahirde derki: bu Sûrenin makabline münasebeti: evvelki Sûrede Allah tealânın kudreti bahiresiyle ılminin vus’atine ve sü’ada ve eşkıyanın ahvaline dair şeyler, ve eğer Allah tealâ dilerse onları batıracağı veya üzerlerine taşlar yağdıracağı zikrolunmuş ve Allah tealânın ıhbar ettiği bu şeyler Resulullahın vahy ile telakkî ettiği haberler olduğu, kâfirler ise bunu gâh şı’re, gâh sihre, gâh cünuna nisbet eyledikleri cihetle Allah tealâ bu Sûrede Peygamberinin beraetini ve onların ezâlarına sabretmesine mukabil ecrini büyüteceğini ve onun ahlâkının büyüklüğünü beyan ile başlamıştır اه. Bu ifade sebebi nuzulü tazammum etmiş bulunuyor. بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ ٢ مَآ اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ ٣ وَاِنَّ لَكَ لََاجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ ٤ وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظٖيمٍ ٥ فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ ٦ بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ ٧ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبٖيلِهٖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَدٖينَ ٨ فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبٖينَ ٩ وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ١ وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهٖينٍ ١١ هَمَّازٍ مَشَّآءٍ بِنَمٖيمٍ ١٢ مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَثٖيمٍ ١٣ عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَنٖيمٍ ١٤ اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنٖينَ ١٥ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ ١٦ سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ١٧ اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ اَصْحَابَ الْجَنَّةِ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحٖينَ ١٨ وَلَا يَسْتَثْنُونَ ١٩ فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ ٢ فَاَصْبَحَتْ كَالصَّرٖيمِ ٢١ فَتَنَادَوْا مُصْبِحٖينَ ٢٢ اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِمٖينَ ٢٣ فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ ٢٤ اَنْ لَايَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكٖينٌ ٢٥ وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِرٖينَ ٢٦ فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُوٓا اِنَّا لَضَآلُّونَ ٢٧ بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٢٨ قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ٢٩ قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَآ اِنَّا كُنَّا ظَالِمٖينَ ٣ فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ ٣١ قَالُوا يَا وَيْلَنَآ اِنَّا كُنَّا طَاغٖينَ ٣٢ عَسٰى رَبُّنَآ اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِنْهَآ اِنَّآ اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ ٣٣ كَذٰلِكَ الْعَذَابُ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Meali Şerifi