Kalem Sûresi 33. Âyet
Mekke · Cüz 29 · Sayfa 565
كَذَٰلِكَ ٱلۡعَذَابُۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَكۡبَرُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ٣٣
İşte azap böyledir. Elbette ahiret azabı daha büyüktür. Fakat bilselerdi
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
كَذٰلِكَ الْعَذَابُ İşte böyledir azâb - bilenleri, bilmek anlamak kabiliyyetinde olanları böyle Dünyada uyandırır, yola getirir, hakka teslim ettirir, daha büyük tehlükeden korunmasına ve daha büyük hayra irmesine sebeb olur. Allah tealânın belâ vermesinin, acı azâb ile cezalandırmasının hikmeti de budur. وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُ ve elbette azâbı daha büyüktür. - Mala değil canadır. Geçici değil ebedîdir. O bir kere başa geldikten sonra intibahın fâidesi olmaz. İntibah arttıkça onun şiddeti artar. O o kadar büyük ve şiddetlidir ki içine düşen kurtulmaz. Onun fâidei intibahiyyesi Dünya azâbı gibi fi’len içine düşülmesinde değil, içine düşülmezden evvel bilinmesinde, uzaktan bilinip Dünyada iken korunulmasındadır. Evet, ikisi de muhakkak bir intibah faydasını haiz, vukuundan evvel ılm-ü iyman ile önüne geçilerek korunulabilmek hususunda müşterektirler. Dünya azâbıda bilfi’il vakı’ olduktan sonra olmasın olmaz, bundan da korunmak ancak önceden bilinip mümkin olduğu kadar çaresine bakılarak sakınılmakla olur. Bununla beraber bu her ne olsa geçer, bu suretle ilerisi için tecribî bir ılm ile intibah faidesi bırakır. Lâkin Âhıret azâbı sondur, o tecribeye gelmez, artık bütün tecribeler onda tükenmiş neticesini vermiş bulunur. Bundan korunmak ba’delvuku’ tecribe ile değil Sûrei Mülkte geçtiği üzere sem-ü akl ile muhbire iyman ve işidilen, görülen Dünya azâblarının acılığından bilmukayese cüz’îden küllîye giden bir temsîl ile bilinir. Onun için hem haber verilmiş hem temsîl yapılmıştır. - لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ fakat bilselerdi - bunlara eskilerin masalları diyen ve kendilerine mal ve evlâdlarıyle belâ verilmiş olan o tekzibciler o Dünya azâbını gördükten sonra olsun bunu bilselerdi o cennet sahiblerinin cennetlerinden mahrum olduktan sonra evsatlarının kadrini bildikleri, ihtarını dinledikleri gibi Peygamberin tebliğ ettiği âyetler dinlerler, o fena huylardan vaz geçerler iymana gelir, bütün rağbetlerini Allaha çevirerek o büyük Âhıret azâbından korunmağa çalışırlardı. O ashabı Cennetin daha sonları ne olduğuna gelince, Katadeden suâl edildiğinde bana zor bir şey teklif ettin demiş, ya’ni o cihet âyette musarrah değil, gayibdir bilmem demek istemiş. Mücahidden ise: tevbe ettiler Allah da kendilerine daha hayırlısını verdi diye menkuldür. İbni Mes’ud radıyallahü anh Hazretlerinden de şöyle rivayet edilmiştir: bana böyle bâliğ oldu ki onlar ıhlâs ettiler, Allah tealâ da onların sıdkına mükâfat buyurdu da ona bedel bir Cennet verdi ki ona «El’hayevan» denilir. Onda öyle bir üzüm olur ki bir salkımını bir katır götürür اه. «وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ» âyeti düşünülürse mahzı hayat demek olan «elhayevan» dari Âhıretin ismi olduğu anlaşılır. Şu halde o rivayetin ma’nâsı onlara sonraki ıhlâslarına mükabil Allah hayatı ebediyye olan Âhıret Cennetini verdi demek olur. Ve bunlara «elif lâm» ile «اَصْحَابَ الْجَنَّةِ» ta’bir edilmesinin sebebi de bu hüsni hatimeleri olmak gerektir.
Mâdem ki onların sonu ancak Allaha rağbetle neticelenmiştir. O halde şu gelen âyet onların da akıbetlerine işareti ihtiva eder: ٣٤ اِنَّ لِلْمُتَّقٖينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّعٖيمِ ٣٥ اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِمٖينَ كَالْمُجْرِمٖينَ ٣٦ مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ٣٧ اَمْ لَكُمْ كِتَابٌ فٖيهِ تَدْرُسُونَ ٣٨ اِنَّ لَكُمْ فٖيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ ٣٩ اَمْ لَكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ اِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ ٤ سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَعٖيمٌ ٤١ اَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَاْتُوا بِشُرَكَآئِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِقٖينَ ٤٢ يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطٖيعُونَ ٤٣ خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ ٤٤ فَذَرْنٖى وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَدٖيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ٤٥ وَاُمْلٖى لَهُمْ اِنَّ كَيْدٖى مَتٖينٌ ٤٦ اَمْ تَسْئَلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ ٤٧ اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ٤٨ فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌ ٤٩ لَوْ لَآ اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّهٖ لَنُبِذَ بِالْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ ٥ فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِحٖينَ ٥١ وَاِنْ يَكَادُ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌ ٥٢ وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖينَ
Meali Şerifi