الإسراء
İsrâ Sûresi
17. sûre · Mekke · 111 âyet
Sûre hakkında · Elmalılı
İSRA ١٧ سُورَةُ الْاِسْرَآءِ İsrâ sûresi Mekkiyyedir. Ebû Hayyanın nakline göre sahibül’gunyan «bilicma’» demiştir. Ancak «وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ» âyetinden «وَقُلْ جَآءَ الْحَقُّ» âyetine kadar sekiz âyetin müstesnâ olarak Medinede nâzil olduğu da katâdeden merviydir. Ba’zıları da bunu «وَاِنْ كَادُوا لَيَفْتِنُونَكَ الخ وَاِنْ كَادُوا لَيَسْتَفِزُّونَكَ» âyetleri olmak üzere iki âyet diye İbni Abbastan rivayet etmiştir. Bunlardan başka bir de «وَاِذْ قُلْنَا لَكَ اِنَّ رَبَّكَ اَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّءْيَا الخ» âyetinin dahi Medenî olduğunu söyleyenler olmuştur.
Âyetleri - Kûfiyyun ta’dâdında yüz on bir, diğerlerinde yüz ondur.
Kelimeleri - Bin beş yüz altmış üçtür. Harfleri - Altı bin dört yüz altmış. Fasılası - ر ا harfleridir.( ر) yalnız birinci İsrâ âyetindedir. Bununla «هُوَالسَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ» kasrı gibi İsrânın yalnız mazheriyyeti Muhammediyyede vakı’ olmuş mümtaz bir âyet olduğuna işaret edilmiş oluyor.
Bu Sûreye «Sübhan» veya Sûrei «Beni İsraîl» dahi denilir.
İSRÂ. hüdâ vezninde «Sürâ» dan if’aldir. Sürâ, mesrâ, sirayet, gerek piyade gerek süvarî olsun gece yürüyüşü demektir. İsrâ da öyledir. Ancak burada olduğu gibi ta’diyesi halinde yürütmek demek olur.
Bu Sûrenin Sûrei «Nahıl» hatimesine münasebeti vücuh iledir. Evvelâ; onun sonunda «اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذٖينَ اتَّقَوْا وَالَّذٖينَ هُمْ مُحْسِنُونَ» âyeti ile bu Sûrenin evvelindeki münasebet irâe ile isbat ve tavzıhidir. Saniyen; daha evvelki «وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ اِلَّا بِاللّٰهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فٖى ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ» âyetile münasebeti vardır. Zira nakledildiğine göre: «سُبْحَانَ الَّذٖٓى اَسْرٰى بِعَبْدِهٖ» nin sebebi nüzulü şudur: Resulullah İsrâyi Kureyş ânlattı, onlar bunu şiddetli bir şematet ile tekzib ettiler. Ve binaenaleyh Allah tealâ Resulünü tasdıkan bunu inzal buyurdu. Salisen; biraz evvelinde Hazreti İbrahim medhedilip «ثُمَّ اَوْحَيْنَآ اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهٖيمَ حَنٖيفًا» buyurulmuş olmakla milleti İbrahime ittiba’ emrinden mertebei Muhammedînin mertebei İbrahimden madun olması gibi bir ma’nâ tevehhüm olunmamak için bu Sûre, makamı Muhammedînin yüksekliğini gösteren bir âyetle başlamış ve ilersinde «عَسٰٓى اَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا» âyitile bu ma’nâ daha ziyade yükseltilerek tasrih olunmuştur. Rabian; orada ahkâm ve ahvali Yehûde işaret ve Eshabı sebtin ıhtilâfına taarruz olunduğu gibi burada da Beni İsraîlin mukadderatı zikrolunmuş ve bu mukadderatın kendilerinin ihsan ve isaelerile alâkadar olduğu anlatılarak «اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الَّذٖينَ اتَّقَوْا وَالَّذٖينَ هُمْ مُحْسِنُونَ» hatimesini aksi noktai nazarından da bir misali tavzıh verilmiştir. Bu münasebetle onların fesadı yüzünden ve mes’uliyyetleri noktai nazarından Mescidi Aksânın tahribi kıssası zikrolunacağından Sûrenin evvelinde İsrâ vak’ası tasdır olunarak rikâbı Muhammedînin şerefi hulûlile o tahribin cebr-ü telâfisi ma’nâsına işaret buyurulmuştur. Şöyle ki بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ سُبْحَانَ الَّذٖٓى اَسْرٰى بِعَبْدِهٖ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَاالَّذٖى بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا اِنَّهُ هُوَالسَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ Meali Şerifi