AyetSûreler

العلق

Alak Sûresi

96. sûre · Mekke · 19 âyet

Sûre hakkında · Elmalılı

ALAK ٩٦ سُورَةُ الْعَلَقِ Buna İkra’ sûresi ve sûrei Alak dahi denilir. Mekkî olduğunda hiç hılâf yoktur. Ancak ilk nâzil olan bu mudur? Değil midir? Bunda ıhtilâf edilmiştir: İbni Cerîr ve Kebîrde Taberanî Ebî recai Utaridîden şöyle rivayet eylemişlerdir: Demiş ki Ebu Musel’eş’arî bize ıkrâ eder, ya’ni Kur’an ta’lim eylerdi, bizi halka halinde oturdurdu. Üzerinde iki beyaz sevb vardı, bu Sûreyi: «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ» tilâvet ettiğinde «Bu Sûre Muhammed sallâllahü aleyhi vesellem Hazretlerine ilk nâzil olan Sûredir, der idi, bunun gibi Müstedrekte Hâkim, Delâilde Beyhekî Hazreti Aişeden de rivayet etmişlerdir. Bir çokları Mücahidden de: «Kur’andan ilk nâzil olan «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ», sonra «نٓ وَالْقَلَمِ» dir diye nakl eylemişlerdir. Buna mukabil Buharî ve Müslim, Ebî Seleme ibni Abdirrahmandan şunu rivayet etmişler: Demiş ki: Câbir ibni Abdillaha: Kur’andan evvelâ inzal olunan hangisidir? Diye sordum «يَآ اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ» dedi, «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ» diyorlar dedim. «Ben size Resûlullahın bize tahdîs ettiğini tahdîs eyliyorum dedi diye hadîsi sevk ile bir istidlâl yapılmıştır. Bu hadîste fetreti vahiyden bahsederken şöyle denilmiştir: Ben yürüyordum o esnada Semadan bir ses işittim gözümü kaldırdım, bir de gördüm ki Hırâda başına gelen Melek Sema ile Arz arasında bir kürsîde oturmuş, ondan korktum, döndüm, «زَمِّلُونِى زَمِّلُونِى» dedim, o vakıt «يَآ اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ قُمْ فَاَنْذِرْ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ» i inzal buyurdu, derken vahiy kızıştı tetabü’ etti اه. Bunda görülüyor ki Melekin daha evvel Hırâda gelmiş olduğu anlatılmıştır. Daha evvel Hırâda gelmiş olduğu anlatılmıştır. Daha evvel Hırâda Melekin gelmesi ise «اِقْرَاْ» ın nüzulüdür. Şu halde bunun ma’nası ilk nübüvvet için «اِقْرَاْ» nâzil olmuştu, fetreti vahiyden sonra ilk risalet ve da’vet için «مُدَّثِّرُ» nâzil oldu demektir. Bir de Fatihada geçtiği üzere Delâilde beyhekî ile Vâhidinin Yunüs ibni Bükeyr tarikıyle Yunüs ibni Ömerden, babasından, Ebî Meysere Amr ibni Şürehbîlden tahric eyledikleri ricalı sikat olan bir hadîsi mürsel ile ihticac olunarak Fatihanın evvel nâzil olduğu söylenmiştir. Câbir ibni Zeyd de evvel nâzil olan «اِقْرَاْ» sonra «ن» sonra «يَآ اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ» sonra «يَآ اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ» sonra Fatiha olduğuna cezm eylemiştir. Lâkin bu ıhtilâflı görünen evveliyyet, bu Sûrelerin tamamları itibariyle midir? yoksa başların da ba’zı âyetleri itibariylemidir Bu rivayetler de bunlar sarîh görülmiyor. Mes’eleyi bu bakımdan tedkîk edenler Fatiha tefsirinde de geçtiği üzere sahih olarak şu neticeye vâsıl olmuşlardır ki âyet itibariyle Kur’andan ilk nâzil olan bu «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ» Sûresinin başından «مَالَمْ يَعْلَمْ» e kadar beş âyettir. Tam Sûre itibariyle de Fatihadır. Fatiha bundan ve «مُدَّثِّرُ» in ve «مُزَّمِّلُ» in evvellerinden sonra nâzil olmakla beraber tam Sûre olarak nâzil olduğundan Sûre itibariyle evvel olan Fatiha, âyet itibariyle evvel olan da «اِقْرَاْ» dir. İmam Ahmed ibni Hanbel, Buharî ve Müslim ve Abd ibni Humeyd ve Abdürrezzak ve daha diğerleri İbni Şihab tarikıyle Urve ibni Zübeyrden, Hazreti Aişe radıyallahü anhadan bed’i vahiy hadîsinde -ki Fatiha da tamamı nakl edilmiştii lk vahyin rü’yayı sadıka ile başladığını beyandan sonra Hırâ garında Melekin gelip tazyîk ile tutup sıkıp da «اِقْرَاْ» dediğini, «مَا اَنَا بِقَارِىٍٔ» diye cevab verdiğini. Bunun üzerine bir daha sıkıp yine «مَا اَنَا بِقَارِىٍٔ» diye cevab verdiğini, üçüncü de yine bütün cühdüne irinciye kadar sıkıp bırakıp da «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖى خَلَقَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ اِقْرَاْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ اَلَّذٖى عَلَّمَ بِالْقَلَمِ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَالَمْ يَعْلَمْ» dediğini rivayet eylemiş olduklarından ve hepsinden esahh olan bu rivayette ise «مَالَمْ يَعْلَمْ» e kadar ayât diye zikr-ü tasrih edilmiş bulunduğundan ilk nâzil olanın bu âyetler olduğu esahh olarak sâbit bulunmaktadır. Sade «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ» ile iktifa eden ba’zı rivayetten murad, Sûrenin tamamına işaret olduğunu zann edenler olmuş ise de bu mücmel, «مَالَمْ يَعْلَمْ» e kadar tasrih eden rivayet müfesser demek olduğundan müfesserin mücmele müreccah olması lâzım gelir. Tamamı birden nâzil olan Sûrelerin pek az olup ceste ceste ve ekseriya beşer veya onar âyet nâzil olduğu ma’lûm bulunduğu gibi bunlarda da beşer âyet zikr olunduğu ve bu Sûrenin maba’di de mazmunlarına nazaran bilahara da’vetin başlamasıyle muarazanın vukuundan sonra nüzulüne delâlet eylediği ve namazın teşri’inden sonra olduğu anlaşılan bu âyetlerin Ebucehlin tuğyanı sebebiyle nâzil olduğu hakkında da Buharî vesâire de rivayetler nakl edilmekte bulunduğu cihetle ilk nâzil olan bu Sûrenin tamamı değil başından beş âyet, ve tam Sûre olarak nâzil olanın Fatiha olduğu ve muhtelif rivayetlerin bu vechile tevfîkı bu babdaki kavillerin ve rivayeîlerin gerek rivayet ve gerek dirayet bakımından en sahihî bulunduğu tahkîk edilmiştir. Onun için zemahşerînin «İbni Abbas ve mücahidden: Bu Sûre evvelü mânezeldir, mufessirînin ekserisi ise evvelü mânezel Fatiha, sonra Sûrei kalemdir» sözü dahi Fatihada geçtiği vechile bu ma’na ile iyzah ve tevfîk edilmiştir. Hasılı esahh olan rivayâta göre bu Sûrenin beş âyetinin evvelü manezel olması, Fatihanın tam Sûre olarak evvelü manezel olmasına ve bu arada başka Sûrelere aid bir takım âyetlerin nâzil olmuş bulunmasına münafî değildir ve şu halde İbni Abbas ve Mücahid kavliyle ekser müfessirînin kavilleri arasında hakikatte münafat yoktur ve binaenaleyh sahib keşif gibi Fatihanın ilk nâzil olan Sûre olduğu sâbit değildir zannedenlerin fikri sahih değildir. Kur’anın gerek âyet ve gerek Sûre tertibinde nüzul sırası gözetilmiyerek mekkî ve medenî Sûrelerin ve âyetlerin takdim ve te’hîr ile mezc edilip daha ziyade ma’na münasebeti gözetilmiş bulunmasında ise mahasini nazm ve i’cazı Kur’an noktai nezarından çok büyük hikmetler vardır ki bunun en barizi hayatın seyr-ü inkişafında ve zaman hâdisat ve inkılâbatının cereyanlarıyle tahlil ve terkibinde daima evvel ile âhir beynindeki vahdet ve tenasuk nizamını düşündürmektir. Mesela bu beş âyet, Fatihadan evvel nâzil olmuştur diye bunları Sûreden ayırıp da tertibde Fatihadan evvele koymağa kalkışmak gibi bir üslûb takıyb edilecek olsa idi ne bu Sûre kalır ne de Kur’anın Sûreleri ve âyetleri beyninde bir âhenk bulunurdu. Öyle yapılmayıp Kur’anın herhangi bir kısmı okunurken ve hatta her hangi bir emri zîbâle şüru’ ederken «بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ» diye başlanmakta hem her şeyden evvel «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ» emrinin ma’nasını tatbiyk hem de nazmı Kur’anı hiç haleldar etmeksizin bütün vücuhiyle hıfz-u sıyanet vardır. Bu Sûrelerin bu suretle Kur’anın hıtamına doğru buraya konulmasında şübhesiz ki ilk sırasında anlaşılan ma’nadan ziyade bir ma’nası vardır. Henüz okunacak bir kitab verilmeden oku oku denilmekle «الٓمٓ ذٰلِكَ الْكِتَابُ» işte o kitab diye başlıyarak kıraet olunacak kitabı tamamladıktan sonra hıtamına doğru oku oku diye emredilmesindeki ma’na elbette farklıdır. Bunda devri kemalden, müruri zamandan sonra da nübüvvetin ilk halini ıhtar ile âhiri evvele irca’ eden bir tecdid ve hiç bir zamanda kıraetten istiğna hasıl olmıyacağını anlatmak üzere «فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ» mazmunu mucebince biri bitince diğerine başlamak suretiyle bir devam ma’nası vardır. İlk nüzulünde okumağa be’d için vârid olan bu müekked emir sonradan da tekrar tekrar devam ma’nasını ifade etmek ve bu suretle evvelki Sûrede geçen ahseni takvim ile ahkemülhâkimîn olan Allah dîninin iycabını tafsîl eylemek siyakında buraya derc olunmuştur ve onun içindir ki bunun başında ilk nâzil olan beş âyet, sonradan istiğnanın mahzurunu beyan ve Allaha rücuu takrir eden «كَلَّآ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰى» âyetleriyle ta’kıyb olunmuştur. Demek ki dîni islâm ibtida «اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ اِقْرَاْ» diye okumak emriyle gelmiş ve sonrada insan bir mertebeye gelir de okumaktan, ılimden, dîn ve ubudiyyetten müstağni olur zannedilmemek ve mebde’ ve müntehâ birleştirilerek her ınayet bir bidayet gibi bilinmek için bu emri tazammun eden bu Sûre buraya derc buyurulmuştur. Bu ma’na «وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَاْتِيَكَ الْيَقٖينُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖى عِلْمًا» âyetlerinin de mantukudur.

Âyetleri - Hıcazîde yirmi, Irakîde on dokuz, Şamîde on sekizdir.

Fasılası - ق م ا ه ب Harfleridir. Bunlar sırasıyle terkib olunursa «قُمْ اَهَبُ» «kalk bağışlıyayım, yâhud kalk heybet ver» ma’naları çıkar. بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ اِقْرَاْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖى خَلَقَ ٢ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ ٣ اِقْرَاْ وَرَبُّكَ الْاَكْرَمُ ٤ اَلَّذٖى عَلَّمَ بِالْقَلَمِ ٥ عَلَّمَ الْاِنْسَانَ مَالَمْ يَعْلَمْ ٦ كَلَّآ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰى ٧ اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰى ٨ اِنَّ اِلٰى رَبِّكَ الرُّجْعٰى ٩ اَرَاَيْتَ الَّذٖى يَنْهٰى ١ عَبْدًا اِذَا صَلّٰى ١١ اَرَاَيْتَ اِنْ كَانَ عَلَى الْهُدٰى ١٢ اَوْ اَمَرَ بِالتَّقْوٰى ١٣ اَرَاَيْتَ اِنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى ١٤ اَلَمْ يَعْلَمْ بِاَنَّ اللّٰهَ يَرٰى ١٥ كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ ١٦ نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ ١٧ فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ ١٨ سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ ١٩ كَلَّا لَاتُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

Meali Şerifi

1ٱقۡرَأۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلَّذِي خَلَقَYaratan Rabbinin adıyla oku2خَلَقَ ٱلۡإِنسَٰنَ مِنۡ عَلَقٍO, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı3ٱقۡرَأۡ وَرَبُّكَ ٱلۡأَكۡرَمُOku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir4ٱلَّذِي عَلَّمَ بِٱلۡقَلَمِO Rab ki kalemle yazmayı öğretti5عَلَّمَ ٱلۡإِنسَٰنَ مَا لَمۡ يَعۡلَمۡİnsana bilmediği şeyleri öğretti6كَلَّآ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَيَطۡغَىٰٓHayır! Doğrusu (kâfir) insan azgınlık eder7أَن رَّءَاهُ ٱسۡتَغۡنَىٰٓKendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için8إِنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلرُّجۡعَىٰٓMuhakkak ki dönüş mutlaka Rabbinedir9أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي يَنۡهَىٰNamaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü10عَبۡدًا إِذَا صَلَّىٰٓNamaz kıldığı zaman, bir kulu engelleyeni gördün mü11أَرَءَيۡتَ إِن كَانَ عَلَى ٱلۡهُدَىٰٓGördün mü (ne dersin?), ya o (kul) doğru yolda olur12أَوۡ أَمَرَ بِٱلتَّقۡوَىٰٓVeya kötülüklerden sakınmayı emrederse13أَرَءَيۡتَ إِن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰٓGördün mü, ya bu (adam, hakkı) yalanlar, yüzçevirirse14أَلَمۡ يَعۡلَم بِأَنَّ ٱللَّهَ يَرَىٰO adam, Allah’ın kendini gördüğünü hiç bilmiyor mu15كَلَّا لَئِن لَّمۡ يَنتَهِ لَنَسۡفَعَۢا بِٱلنَّاصِيَةِHayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz16نَاصِيَةࣲ كَٰذِبَةٍ خَاطِئَةࣲHayır, hayır! Eğer o, bu davranışından vazgeçmezse, and olsun ki biz, onu perçeminden, o günahkâr ve yalancı perçeminden tutup cehenneme sürükleriz17فَلۡيَدۡعُ نَادِيَهُۥO zaman o taraftarlarını yardıma çağırsın18سَنَدۡعُ ٱلزَّبَانِيَةَBiz de Zebanileri çağıracağız19كَلَّا لَا تُطِعۡهُ وَٱسۡجُدۡۤ وَٱقۡتَرِب۩Sakın onu dinleme de (Rabbine) secde et ve yaklaş