AyetSûreler

الشعراء

Şuarâ Sûresi

26. sûre · Mekke · 227 âyet

Sûre hakkında · Elmalılı

ŞUARÂ ٢٦ سُورَةُ الشُّعَرَاءِ Şuarâ, Sûresi mekkîdir. Anak Âhirinde «وَالشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُنَ» dan nihayete kadar beş âyet Medinede nâzil olmuştur. Vechi tesmiyesi de bu âyetler olduğu zâhirdir. Âyetleri: - Kûfî, şamî medenî ta’dadında iki yüz yirmi yedi, diğerlerinde iki yüz yirmi altıdır. Kelimatı: - Bin iki yüz doksan dokuzdur. Hurufu: - Dört bin beş yüz kırk ikidir. Fasılası: - لام ملن م ل ن dört âyette Âhiri İsraîl. Bu sûre, Sûrei Fürkandaki inzarın misalleriyle best-u tafsılini ve onun gibi Resulullaha tesliyeyi tazammun ediyor şöyle ki: بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ طٰسٓمٓ ٢ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبٖينِ ٣ لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنٖينَ ٤ اِنْ نَشَاْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَآءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعٖينَ ٥ وَمَا يَاْتٖيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضٖينَ ٦ فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَاْتٖيهِمْ اَنْبٰٓؤُا مَاكَانُوا بِهٖ يَسْتَهْزِؤُنَ ٧ اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا فٖيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرٖيمٍ ٨ اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَٰايَةً وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنٖينَ ٩ وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزٖيزُ الرَّحٖيمُ

Meali Şerifi

1طسٓمٓTâ, Sîn, Mîm2تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِBunlar sana apaçık kitabın âyetleridir3لَعَلَّكَ بَٰخِعࣱ نَّفۡسَكَ أَلَّا يَكُونُواْ مُؤۡمِنِينَ(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın4إِن نَّشَأۡ نُنَزِّلۡ عَلَيۡهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةࣰ فَظَلَّتۡ أَعۡنَٰقُهُمۡ لَهَا خَٰضِعِينَBiz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır5وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن ذِكۡرࣲ مِّنَ ٱلرَّحۡمَٰنِ مُحۡدَثٍ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهُ مُعۡرِضِينَBununla beraber kendilerine O Rahmân’dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler6فَقَدۡ كَذَّبُواْ فَسَيَأۡتِيهِمۡ أَنۢبَـٰٓؤُاْ مَا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَÜstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir7أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ كَمۡ أَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجࣲ كَرِيمٍYeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz8إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَŞüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler9وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُVe şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir10وَإِذۡ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئۡتِ ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّـٰلِمِينَBir vakit de Rabbin, Musa’ya nida edip "Git o zalim kavme" dedi11قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَۚ أَلَا يَتَّقُونَFiravun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı12قَالَ رَبِّ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ(Musa) şöyle seslendi: "Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar13وَيَضِيقُ صَدۡرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرۡسِلۡ إِلَىٰ هَٰرُونَVe göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Harun’a da elçilik ver14وَلَهُمۡ عَلَيَّ ذَنۢبࣱ فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِHem onların bana isnad ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler15قَالَ كَلَّاۖ فَٱذۡهَبَا بِـَٔايَٰتِنَآۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسۡتَمِعُونَ(Allah): "Hayır hayır" buyurdu, "haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz16فَأۡتِيَا فِرۡعَوۡنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَHaydin Firavun’a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz17أَنۡ أَرۡسِلۡ مَعَنَا بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَİsrail oğullarını bizimle beraber gönder18قَالَ أَلَمۡ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدࣰا وَلَبِثۡتَ فِينَا مِنۡ عُمُرِكَ سِنِينَÂ, dedi, biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi19وَفَعَلۡتَ فَعۡلَتَكَ ٱلَّتِي فَعَلۡتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَSonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin20قَالَ فَعَلۡتُهَآ إِذࣰا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَMusa, "Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım21فَفَرَرۡتُ مِنكُمۡ لَمَّا خِفۡتُكُمۡ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكۡمࣰا وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَSizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı22وَتِلۡكَ نِعۡمَةࣱ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنۡ عَبَّدتَّ بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَO başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle edinmiş olmandır23قَالَ فِرۡعَوۡنُ وَمَا رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَFiravun şöyle dedi: "Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki24قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَMusa cevap olarak: "Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi’dir25قَالَ لِمَنۡ حَوۡلَهُۥٓ أَلَا تَسۡتَمِعُونَ(Firavun) etrafında bulunanlara: "İşitmiyor musunuz?" dedi26قَالَ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَMusa dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir27قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِيٓ أُرۡسِلَ إِلَيۡكُمۡ لَمَجۡنُونࣱ(Firavun): "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir" dedi28قَالَ رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقِ وَٱلۡمَغۡرِبِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُمۡ تَعۡقِلُونَMusa devamla şöyle söyledi: "Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir29قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذۡتَ إِلَٰهًا غَيۡرِي لَأَجۡعَلَنَّكَ مِنَ ٱلۡمَسۡجُونِينَFiravun: "Benden başkasını ilâh tutarsan, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim" dedi30قَالَ أَوَلَوۡ جِئۡتُكَ بِشَيۡءࣲ مُّبِينࣲMusa sordu: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı31قَالَ فَأۡتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَFiravun: "Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen" dedi32فَأَلۡقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعۡبَانࣱ مُّبِينࣱBunun üzerine Musa asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi33وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِيَ بَيۡضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَElini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nur saçan bir şey) oluverdi34قَالَ لِلۡمَلَإِ حَوۡلَهُۥٓ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمࣱFiravun çevresinde bulunan ileri gelenlere: "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz35يُرِيدُ أَن يُخۡرِجَكُم مِّنۡ أَرۡضِكُم بِسِحۡرِهِۦ فَمَاذَا تَأۡمُرُونَSizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz36قَالُوٓاْ أَرۡجِهۡ وَأَخَاهُ وَٱبۡعَثۡ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَDediler ki: "Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder37يَأۡتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمࣲBütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler38فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲBöylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi39وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلۡ أَنتُم مُّجۡتَمِعُونَHalka, "Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)" denildi40لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُواْ هُمُ ٱلۡغَٰلِبِينَÜstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız" dediler41فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُواْ لِفِرۡعَوۡنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجۡرًا إِن كُنَّا نَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبِينَSihirbazlar geldiklerinde Firavun’a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler42قَالَ نَعَمۡ وَإِنَّكُمۡ إِذࣰا لَّمِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَFiravun cevaben: "Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız" dedi43قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلۡقُواْ مَآ أَنتُم مُّلۡقُونَMusa onlara "Atın, ne atacaksanız" dedi44فَأَلۡقَوۡاْ حِبَالَهُمۡ وَعِصِيَّهُمۡ وَقَالُواْ بِعِزَّةِ فِرۡعَوۡنَ إِنَّا لَنَحۡنُ ٱلۡغَٰلِبُونَBunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun’un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler galip geleceğiz" dediler45فَأَلۡقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلۡقَفُ مَا يَأۡفِكُونَArdından Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor46فَأُلۡقِيَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَSihirbazlar derhal secdeye kapandılar47قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَİman ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine48رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَMusa ve Harun’un Rabbine49قَالَ ءَامَنتُمۡ لَهُۥ قَبۡلَ أَنۡ ءَاذَنَ لَكُمۡۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِي عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحۡرَ فَلَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيۡدِيَكُمۡ وَأَرۡجُلَكُم مِّنۡ خِلَٰفࣲ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمۡ أَجۡمَعِينَFiravun (kızgınlık içinde) dedi ki: "Ben size izin vermeden O’na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke stireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim50قَالُواْ لَا ضَيۡرَۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَZararı yok dediler nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz51إِنَّا نَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَٰيَٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَHerhalde biz müminlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz52۞وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَسۡرِ بِعِبَادِيٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَBiz, Musa’ya: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik53فَأَرۡسَلَ فِرۡعَوۡنُ فِي ٱلۡمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَFiravun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi54إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَشِرۡذِمَةࣱ قَلِيلُونَEsasen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemaattır55وَإِنَّهُمۡ لَنَا لَغَآئِظُونَ(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar56وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَٰذِرُونَBiz ise, elbette uyanık (ve tekvücut) bir cemaatız." (diyor ve dedirtiyordu)57فَأَخۡرَجۡنَٰهُم مِّن جَنَّـٰتࣲ وَعُيُونࣲAma (sonunda) biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan58وَكُنُوزࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲHazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık59كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَVe onlara İsrail oğullarını mirasçı yaptık60فَأَتۡبَعُوهُم مُّشۡرِقِينَDerken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler61فَلَمَّا تَرَـٰٓءَا ٱلۡجَمۡعَانِ قَالَ أَصۡحَٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدۡرَكُونَİki topluluk birbirini görünce, Musa’nın adamları "Eyvah, yakalandık! dediler62قَالَ كَلَّآۖ إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهۡدِينِMusa: "Hayır, aslâ! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir63فَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضۡرِب بِّعَصَاكَ ٱلۡبَحۡرَۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرۡقࣲ كَٱلطَّوۡدِ ٱلۡعَظِيمِBunun üzerine Musa’ya "Vur asân ile denize" diye vahyettik; vurunca bir infilak etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi64وَأَزۡلَفۡنَا ثَمَّ ٱلۡأٓخَرِينَÖtekilerini de buraya yanaştırıvermiştik65وَأَنجَيۡنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجۡمَعِينَMusa ve beraberindekilerin hepsini kurtardık66ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَSonra da ötekileri suda boğduk67إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَŞüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir68وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُVe şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir69وَٱتۡلُ عَلَيۡهِمۡ نَبَأَ إِبۡرَٰهِيمَ(Resulüm!) onlara İbrahim’in kıssasını da naklet70إِذۡ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوۡمِهِۦ مَا تَعۡبُدُونَHani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti71قَالُواْ نَعۡبُدُ أَصۡنَامࣰا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَBirtakım putlara taparız da onlar sayesinde toplanırız" dediler72قَالَ هَلۡ يَسۡمَعُونَكُمۡ إِذۡ تَدۡعُونَİbrahim "Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı73أَوۡ يَنفَعُونَكُمۡ أَوۡ يَضُرُّونَVeya size fayda veya zararları olur mu74قَالُواْ بَلۡ وَجَدۡنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفۡعَلُونَYok, dediler, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk75قَالَ أَفَرَءَيۡتُم مَّا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü76أَنتُمۡ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلۡأَقۡدَمُونَİbrahim dedi ki: "İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü77فَإِنَّهُمۡ عَدُوࣱّ لِّيٓ إِلَّا رَبَّ ٱلۡعَٰلَمِينَHep onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur)78ٱلَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهۡدِينِO ki, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir79وَٱلَّذِي هُوَ يُطۡعِمُنِي وَيَسۡقِينِBeni yediren, içirendir80وَإِذَا مَرِضۡتُ فَهُوَ يَشۡفِينِHastalandığım zaman bana O, şifâ verir81وَٱلَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحۡيِينِO ki, benim canımı alacak, sonra diriltecektir82وَٱلَّذِيٓ أَطۡمَعُ أَن يَغۡفِرَ لِي خَطِيٓـَٔتِي يَوۡمَ ٱلدِّينِVe hesap günü, hatamı bağışlayacağını umduğumdur83رَبِّ هَبۡ لِي حُكۡمࣰا وَأَلۡحِقۡنِي بِٱلصَّـٰلِحِينَYa Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat84وَٱجۡعَل لِّي لِسَانَ صِدۡقࣲ فِي ٱلۡأٓخِرِينَSonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle85وَٱجۡعَلۡنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِVe beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle86وَٱغۡفِرۡ لِأَبِيٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَBabamı da bağışla, çünkü o yanlış gidenlerdendir87وَلَا تُخۡزِنِي يَوۡمَ يُبۡعَثُونَ(İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcub etme88يَوۡمَ لَا يَنفَعُ مَالࣱ وَلَا بَنُونَO gün ki ne mal fayda verir ne oğullar89إِلَّا مَنۡ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلۡبࣲ سَلِيمࣲAncak Allah’a temiz bir kalple gelenler o günde (kurtuluşa erer)90وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ(O gün) Cennet müttakilere yaklaştırılmıştır91وَبُرِّزَتِ ٱلۡجَحِيمُ لِلۡغَاوِينَAzgınlar için de cehennem hortlatılmıştır92وَقِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡبُدُونَOnlara, "Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir93مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلۡ يَنصُرُونَكُمۡ أَوۡ يَنتَصِرُونَOnlara, "Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, hani nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir94فَكُبۡكِبُواْ فِيهَا هُمۡ وَٱلۡغَاوُۥنَVe arkasından hep onlar (putlar ve azgınlar) o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar95وَجُنُودُ إِبۡلِيسَ أَجۡمَعُونَVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki96قَالُواْ وَهُمۡ فِيهَا يَخۡتَصِمُونَVe bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki97تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍVallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz98إِذۡ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَÇünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk99وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلۡمُجۡرِمُونَVe bizi hep o günahkarlar saptırdı100فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَBak bizim için ne şefaatçiler var101وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمࣲNe de yakın bir dost102فَلَوۡ أَنَّ لَنَا كَرَّةࣰ فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَAh keşke (dünyaya) bir kere daha dönebilsek de, müminlerden olabilseydik103إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır; oysa çokları iman etmiş değillerdir104وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir105كَذَّبَتۡ قَوۡمُ نُوحٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَNuh kavmi de peygamberleri yalancılıkla itham etti106إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَHani kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: "Siz Allah’tan korkmaz mısınız107إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir Peygamberim108فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِGelin artık, Allah’tan korkun ve bana itaat edin109وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafaatımı verecek olan ancak, âlemlerin Rabbidir110فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِGelin, artık, Allah’tan korkun ve bana itaat edin111۞قَالُوٓاْ أَنُؤۡمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَÂ, dediler, senin ardına hep düşük kimseler düşmüşken, biz sana hiç inanır mıyız112قَالَ وَمَا عِلۡمِي بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَNuh dedi ki: "Onların yaptıkları hakkında bir bilgim yoktur113إِنۡ حِسَابُهُمۡ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّيۖ لَوۡ تَشۡعُرُونَOnların hesabı ancak Rabbime aittir. Düşünsenize114وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَHem ben iman edenleri kovmaya memur değilim115إِنۡ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱBen ancak apaçık bir uyarıcıyım116قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمَرۡجُومِينَDediler ki: "Ey Nuh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşa tutulanlardan olacaksın117قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوۡمِي كَذَّبُونِNuh: "Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla itham etti118فَٱفۡتَحۡ بَيۡنِي وَبَيۡنَهُمۡ فَتۡحࣰا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِيَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَArtık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar119فَأَنجَيۡنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِBunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri, o dolu gemide taşıyarak kurtardık120ثُمَّ أَغۡرَقۡنَا بَعۡدُ ٱلۡبَاقِينَSonra da arkasında kalanları suda boğduk121إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَŞüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak ders) vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir122وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir123كَذَّبَتۡ عَادٌ ٱلۡمُرۡسَلِينَÂd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti124إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَHani kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Siz Allah’tan korkmaz mısınız125إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱHaberiniz olsun ki ben, size gönderilmiş, güvenilir bir Peygamberim126فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِGelin artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin127وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir128أَتَبۡنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةࣰ تَعۡبَثُونَSiz her tepeye bir alâmet bina edip eğlenir durur musunuz129وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمۡ تَخۡلُدُونَTemelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz130وَإِذَا بَطَشۡتُم بَطَشۡتُمۡ جَبَّارِينَHem tuttuğunuz zaman merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz131فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِArtık Allah’tan korkun ve bana itaat edin132وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِيٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعۡلَمُونَO Allah’tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte133أَمَدَّكُم بِأَنۡعَٰمࣲ وَبَنِينَDavarlar, oğullar134وَجَنَّـٰتࣲ وَعُيُونٍCennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar ihsan etmektedir135إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲCidden ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum136قَالُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡنَآ أَوَعَظۡتَ أَمۡ لَمۡ تَكُن مِّنَ ٱلۡوَٰعِظِينَDediler ki: "Sen ha vaaz etmişsin, ha vaaz edenlerden olmamışsın, bizce birdir137إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلۡأَوَّلِينَBu sırf eskilerin âdetidir138وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَBiz azaba uğratılacak da değiliz139فَكَذَّبُوهُ فَأَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَBöylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir140وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir141كَذَّبَتۡ ثَمُودُ ٱلۡمُرۡسَلِينَSemûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti142إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ صَٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَHani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah’tan korkmaz mısınız143إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim144فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِGelin artık, Allah’tan korkun ve bana itaat edin145وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَBuna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir146أَتُتۡرَكُونَ فِي مَا هَٰهُنَآ ءَامِنِينَSiz burada güven içinde bırakılacak mısınız147فِي جَنَّـٰتࣲ وَعُيُونࣲBahçelerin, pınarların içinde148وَزُرُوعࣲ وَنَخۡلࣲ طَلۡعُهَا هَضِيمࣱEkinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında149وَتَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتࣰا فَٰرِهِينَKi bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz150فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِGelin! Allah’tan korkun da bana itaat edin151وَلَا تُطِيعُوٓاْ أَمۡرَ ٱلۡمُسۡرِفِينَYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın152ٱلَّذِينَ يُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا يُصۡلِحُونَYeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın153قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَSen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin154مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا فَأۡتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَSen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir155قَالَ هَٰذِهِۦ نَاقَةࣱ لَّهَا شِرۡبࣱ وَلَكُمۡ شِرۡبُ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲSalih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi156وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءࣲ فَيَأۡخُذَكُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَظِيمࣲSakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir157فَعَقَرُوهَا فَأَصۡبَحُواْ نَٰدِمِينَDerken onu kestiler; fakat pişman da oldular158فَأَخَذَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَÇünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir159وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir160كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلِينَLût (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti161إِذۡ قَالَ لَهُمۡ أَخُوهُمۡ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَHani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti: "Siz Allah’tan kormaz mısınız162إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱHaberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim163فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِGelin artık, Allah’tan korkun ve bana itaat edin164وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir165أَتَأۡتُونَ ٱلذُّكۡرَانَ مِنَ ٱلۡعَٰلَمِينَİnsanlar içinden erkeklere mi gidiyorsunuz166وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمۡ رَبُّكُم مِّنۡ أَزۡوَٰجِكُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمٌ عَادُونَBırakıyorsunuz da sizler için yarattığı eşleri! Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz167قَالُواْ لَئِن لَّمۡ تَنتَهِ يَٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُخۡرَجِينَOnlar şöyle dediler: "Ey Lût! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bilki, sürülenlerden olacaksın168قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلۡقَالِينَLût "Doğrusu ben, dedi, sizin bu işinize buğzedenlerdenim169رَبِّ نَجِّنِي وَأَهۡلِي مِمَّا يَعۡمَلُونَYâ Rabbi! Beni ve ailemi onların yapageldiklerin(in vebalin)den kurtar170فَنَجَّيۡنَٰهُ وَأَهۡلَهُۥٓ أَجۡمَعِينَBiz de onu ve ailesinin tamamını kurtardık171إِلَّا عَجُوزࣰا فِي ٱلۡغَٰبِرِينَAncak (geride) bir yaşlı kadın kaldı172ثُمَّ دَمَّرۡنَا ٱلۡأٓخَرِينَSonra geridekilerin hepsini helak ettik173وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِم مَّطَرࣰاۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلۡمُنذَرِينَVe üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki, (uyarılanların) o yağmuru ne kötü bir yağmurdu174إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir175وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُVe şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir176كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِ ٱلۡمُرۡسَلِينَEyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti177إِذۡ قَالَ لَهُمۡ شُعَيۡبٌ أَلَا تَتَّقُونَHani Şuayb onlara şöyle demişti: "Siz Allah’tan korkmaz mısınız178إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱHaberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim179فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِGelin, Allah’tan korkun ve bana itaat edin180وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَBuna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan yalnız âlemlerin Rabbidir181۞أَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُخۡسِرِينَÖlçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın182وَزِنُواْ بِٱلۡقِسۡطَاسِ ٱلۡمُسۡتَقِيمِVe doğru terazi ile tartın183وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَHalkın eşyalarını değerinden düşürmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın184وَٱتَّقُواْ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ وَٱلۡجِبِلَّةَ ٱلۡأَوَّلِينَO sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah’tan korkun185قَالُوٓاْ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلۡمُسَحَّرِينَOnlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin186وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَSen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz187فَأَسۡقِطۡ عَلَيۡنَا كِسَفࣰا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَŞayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver188قَالَ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَŞuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi189فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمِ ٱلظُّلَّةِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمٍHülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi190إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰۖ وَمَا كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّؤۡمِنِينَŞüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir191وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُVe şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir192وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَVe muhakkak ki bu (Kur’ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir193نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلۡأَمِينُ(Resulüm!) Onu Rûhu’lemin (Cebrail) indirdi194عَلَىٰ قَلۡبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُنذِرِينَUyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine195بِلِسَانٍ عَرَبِيࣲّ مُّبِينࣲAçık parlak bir Arapça lisan ile196وَإِنَّهُۥ لَفِي زُبُرِ ٱلۡأَوَّلِينَO, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı197أَوَلَمۡ يَكُن لَّهُمۡ ءَايَةً أَن يَعۡلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُاْ بَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَİsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir198وَلَوۡ نَزَّلۡنَٰهُ عَلَىٰ بَعۡضِ ٱلۡأَعۡجَمِينَBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi199فَقَرَأَهُۥ عَلَيۡهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ مُؤۡمِنِينَBiz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi200كَذَٰلِكَ سَلَكۡنَٰهُ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler201لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُاْ ٱلۡعَذَابَ ٱلۡأَلِيمَBöylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler202فَيَأۡتِيَهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَİşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir203فَيَقُولُواْ هَلۡ نَحۡنُ مُنظَرُونَO zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir204أَفَبِعَذَابِنَا يَسۡتَعۡجِلُونَ(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı205أَفَرَءَيۡتَ إِن مَّتَّعۡنَٰهُمۡ سِنِينَGördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek206ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُواْ يُوعَدُونَSonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa207مَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يُمَتَّعُونَO yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır208وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَBununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur209ذِكۡرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَٰلِمِينَ(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz210وَمَا تَنَزَّلَتۡ بِهِ ٱلشَّيَٰطِينُOnu (Kur’ân’ı) şeytanlar indirmedi211وَمَا يَنۢبَغِي لَهُمۡ وَمَا يَسۡتَطِيعُونَBu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez212إِنَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّمۡعِ لَمَعۡزُولُونَŞüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır213فَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُعَذَّبِينَO halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun214وَأَنذِرۡ عَشِيرَتَكَ ٱلۡأَقۡرَبِينَ(Önce) en yakın hısımlarını uyar215وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَVe sana uyan müminlere kanadını indir216فَإِنۡ عَصَوۡكَ فَقُلۡ إِنِّي بَرِيٓءࣱ مِّمَّا تَعۡمَلُونَŞayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım217وَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِSen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan218ٱلَّذِي يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُO ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor219وَتَقَلُّبَكَ فِي ٱلسَّـٰجِدِينَVe secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor)220إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُÇünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur221هَلۡ أُنَبِّئُكُمۡ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَٰطِينُŞeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi222تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمࣲOnlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler223يُلۡقُونَ ٱلسَّمۡعَ وَأَكۡثَرُهُمۡ كَٰذِبُونَOnlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır224وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلۡغَاوُۥنَŞairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar225أَلَمۡ تَرَ أَنَّهُمۡ فِي كُلِّ وَادࣲ يَهِيمُونَOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi226وَأَنَّهُمۡ يَقُولُونَ مَا لَا يَفۡعَلُونَOnların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi227إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرࣰا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبࣲ يَنقَلِبُونَAncak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir