AyetSûreler

Yûnus Sûresi 22. Âyet

Mekke · Cüz 11 · Sayfa 211

هُوَ ٱلَّذِي يُسَيِّرُكُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِۖ حَتَّىٰٓ إِذَا كُنتُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ وَجَرَيۡنَ بِهِم بِرِيحࣲ طَيِّبَةࣲ وَفَرِحُواْ بِهَا جَآءَتۡهَا رِيحٌ عَاصِفࣱ وَجَآءَهُمُ ٱلۡمَوۡجُ مِن كُلِّ مَكَانࣲ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ أُحِيطَ بِهِمۡ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ لَئِنۡ أَنجَيۡتَنَا مِنۡ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّـٰكِرِينَ ۝٢٢

Sizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran O’dur. Hatta gemilerde bulunduğunuz ve o gemiler, içindekilerle beraber hoş bir esinti ile akıp gittikleri ve tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar. Bütünüyle kuşatılıp artık bittiklerini sanırlar. İşte o vakit tam ihlas ile Allah’a yalvarır ve dindar olurlar: "Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız." derler. Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

هُوَ O - Allah الَّذٖى odur ki - o rabbı celîldir ki يُسَيِّرُكُمْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ sizi karada ve denizde gezdirir - size kâh karada kâh denizde seyr-ü hareket edebilmek kudret ve kabiliyyetini veren ve manialeri bertaraf edib maşiyen ve rakiben gezmenize müsaade eden odur. Sizi kâh karalarda sabit ve sulb ecsam üzerinde dağlardan taşlardan aşırtarak ve kâh denizlerde kaypak ve oynak sular üzerinde akıtarak seyrettirir, dolaştırır, hayatınıza böyle bir cereyan vermiştir. Öyle ki حَتّٰىٓ اِذَا كُنْتُمْ فِى الْفُلْكِ tâ gemilerde bulunduğunuz, bu bir kavmin hayatı ictimaiyyesini, bir Devletin hayatını da temsil eder وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِرٖيحٍ طَيِّبَةٍ ve onlar - o gemiler - hoş bir rüzgârla içindekilerle birlikte akıb gittikleri - burada «بكم» ya’ni sizlerle yerinde «بهم» diye hıtâbdan gıyabe bir iltifat nüktesi yapılmıştır ki her insan içinde bulunduğu hali iyi muhakeme edemiyeceği cihetle bunda hem muhatablara kendi hallerini tecrid ettirib karşıdan bakar gibi müşahade ve teemmül ettirmek ve hem bunların halini başkalarına tezkir ve seyrettirib huküm verdirmek için gayet beliğ bir husni tasvir vardır. - وَفَرِحُوا بِهَا ve bu hal ile - bu hoş rüzgâr ve lâtıf cereyan ile - tam ferahlandıkları vakıt bir de bakarsınız ki جَآءَتْهَا رٖيحٌ عَاصِفٌ onlara - o gemilere - bir fırtına gelmiş çatmıştır وَجَآءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ ve içindekilere her yerden dalga gelmekte وَظَنُّوٓا اَنَّهُمْ اُحٖيطَ بِهِمْ ve artık bunlar kendilerini hakıkaten ihata edilmiş zanneylemekte - ya’ni daha garkolmamışlar, fakat, bütün Dünya kendilerine düşman kesilmiş ve düşman her taraflarını kuşatmış, kaçamak çareleri kalmamış, halâs yolları kapanmış olduğu karariyle can hevli içinde kendilerini hakıkaten mahv-ü helâk olmuş zanneylemekte ve artık o zaman kalblerinden şirk ve inkârı tamamen almış ve evvelce taptıkları şeylerin hepsinden alâkayı kesmiş ve Allahdan başka ümid umacak, iltica edecek hiç bir ma’bud bulunmadığını anlamış «اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعًا» hakıkatini bizzarure tasdık ve teslim etmiş olduklarından دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَ dini bütün bir ıhlâs ile Allaha tahsıs ederek - ona şöyle dua etmektedirler: - لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِهٖ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرٖينَ ahdımız olsun ki ya Allah, bize bundan - bu vartadan - necat verirsen her halde ve her halde şakirînden olacağız - hep bunlar olur ve olmaktadır. Ve hayatı beşer böyle bir cereyan ve tahavvül içindedir. Evvelki âyette gösterildiği gibi kâh elemi, sürur ta’kıb eder ve kâh bu âyette gösterildiği gibi en ferahlı bir anda bütün ümidleri yıkan bir ızdırab ve ıztırar birdenbire hücum ediverir. Ve ni’met ve vüs’at zamanında Allahı tanımak istemiyen ve âyâtı ilâhiyyede türlü türlü mekirlerle kaçamaklarına sapan iymansızlara Allah tealâ, bütün masivayı gözlerinden gönüllerinden silen böyle bir vartai canhıraş ile behemehal kendini doyurur, yalvartır. Her ümidin yıkıldığı, her sebebin kesildiği böyle anlar da fevkal’esbab olan vücudı barî en münkir kalblere bile vücubunu bilâ şerik hakkı uluhiyyetini bizzarure teslim ettirir. İşte Allahı bilmiyenler bundan bilmelidirler ki Allah, budur; bu tesyîr ve ihata ve ilcayı yapan rabbı celîldir. Ve diğer âyatı ilâhiyyeye inanmıyan ve böyle muztarr olmadıkça hakkı teslim etmiyen münkirleri ve makirleri iymana getirecek âyet ve mu’cize ancak böyle fi’lî bir âyeti ta’zib ve ıztırardan başka bir şey olmamak ıktiza eder. Ve «لَوْلَآ اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ» deyib duranlar hep böyle bir âyeti tazyık ararlar, fakat daimî ve ebedî olmayınca bunun da hukmü olmaz. Çünkü o tazyikı görünce öyle uhudı kasemle yalvarırlar da