AyetSûreler

Sebe' Sûresi 12. Âyet

Mekke · Cüz 22 · Sayfa 429

وَلِسُلَيۡمَٰنَ ٱلرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهۡرࣱ وَرَوَاحُهَا شَهۡرࣱۖ وَأَسَلۡنَا لَهُۥ عَيۡنَ ٱلۡقِطۡرِۖ وَمِنَ ٱلۡجِنِّ مَن يَعۡمَلُ بَيۡنَ يَدَيۡهِ بِإِذۡنِ رَبِّهِۦۖ وَمَن يَزِغۡ مِنۡهُمۡ عَنۡ أَمۡرِنَا نُذِقۡهُ مِنۡ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ ۝١٢

Süleyman’ın emrine de rüzgarı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi’nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَلِسُلَيْمٰنَ الرّٖيحَ Süleymana da rüzgârı - râm ettik, müsahhar kıldık. Deniliyor ki Süleyman aleyhisselâma müsahhar kılınan bir riyhi mahsus idi, bütün şu rüzgârlar değil idi, çünkü onlar hacet vakıtlarında umumun menafiı içindir. Onun için bütün kıraetlerde bu «اَلرِّيحُ» müfred okunmuş, hiç birinde «اَلرِّيَاحُ» okunmamıştır. Ya’ni Süleyman aleyhisselâm isterse âlemin rüzgârını tutabilirdi demek değil, heva da bir cereyanına tasarruf edebilir ve onunla dilediği yere gidebilirdi. O bir rüzgâr idi ki غُدُوُّهَا شَهْرٌ sabah gidişi bir ay وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ akşam dönüşü de bir ay - şer’an bir günlük yol altı saat olduğuna göre otuz kilometre ı’tibar edilirse gidişi dokuz yüz kilometre, gelişi de dokuz yüz kilometre olarak bin sekiz yüz kilometre kat’eder. Burada «غُدُوُّهاَ» nın zamiri riyha gönderilmiş «غدوه» diye Süleymana irca’ edilmemiş olduğuna göre yalnız rüzgârın sür’ati gösterilmiş demek olur. Süleyman aleyhisselâm bununla balon gibi mi yoksa tayyare gibi mi giderdi orasını Allah bilir.

Seyretti heva üzre denir tahtı Süleyman

Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ hem ona - ya’ni Süleymana - kıtr ya’ni erimiş bakır pınarını seyl gibi akıttık - ya’ni ma’denden su akar gibi akıttık. Kazıy Beyzavî bunun Yemende olduğunu kaydetmiştir. Âlûsî de şu rivayetleri kaydediyor: İbni Münzir, Ikrımeden şöyle tahric etmiştir: Allah tealâ bakırı üç gün su gibi akıttı dedi, nereye denildi, bilmem dedi. İbni Ebihâtim de Süddîden şöyle tahric etmiştir: ona üç gün bir bakır ma’deni akıtıldı. Bahirde de İbni Abbas, Süddî ve Mücahidden şöyle nakledilmiştir: demişler ki üç gün üç gece akıtıldı ve Yemende idi. Mücahidden bir rivayette de bakır San’adan aktı, ayda üç gün aktığı da söylenmiştir. Biz bunun bir atıyyei ilâhiyye olan bir ılm-ü san’atle akıtılmış olmasını daha ehemmiyyetli görüyoruz.

وَمِنَ الْجِنِّ Cinden de - müfredi cinni olan Cin, bizim iyzah edemiyeceğimiz gizli mahluklar (Sûrei En’amda «وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَاطٖينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ» âyetine bak). Cinden denilmekle anlaşılıyor ki hepsi değil ba’zı Cin بِاِذْنِ رَبِّهٖ rabbının izniyle - yoksa Cin inse çalışmaz وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا الخ Bu cümle Cinlerin dahi mükellef olduğuna tenbihtir. Bununla beraber Hazreti Süleymana çalışan Cinlerin cüz’î bir inhiraf ile yanacak vaz’iyyette ateş kenarında şiddetli bir tazyık içinde çalıştıklarına da işarettir. Burada Cinlerin esrarı san’ati hâiz san’atkârlar olduğu da şundan anlaşılıyor