Sebe' Sûresi 13. Âyet
Mekke · Cüz 22 · Sayfa 429
يَعۡمَلُونَ لَهُۥ مَا يَشَآءُ مِن مَّحَٰرِيبَ وَتَمَٰثِيلَ وَجِفَانࣲ كَٱلۡجَوَابِ وَقُدُورࣲ رَّاسِيَٰتٍۚ ٱعۡمَلُوٓاْ ءَالَ دَاوُۥدَ شُكۡرࣰاۚ وَقَلِيلࣱ مِّنۡ عِبَادِيَ ٱلشَّكُورُ ١٣
Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden azdır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَآءُ onlar ona ne isterse yaparlardı مِنْ مَحَارٖيبَ وَتَمَاثٖيلَ= mihrablar ve timsaller -
MİHRAB, mif’al ismi âlet vezni olduğu gibi bir de midrar gibi mubalega sigası olur ki mihrabın esasen bu
ma’nâdan me’huz olduğu söyleniyor. Keşşafta der ki: meharîb, ibtizalden masun olan şerefli mesakin ve mehafil demektir. Bunlar hamiyyet ile muhafaza ve müdafea olunduklarından dolayı meharîb tesmiye edilmiştir. Maamafih burada mesacid diye de tefsir olunmuştur. Temasîl, timsalin cem’idir. Timsal canlı veya cansız bir şey’in suretine mumasil tasvir olunan her hangi bir surettir. Burada temasîl, Melâike ve Enbiya ve salihîn suretleri denilmiştir. Halk görsün de onlar gibi ıbadet etsinler diye mescidlerde bakırdan, pirinçten, sırçadan mermerden bunların suretleri yapılırmış. Böyle tasvirler yapılmasına Süyelman aleyhisselâm nasıl cevaz verdi? diye sorabilirsin, cevaben derim ki: tasvir, yalan ve zulüm gibi aklın takbih ettiği şeylerden değildir. Böyle olanlarda şeriatlerin ihtilâfı câizdir. Ebül’âliyeden merviy olduğu üzere o zaman ittihazı suver haram kılınmamıştı. Bununla beraber temasîlin hayvan sureti olması lâzım değildir. Ağaç gibi cansız resimleri olması da câizdir اه. Onun için Razi yalnız nukuş demekle iktifa etmiştir. وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ CİFÂN, çanak ma’nâsına cefnenin cem’i.
CEVAB da büyük havuz ma’nâsına câbiyenin cem’idir. وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍ
KUDUR, kıdrin cem’i, kıdr, gerek topraktan ve gerek sair ma’denden çömlek, tencere ve kazgan gibi
yemek pişen kablar,
RÂSİYAT, yerinden kalkmaz ağır ve sâbit ma’nâsına rasiy veya râsiyenin cem’idir. Demek ki çok
yemekler pişiriliyor, pek büyük sofralar kuruluyormuş اِعْمَلُوٓا اٰلَ دَاوُدَ شُكْرًا çalışın ey Davud hanedanı, o büyük şükr için çalışın. Ya’ni o büyük ni’met ve refah içinde atalet ve sefahete dalmayın, çalışın, hem çalışmanız bu ni’metlerin şükrünü eda etmek, her birini yerinde sarf ederek Allah tealâya daha güzel amellerle kulluk eylemek için olsun ki «لَئِنْ شَكَرْتُمْ لََازٖيدَنَّكُمْ» وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ Maamafih kullarım içinde şekûr olan azdır. -
ŞEKÛR, çok şükr eden, bütün vus’unü şükre sarf eden kalbi, dili ve sair a’zası hem i’tikad, hem i’tiraf,
hem çalışmakla ve ekser evkatta şükr ile meşgul olandır. İbni Abbastan bir rivayette: bütün ahvalinde şükredendir. Sûrei Nemilde geçtiği üzere «رَبِّ اَوْزِعْنٖىٓ اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتٖىٓ اَنْعَمْتَ عَلَىَّ وَعَلٰى وَالِدَىَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰيهُ وَاَدْخِلْنٖى بِرَحْمَتِكَ فٖى عِبَادِكَ الصَّالِحٖينَ» duâsını vird edinmiş olan Süleyman aleyhisselâm o, az olan şekûr kullardandır. Rivayet olunur ki Hazreti Ömer bir adamın «اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنِى مِنَ الْقَلِيلِ» Allahım, beni o azdan kıl» diye duâ ettiğini duymuş, bu nasıl duâ diye sormuş. O zat: «işidiyorum ki,» demiş Allah tealâ «وَقَلٖيلٌ مِنْ عِبَادِىَ الشَّكُورُ» buyuruyor, ben de beni o azlardan kılmasını istiyorum» bunun üzerine Hazreti Ömer herkes Ömerden a’lem» demiş.