Necm Sûresi 1. Âyet
Mekke · Cüz 27 · Sayfa 526
وَٱلنَّجۡمِ إِذَا هَوَىٰ ١
İnmekte olan yıldıza andolsun ki
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَالنَّجْمِ Ennecme kasem - «لام», ahid de cins de olabilir.
NECİM, bir kaç ma’nâya gelir, burada her birine ihtimal verilmiştir. - 1) Evvelâ ma’lûm olduğu üzere yıldız
demektir. - 2) Şecer mukabili olarak sakı olmıyan ot, çemen ma’nâsına gelir «وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ» gibi. - 3) Vakıt vakıt, ceste ceste taksît suretiyle verilen şeyin her kısmına da denir. Kur’an da yirmi üç senede ceste ceste nâzil olduğundan «müneccemen» nâzil oldu denilir ve her def’asında nâzil olan mıkdarına bir necim ıtlak edilir. - 4) Sonra lâmi ahid ayrılmamak şartıyle «اَلنَّجْمُ» bilhassa Süreyyaya, ya’ni Ülker yıldızına ism olmuştur ki esmai galibe kabîlindendir. Ülker, Semâda üzüm salkımı gibi görünür. Kamerin menazilinden üçüncü sayılır. Arablar mesel olarak: «اِذَا طَلَعَ النَّجْمُ عَشَاءً اِبْتَغَى الرَّاعِى كِسَاءً= Ülker akşam doğarsa çoban örtü ister» derler. Çünkü o zaman Güneş onun mukabilinde olarak Akrebin evvelinde bulunduğundan gurubu ile tulu’ eder, Bir hadîste de: «اِذَا طَلَعَ النَّجْمُ صَبَاحًا اِرْتَفَعَتِ الْعَاهَةُ = vârid olmuştur ki Ülker sabahleyin doğarsa âfet kalkar demektir.»
Bu suretle Süreyya yıldızın en göze çarpanı ve menazilin en meşhuru olmak hasebiyle burada müfessirlerin ba’zıları bununla tefsir etmişlerdir. Bir de bu Sûrede «رَبُّ الشِّعْرٰى» geleceği cihetle ba’zıları da burada lâmi ahd ile ennecm, Şi’râ yıldızı olduğunu söylemişlerdir. Bu ikisinde «هَوَى», tulu’ ma’nâsına olur. Bir çokları da lâmi cins ile mutlak yıldız ma’nâsına hamleylemişlerdir. Sonra kimisi hakıkat kimisi de mecaz ma’nâsı gözetmişlerdir. Netekim Ca’feri Sadık Hazretleri, murad Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi vesellemdir demiş buna göre «هَوَى» den murad mi’racdan inmesi yâhud lâmekâne urucu demek olur. Fakat Ebû hayyanın nakline göre ibni Abbas, Mücahid, Ferra ve Kazıy münzir ibni Saıd, burada ennecimden murad Kur’anın nüzul eden mıkdarı demek olduğunu söylemişlerdir. Nisaburî der ki: bu surette «وَالْقُرْاٰنِ الْحَكٖيمِ اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلٖينَ» gibi olur. Biz de bu ma’nâyı tercih etmek istiyoruz. Bunun için mealde necmi yıldız diye terceme etmeyib bu ihtimallere muntabık olabilmek üzere şöyle diyoruz: o necme kasem ederim اِذَا هَوٰى indiği dem ki - «هَوَى يَهْوِى», ikinci babdan, masdarı «هَوِيًّا وَهَوِيًّا هَوَيَانًا» dir ki şahinin inişi gibi sür’atle süzülüp inmek ve düşmek veya yukarı fırlamak ma’nâlarına gelir. Yıldızların tulûu da gurubu da bir heveyan, ya’ni ufuka bir fırlayış veya ufuktan bir iniş yâhud düşüş demektir. Ecramı Semâviyye «كُلٌّ فٖى فَلَكٍ يَسْبَحُونَ» olduklarından hepsi sukut kanununa tabidirler. «gravitation» kanunu bir heveyân kanunudur. Bu madde dördüncü babdan olarak «هَوِىَ يَهْوَى» diye kullanıldığı zaman da masdarı «هَوِيًّا» gelir ki nefsin şehvetine meyli, arzusuna düşkünlüğü sevdası ma’nasına gelir. Burada «اَلنَّجْمِ» yıldız ma’nâsına olduğuna göre heveyânı guruba da tulûa da muhtemildir. Yolcular yıldızların tulû’ veya gurub lâhzalariyle istidlâl ederek yol bulurlar. Umum yıldızların gurubu ise sabah vaktı demektir. Şu halde cins murad olunursa kasem, sabah vaktına yapılmış demek olur. Çemen ma’nâsında ise heveyân otların yükselip yere yattığı zamandır ki baharın kuvvetli çağıdır. Kur’anın necmi olduğuna göre ise hüviy onun nüzulü demektir. Bu surette Kur’anın bir inişde inen her kısmının indiği lâhzaya, ya’ni vahiy vakıasının tecelli eylemekte bulunduğu saatte tecelli eden âyâti ilâhiyyeye yemin edilerek şu cevab tahkık ve te’kid ile isbat ve tebliğ olunuyor: