Mutaffifîn Sûresi 28. Âyet
Mekke · Cüz 30 · Sayfa 588
عَيۡنࣰا يَشۡرَبُ بِهَا ٱلۡمُقَرَّبُونَ ٢٨
Allah’a yakın olanların içecekleri bir kaynaktır o
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
عَيْنًا ya’ni bir ayin, bir çeşme ki - o Tesnîm يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ mukarrebun onunla içerler - ya’ni ayniyle içerler, sâde o tesnîmi içer, şürblerini onunla yaparlar. Mukarrebîn derecesinde olmıyan sâir ebrara, ashabı yemîne ise memzucen sunulur. Buradaki «بِهَا» ya bir kaç vechile ma’na verilmiş ise de İbni Abbas Hazretleri demiştir ki ehli Cennettin içkilerinin eşref ve a’lâsı Tesnîmdir. Çünkü mukarrebun onu sırf olarak içerler, ashabı yemîne ise mezc olunur اه. Demek ki «وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنٖيمٍ» ashabı yemîn olan ebrar hakkındadır. «عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ» da onlardan daha yüksek olan mukarrebun hakkındadır. Ve âyetin terakkı ifade eden siyakından da Tesnîmin o rahıykı mahtumdan afdal ve a’lâ olduğu anlaşılır. Zira Sûrei Vakıada mükellefin üç sınıfa tasnîf olunmuş «وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ اُولٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَ» buyurulmuş olduğundan mukarrebun, huzurı hakta bütün meratibin ilerisinde bulunan sabikundur. Yukarıki «يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ» dan ve «حَسَنَاتُ اْلَابْرَارِ سَيِّئَاتُ الْمُقَرَّبِينَ» ma’rufesinden de anlaşıldığı üzere ebrar, mukarrebînin dûnünde olarak Vâkıadaki ashabı yemîn demek olur. Onun için «وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنٖيمٍ» ashabı yemînden olan ebrarın mezcini, «عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ» da sırf Tesnîmin mukarrebîn şarabı olduğunu ifade etmiş olur. Onun için buna şu ma’naları vermişlerdir: aynı Tesnîmi mukarrebun içer, o onların şarabıdır. Yâhud mukarrebun Tasnîm ile kanar, onunla mütelezziz olurlar, yâhud «با من» ma’nasına olarak mukarrebîn ondan içer. Mukarrebîn onunla mezc ederek o rahîkı içerler ma’nasına olmak daha zâhir gibi görünürse de bunda mukarrebîn ile ebrarın mertebeleri fark edilmemiş ve Tesnîmin mukarrebîn şarabı olmasının vechi zâhir olmamış olur. Yâhud da onun memzucen içilmesi bile mukarrbîne mahsûs olduğu ve bu surette de sabikunı mukarrebun mertebesine varmıyan ebrar ondan içemiyecekleri gibi mukarrebînin de sırfen değil, ancak memzucen içebilecekleri söylenmiş olur. Arada müsabekayı emr eden tenâfüs cümlesine bunun bir münasebeti varsa da Bahirde mezkûr olduğu üzere İbni Abbas gibi İbni Mes’uddan, Hasenden Ebu Salihten dahi «mukarrebun onu sırfen içer ve ebrarar mezc olunur» diye merviy olan ma’nâ daha müveccehtir. Ve Cumhura göre ebrar, ashabı yemîn; mukarrebun, sâbikundur. Maamafih ba’zıları bu âyette ebrar ile mukarrebun bir ma’nayadır, Cennette mütena’ım olanlara ıtlak edilmiştir demişler ise de burada da ebrar ile mukarrebîni fark etmiyenler âyetin zevkıne irememişler demektir. Razî burada İbni Abbasın kavlini nakilden sonra şöyle demiştir: ben de derimki: bu şuna delâlet eyler: nehirler fazîlette mütefavittir. Demekki Tesnîm, Cennet nehirlerinin efdali, mukarrebun da ehli Cennetin efdalidir. Ve ruhanî Cennette Tesnîm ma’rifetullah ve Allahın vechi kerîmine nazar lezzetidir. Rahıyk de mevcudat âleminin mutaleasiyle ibtihacdır. Mukarrebun, Tesnîmden başkasını içmezler, ya’ni ancak vechullahı mutalea ile meşgul olurlar. Ashabı yemînin ise içkileri memzuc olur. Nazarları gâh ona gâh mahlukatına olur اه. Tatfîften nehiy ve ba’s-ü ceza gününe iymana da’vet siyakında ehli cürm olan füccar ve mahcubun ile ehli birr-ü ihsan olan ebrar ve mukarrebînin Âhırette birinin siccînde, birinin ılliyyinde olan mukadderatlarını amellerine göre tartıp anlattıktan sonra bunların Dünya ve Âhırette yekdiğerine karşı olan ba’zı hallerini de anlatmak üzere buyuruluyorki: