AyetSûreler

Münâfikûn Sûresi 1. Âyet

Medine · Cüz 28 · Sayfa 554

إِذَا جَآءَكَ ٱلۡمُنَٰفِقُونَ قَالُواْ نَشۡهَدُ إِنَّكَ لَرَسُولُ ٱللَّهِۗ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ إِنَّكَ لَرَسُولُهُۥ وَٱللَّهُ يَشۡهَدُ إِنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ لَكَٰذِبُونَ ۝١

Münafıklar sana geldikleri vakit: "Şahitlik ederiz ki sen muhakkak Allah’ın elçisisin." derler. Senin mutlaka kendisinin elçisi olduğunu Allah bilir ve Allah münafıkların yalancı olduklarına şahitlik eder

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِذَا جَآءَكَ Sana geldikleri vakıt - Hıtab, Resulullahadır. Yâni ya Muhammed! Senin meclisine hazır oldukları vakıt الْمُنَافِقُونَ قَالُوا o Münafıklar dediler. - Münafık, surei Bakarenin başında tafsıyl olunduğu üzere dışı Müsliman içi kâfir olan iki yüzlü müzebzeblerdirki piyasaya göre tehavvül eder. Her münafık müraîdir. Fakat her müraînin Münafık olması lâzım gelmez, riya, iymana muhalif olmıyarak yalnız ba’zı amelde de olabilir. Asl münafıklık ise akıdenin hılâfına iymanda mürailiktir. Bununla beraber sırf amelî olan nifak da vardır. Bu cihetle nifak ile riya mütekaribdir. Bir hadîsi sahihte buyurulmuştur ki: «آيَةُ الْمُنَافِقِ ثَلَاثٌ اِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَ اِذَا خَاصَمَ فَجَرَ وَ اِذَا اؤْتُمِنَ خَانَ= Münafıkın âlameti üçtür. Söz söylediği zaman yalan karıştırır, husumet ettiği zaman edebsizlik eder. Bir şey emanet edildiği zaman da hıyanet eder. Tefsirlerin beyanına göre burada münafıklardan murad, Abdullah ibni Übeyy ve sınırlarıdır. Onlar Resulullahın yanına geldikleri vakıt şöyle dediler: نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِ Şehadet ederiz ki hakikat sen şübhesiz Resulullahsın - şehadet, huzûrî bir ılm ile yakînen bildiği bir şey’i Hakteâlânın huzurunda olduğu kanaatiyle dos doğru haber vermektir. Onun için fukaha’ demişlerdirki şehadet, yemin ma’nasını tezammun eder bir ıhbarı hastır. Her ıhbar ve i’lâm şehadet yerine geçmez, dediğini bilerek «eşhedü» diyen şahide yemin vermek de fazla ve tekrar olur. Bundan anlaşılır ki «نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِ» demekte iki cümle ve iki cümleye aid üç te’kid vardır. Birincisi neşhedü cümlesinin ifade ettiği yemin, İkincisi «ان», Üçüncüsü «لام» dır. Peygambere iymanda ıkrar vermek için «اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ نَشْهَدُ اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِ» demek de kâfîdir. Ziyade te’kid muhatabın ziyade inkârı halinde takviye ile ikna’ı için olur. İşte Münafıklar bu suretle Resulullahı ikna’ için kelâmı üç vechile te’kid ederek söylemişlerdi. Fakat bu ıknâın hedefi nedir? İki cümlenin hangisine aiddir? Te’kidler ikinci risalet cümlesine müteveccih olduğu için ıkna’ kasdı da ona müteveccih olmak lâzım gelir. Halbuki bu hakikatte Resulullahı münkir menzilesinde farz ederek ikna’a çalışmak ma’nasız ve edebsizliktir. Onların da asıl maksadları bu değil, kendilerinin buna iyman ve şehadetleri dâvasına ıkna’a çalışmaktır. Asıl şübheli gördükleri ve inandırmak istedikleri budur. Bu cihetle te’kidin hedefi lâzımı fâidei haber demek olan iyman dâvasiyle «نَشْهَدُ» cümlesi olmak ıktıza ederdi. Onlar ise bunu ta’kid etmemekle beraber şehadet ediyoruz demekte yalan söylüyorlardı. Onun için Allah tealâ bu iki noktayı güzel bir tatmim ile ayırt ederek buyuruyorki وَاللّٰهُ يَعْلَمُ اِنَّكَ لَرَسُولُهُ Allah da biliyorki hakikat sen onun şübhesiz Resulüsün - Binaenaleyh «اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِ» sözü haddi zatinde dosdoğru bir hakikattir. وَاللّٰهُ يَشْهَدُ Bununla beraber Allah şehadet ediyorki اِنَّ الْمُنَافِقٖينَ doğrusu munafıklar - içi dışına uygun olmıyanlar لَكَاذِبُونَ elbette yalancıdırlar. - O hakikate şehadetleri samimî değildir. Mü’min olmadıkları halde iyman iddia ederler, doğruya inanmazlar, hakıkati yalan telâkkî ederler. Sonra da o yalan addettikleri şey’e şehadet ederiz diye yalan söylerler ve yalan söylediklerine kani’ oldukları halde vicdanları hılâfına yemin ederler.

Meanîde ma’lûm olduğu üzere bu âyetten ba’zıları yalanın ı’tikada ve vicdana muhalefet demek olduğunu, ba’zıları da hem vâkıa hem ı’tikada muhalefet demek olduğunu anlamak istemişlerse de bu doğru değildir. Doğrusu yalan, vâkıa ademi mutabekattır. Burada Münafıkların yalancılığında ı’tikad ve vicdanlarına muhalif söylemiş olmaları da sözlerinin sâde ı’tikadlarına muhalefetten nâşî değil, iyman meselesinde vâkıın mahalli, kalb ve vicdandakı ı’tikad olması ve şehadet mes’elesinde de yakîn ve samîmiyyetin şart bulunması hasebiyledir. Ya’ni onlar meşhudün bih olan «اِنَّكَ لَرَسُولُ اللّٰهِ» sözünde kâzib değiller, lâkin ona vâkıde inanmadıkları halde inanmış gibi iyman da’vası ibraz etmekte ve şehadetleri yok iken «نَشْهَدُ» diye yalan söylemelerinde ve bu suretle yalandan yemin etmelerindedir. Bir insan ı’tikad etmediği bir şey’e ı’tikad ediyorum dediği zaman şübhesiz ki yalân söylemiş olur. Ve bunun yalan olması o sözü mücerred ı’tikad ve vicdanına muhalif olmasından değil, haber verdiği şey’in vâkı’de onun vicdanında bulunmamasındandır. Şu halde o şey’in onun ı’tikadından sarfı nazarla doğru olması onun ı’tikad etmediği halde ı’tikad ediyorum demesinde yalancı olmasına mani’ olmadığı gibi burada da öyledir. İşte Münafıkların sözü böyle olduğu için kizibleri bir taraftan faidei haberin lâzımına, bir taraftan da şehadet ve yemîn mazmunlarına raci’dir. Bunların yalancılıkları ve sebebi şu suretle iyzah da ediliyor: