Mü'min Sûresi 56. Âyet
Mekke · Cüz 24 · Sayfa 473
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بِغَيۡرِ سُلۡطَٰنٍ أَتَىٰهُمۡ إِن فِي صُدُورِهِمۡ إِلَّا كِبۡرࣱ مَّا هُم بِبَٰلِغِيهِۚ فَٱسۡتَعِذۡ بِٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ ٥٦
Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah’ın âyetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah’a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O’dur
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اِنَّ الَّذٖينَ يُجَادِلُونَ فٖٓى اٰيَاتِ اللّٰهِ بِغَيْرِ سُلْطَانٍ اَتٰيهُمْ Kendilerine gelmiş bir sultan: bir salâhiyyet ve bürhan olmaksızın Allahın âyatında mücadele eden kimseler - âyatullah, Allahın varlığına ve birliğine ve her hangi bir hususun hakkıyyetine dair nasbettiği delâil ve kütübi münzelesi ve Peygamberlerinde ızhar eylediği mu’cizattan eamdır. Bunlarda mücadele için mesağ verecek bir bürhan ve huccet mütesavver olmadığından burada bigayri sultan kaydinin mefhumı muhalifi maksud değildir. Ancak dîn işinde söz söyliyebilmek için huccet ve bürhana müstenid bir salâhiyyet lâzım olduğuna tenbihtir. Bununla beraber nesıh, tahsıs ve takyid kabîlinden mesailde olduğu gibi âyatullahı yine âyatullah ile karşılaştırarak bahsetmek caiz olduğuna işarettir de denilebilir. Lâkin hiç böyle bir salâhiyyet ve bürhan olmaksızın âyatullahda mücadele edenler اِنْ فٖى صُدُورِهِمْ اِلَّا كِبْرٌ onların sînelerinde, gönüllerinde kibirden başka bir şey yoktur - hakkı kabule tenezzül etmek istemiyen bir büyüklük da’vası, kuru bir azamet kuruntusu, lâkin مَا هُمْ بِبَالِغٖيهِ bir kibir ki onlar ona yetişecek değillerdir. - Hadlerinden çok aşkın, ne şimdi ne ileride muktezasına irmeleri ıhtimali bulunmıyan bir kibir, çünkü Allahın âyatının üstüne çıkılmaz, Allahın vermediği kadr-ü menzilet zorla alınmaz. Peygamberliğe kesb ile yetişilemediği gibi Allah vergisinden fazla bir salâhiyyete de irilmez. İşte Allahın âyetlerinde mücadele edenler sırf böyle bir kesb ile mücadele ediyorlar. Delili zâhir olan hakka karşı teassub ile mücadele edenlerin hepsi bu hukümde dahıldir. Hepsi böyle sînelerinde yetişemiyecekleri bir kibir taşıdıklarından dolayı mücadele ederler. Bunun sebebi nuzülünde iki rivayet vardır:
1 - Kureyş müşrikleridir ki «لَوْلَا نُزِّلَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ عَلٰى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظٖيمٍ» diyorlar. Ve «لَوْ كَانَ خَيْرًا مَاسَبَقُونَآ اِلَيْهِ» diyorlardı. 2 - Yehûddur, Mukatil demiştir ki haklarında bu âyet nâzil olan mücadiller, Yehûdîlerdir. Deccale ta’zîm ettiler bu nâzil oldu اه. Ebul’âliye de buna zâhib olmuştu. Alûsînin nakline göre Abd ibni Humeyd ve İbni ebî hatim senedi sahih ile ondan şöyle tahric etmişlerdir: Yehûdîler, Hazreti Peygambere (sallallahü aleyhi vesellem) geldiler de Deccal dediler, âhir zamanda bizden olacak ve işte olacaklar o zaman olacak ve şöyle yapacak böyle yapacak diye büyüttüler de büyüttüler, bunun üzerine Allah tealâ «اِنَّ الَّذٖينَ يُجَادِلُونَ الخ» âyetini indirdi اه. Buna göre bu Sûre de bu âyetin medenî olması yakışır. Ebüssüud bunu şöyle nakl eder: Bir de denildi ki mücadele edenler Yehûdîlerdir. Diyorlardı ki bizim Tevratta mezkûr olan sahibimiz sen değilsin, o Mesîh ibni Davud, ya’ni deccal âhir zamanda çıkacak, saltanatı berr-ü bahre irecek, ırmaklar beraberinde gidecek. Allahın âyetlerinden bir âyet olacak, o vakıt mülk bize rücu’ edecek. İşte Allah tealâ onların bu temennîlerine (ideallerine) kibir tesmiye etti ve kuruntularına irmelerini nefiy buyurdu اه. Ya’ni Yehûdîler, Beni İsrailden başkasında nübüvvet görmek istemedikleri için gerek Kur’anda ve gerek sâir kitablarda nübüvveti Muhammediyyeye delâlet eden âyetlere sırf kibir ve hased yüzünden mücadele ederek Hatemül’enbiyayı bırakıp Deccalı iltizam etmişler ve onun zamanında saltanatın kendilerine geçeceğini bir temenni halinde ileri sürmüşler ise de Deccal çıktığı zaman dahi mülk-ü saltanat kendilerine rücu’ etmiyecektir. Alûsî der ki: bu mücadelede Yehûd iki vechile yalan söylediler, evvelâ, Resulullaha «sen bizim mu’teber olan sahibimiz değilsin» demelerinde yalan söylediler. Saniyen Deccalı kasd ederek o Mesih ibni Davuddur demelerinde yalan söylediler. Çünkü hangi Peygamber ba’s olunduysa ümmetini behemehal Deccaldan tahzir buyurmuş, sakındırmıştır. O bir bişaret değil, fitne ve beliyyedir. Onlar ise onu Peygamber yerine tutarak sahibimiz demişlerdir ki bunun âyatullaha bigayri sultanin mücadele olduğunda şübhe yoktur اه. Hadîslerde eşratı saatten olmak üzere iki mesîh zikr olunur. Birisi: mesîh Isânın nüzulü, birisi de mesîh Deccalın zuhurudur. Müseylime gibi yalan yere Peygamberlik iddiasıyle çıkacak otuz kadar Deccal zikredilmiş, en büyük fitne olan mesîh Deccalın ise ülûhiyyet iddiasiyle huruc edeceği haber verilmiştir. Ancak mesîh Deccala Mesîh ibni Davud denilmiş olduğunu da bu âyetin tefsirinde işitmiş oluyoruz. Halbuki Mettâ İncilinin başında görüldüğüne göre Hırıstiyanlar bu ismi «Iselmesîh ibni Davud» diye Hazreti Isayâ vermektedirler.
Buna sebeb olarak da Meryemin nişanlısı dedikleri Yusüfün Hazreti Davud neslinden olduğunu söylemektedirler, Isânın tevellüdü Meryemle Yusüfün ictima’larından evvel ruhul’kudüsten oldu diye tasrih edilmiş iken Yusüf babası imiş gibi onun vasıtasiyle Hazreti Davuda nisbet edilmesi bir tenakuz teşkil eder. Lâkin Mettâ incili her nedense bu tenakuzla beraber Hazreti Isâya Mesîh ibni Davud demekte ısrar etmiştir. Ayni zamanda Hazreti Isâyı tanımadıkları ma’lûm olan Yehûdîler de âhir zamanda çıkacak Deccale bu ismi vermişler, bu cihetle aralarında bir menşe’den çıkmış olması melhuz bulunan garib bir noktai nazar teşabühü hasıl olmuştur. Biz bundan şunu anlamış oluyoruz ki: mesîhi Deccal yalancı Mesih demektir. Varid olan haberlere göre deccal, bir yalancı, nâsı aldatmakta mahir bir sahtekârdır ki kâfirliği, sahtekârlığı yüzünden belli olduğu halde bir takım harikalar göstererek ülûhiyyet da’va edecek ve en büyük fitne olması da bundan olacaktır. Ulema demişlerdir ki: Allah tealâ Peygamberlik iddia eden bir yalancıya tasdık ıhtimali bulunan bir mu’cize vermez, çünkü teşkik olur, âyâtullah ile mücadeleye sultan verilmiş olur. Fakat ülûhiyyet iddia eden bir yalancıya ibtilâ için her türlü harikayı verebilir. Zira kendisi hâdis olan mahlûkun Allah olmadığına aklî bürhan daima kaim bulunduğu için onun yalancılığı haddi zatında zâhirdir, ondan dolayı âyâtullah ile mücadeleye bir sultan verilmiş olmaz. Deccalin bu suretle bir yalancı mesîh olması, onun hıristiyanlık taklidi altında zuhur edeceğini anlatır. Mesîhi sadık olan Isânın nüzuliyle onu katledeceğine dair olan eserler de bunu te’yid eyler. Yehûdîlerin mesîhi sadık olan Isâya ve Hatemül’enbiyaya kibr-ü hasedle küfrederek bütün ümidlerini mesîhi kâzib olan deccale bağlamaları ne acîb bir bedbahtlık ne elîm bir mahrumiyyettir. Bu son senelerde Yehûdîlere Filestînde bir hukûmet yapıvermek istiyen İngiltere acaba onlara gözledikleri mesihi kâzib rolünü oynayıverecek midir. Lâkin Allah tealâ buyuruyor ki: «مَا هُمْ بِبَالِغٖيهِ» فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ onun için sen hemen Allaha sığın - öyle kibirden ve kibirli hasedcilerden, yâhud deccalın şerrinden Allaha sığın اِنَّهُ هُوَ السَّمٖيعُ الْبَصٖيرُ çünkü işitecek odur, görecek o - ya’ni senin ve onların bütün dediklerinizi işiten ve işitecek olan ve bütün yaptıklarınızı gören ve görecek olan ancak odur. Bu, bir taraftan va’d, bir taraftan vaîddir.