AyetSûreler

Mü'min Sûresi 57. Âyet

Mekke · Cüz 24 · Sayfa 473

لَخَلۡقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ أَكۡبَرُ مِنۡ خَلۡقِ ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ ۝٥٧

Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ Elbette Semavat ve Arzın halkı o nâsın halkından daha büyüktür. - Bu âyetin terkibinde bir kaç ma’nâ vardır: bir kerre nâsın Allaha ve Allahın âyetlerine karşı kibr-ü mücadelesi haddini bilmemek olduğunu ıhtardır. Ya’ni o kibredenlerin kibir, ne haddinedir ki Göklerin ve Yerin yaradılışı onların yaradılışından daha büyük daha azametlidir. Öyle ki insan onların içinde bir zerrecik gibi kalır, hattâ insan Arzın üzerinde bir mikrop, Arz bütün âlemin içinde bir zerre mesabesindedir. O halde insanın Yere Göğe karşı bile büyüklenmek haddi değilken onları yaradan halika karşı kibir taslamağa kalkması ne büyük cehalettir, ikincisi ba’s-ü iadeye işaretle bir vaîd olmak üzere şöyle demektir. İlk evvel Semavat ve Arzı yaratmak, ibda’ etmek, insanları tekrar yaratmaktan daha büyük bir iştir, o Gökleri ve Yeri hiç yok iken yaradan, ölen insanlara tekrar hayat verib de yaratamaz mı? İâde ibtidadan elbette kolaydır. Zemahşerî bu ma’nâyı tercih etmiştir, Üçüncüsü Nakkaş gibi ba’zı müfessirînin verdiği ma’nâya göre «halkunnâs» fâıline muzaf olmak üzere: Gökleri ve Yeri yaratmak insanların yaptığı şeylerden elbette büyüktür. Bunun hasılı Semavat ve Arz ile insanları mukayese değil Allahın sun’ıyle insanların sun’unu mukayesedir, bu mukayesenin sebebi de mücadele edenlerin san’atlerine güvenerek kibirleridir. Ya’ni insanlara nisbet olunan keşifler, san’atler, iddialarınca icadlar, yaradışlar her ne olursa olsun hiç bir zaman Allahın yaradışına benziyemez, Göklerin, Yerin yaradılışı gibi olamaz. Binaenaleyh mücadillerin deccalların gösterecekleri hârikalar insanları aldatmamak lâzım gelir. وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَايَعْلَمُونَ ve lâkin nâsın ekserisi bilmezler - de aldanırlar, kendilerini veya eserlerini Göklerden ve Yerden büyükmüş gibi farzeder mağrur olurlar. Yâhud insanların yaptığını Allahın yaptığından büyük zannederler, kibirlenirler. Meselâ Allah bir kulak yaratmıştır, insan onunla uzak yakın mesafeden ses işitir, sonra insanlar bir de radyo keşfetmişlerdir. Fakat ılmi olmıyan nâsın bir çoğu radyoyu insanın halkı ve kulaktan daha mühim bir san’at zanneder, düşünmezki kulak olmayınca radyo hiçtir. Ve bilmez ki hakıkatte radyo da Allahın yaratmasıdır. Muhyiddini Arabî fütuhatı Mekkiyyesinde der ki: işbu «لَخَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ» âyetinde büyüklüğü cirm ve kemmiyyet büyüklüğü sanma, çünkü o basar ve basîreti olan herkes için ma’lûmdur. O büyüklük Allah tealânın onlarda icra eylediği bir ma’nâdan dolayıdır ki o insanda yoktur. «اِنَّا عَرَضْنَا الْاَمَانَةَ» âyeti ondandır, onların ibasını cehillerinden sanma, belki emaneti hâmil olmak cehildendir, onun için Allah tealâ «ظَلُومًا جَهُولًا» diye insanı tavsıf buyurmuştur. Demek ki Semavât ve Arz ve Cibâl emanetin kadrini ve onu hâmil olanın muhatarada olduğunu, çünkü onu ehline edaya muvaffak olacağına yakıyni bulunmadığını bilmişler ve Allahın arz ile muradı aklı mizana çekmek olduğunu anlamışlardı. Demek ki Arzın, Cibâlin, Semanın aklı insanın aklından çok idi. Onlar kendilerini Allahın üzerlerine vacib kılmadığı şey’e sokmadılar, çünkü o bir arz idi, bir emir değil idi ki Allahın iycabına ta’zîm lüzumiyle tav’an ve ker’hen icâbet teayyün etsin. Halbuki «اِئْتِيَا طَوْعًا اَوْكَرْهًا» ya’ni size bırakılacak şey’leri ister istemez kabule âmade olun dediği vakıt «اَتَيْنَا طَآئِعٖينَ» dediler. Hakkın kendilerinde yapmak istediği her şeyi kabule âmade olduklarını söylediler اه. Şeyhın bu sözü insanı nüshai kübra ve nüshai camia addeden sözlerine münafi görünür. Zira Semavat ve Arzın cismanî haysiyyetten ma’lûm olan büyüklüğünden başka aklî haysiyyetinden de büyüklükleri tesbit edilince insan için hiç büyüklük haysiyyeti kalmamış demektir, bunu «وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِىالسَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا مِنْهُ» âyeti ile tevfık etmek lâzım gelir ki birinde maddiyyet birinde ma’neviyyet haysiyyeti zâhir görünür. Maamafih şeyhın bu ifâdesi bize garizî noktai nazardan da bir mukayese ıhtar etmiştir, garîzî, ya’ni fizyolojik haysiyyetiyle bakıldığı zaman da Semavât ve Arz emri hakka muhalif hiç bir şey yapmaz, vazıfede ne hata ne ısyan yapmaz, teklif ile ıhtiyarî vazıfei emaneti kabul etmemiş, lâkin iycab ile verilen emanatı hakkıyle saklar, halbuki insan hem hata eder hem ısyan yapar emanatına zulüm de eder, yanılır da, bunun için Semavât ve Arz, hakkın emrine itaat haysiyyetiyle de insandan büyüktür, demek ki kibirlenenler cehaletinden kibirlenirler.