Mücâdele Sûresi 11. Âyet
Medine · Cüz 28 · Sayfa 543
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَكُمۡ تَفَسَّحُواْ فِي ٱلۡمَجَٰلِسِ فَٱفۡسَحُواْ يَفۡسَحِ ٱللَّهُ لَكُمۡۖ وَإِذَا قِيلَ ٱنشُزُواْ فَٱنشُزُواْ يَرۡفَعِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ دَرَجَٰتࣲۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ ١١
Ey iman edenler! Size: "Meclislerde yer açın." denilince yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size "Kalkın." denilince de kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا قٖيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِى الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْ Ey o bütün iyman edenler! Sizlere meclislerde, oturduğunuz yerlerde genişleyin denildiğinde genişleyiverin - ya’ni açılın, gelene yer verin denildiği zaman yer açın, ortalığı daraltmayın. İbni ebi Hatimin mukatil İbni Hibbandan tahricine göre Âlûsî bu âyetin sebebi nüzulünü şöyle nakleylemiştir: Hazreti Peygamber Sallâllahü aleyhi vesellem Muhacirîn ve Ensar içinden Ehli Bedre ikram ederdi. Ehli bedirden bir takım zevat geldi ki Sâbit İbni Kays İbni Şemmas da onlardandı, meclis ise daha evvel gelenler ile dolmuştu, Resulullahın müvacehesinde durdular, «اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ» dediler, Resulullah da «وَعَلَيْكُمُ السَّلَامُ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ» diye selâmlarını karşıladı, sonra meclistekilere selâm verdiler, onlar da selâm ile karşıladılar, bunun üzerine ayakta dikildiler, bir yer açılmasına muntazır oldular, kimse yer açmadı, onların ayakta kalmaları Resulullahı müteessir etti, etrafındakilerden ba’zılarına kalk ya fülân, ya fülân diye bir kaç kişiyi kaldırdı, onların da hoşlarına gitmediği yüzlerinden belli oldu. Münafıklar bunu lâkırdıya vesîle edindiler, yakınına oturanı kaldırıp da sonra geleni oturtması adalet değil dediler, işte bu âyet bu sebeble nâzil oldu. Hasen ve Yezid İbni ebi Habîb gibi ba’zıları ise Sahabe harb saflarında kıtal mevkı’lerinde kıskançlık eder sıkı dururlar, şehid olmak rağbetiyle ba’zısı ba’zısına yer açmazdı, bu âyet bu sebeble nâzil oldu. Demişlerdir. Ma’nanın buna da şumulü yok değil ise de ekseriyyet peygamberin meclisindeki izdiham dolayısiyle nâzil olduğunu söylemişlerdir. Hasılı her hangisi olursa olsun bulunduğunuz mecslislerde darlık yapmayın etrafınızdakilere sıkıntı vermeyin, genişleyin, açılın denildiği zaman ne suretle olursa olsun yer açın genişletin يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْ ki Allah size genişlik versin وَاِذَا قٖيلَ انْشُزُوا kalkın yâhud yukarı geçin - denildiğinde de فَانْشُزُوا hemen kalkıverin يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ ki Allah içinizden iyman edenleri, ya’ni hakikaten iymanlı olan ve bu emirlere de temiz yürekle iyman eden mü’minleri yükseltsin - iyman ile emre imtisallerinin mükâfatı olarak Dünyada muvaffakıyyet, güzel nam, âhırette Cennet köşklerinde makam ile rif’at versin وَالَّذٖينَ اُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ nefisleri ılme verilmiş olan zatları da derecat ile yükseltsin - bilhassa ılim ile meşgul ve mucebince âmil olan ulemayı da derecelerle daha yüksek makamlara geçirsin. Bu âyet ılmin fazıleti ve ulemanın rif’ati hakkındaki sarih delillerdendir. Bu babda bir çok ehadîsi şerife de vardır. Ezcümle: İmamı A’zam Ebû Hanîfe Hazretlerinin Müsnedinde İbni Mes’ud radıyallahü anh Hazretlerinden rivayet eylediği şu hadîsi şerîf bu babda ne kadar mühimdir. Resuli Ekrem Sallallahü aleyhi vesellem buyurmuştur ki: «يَجْمَعُ اللّٰهُ الْعَلَمَاءَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَيَقُولُ اِنّٖى لَمْ اَجْعَلْ حِكْمَتِى فِى قُلُوبِكُمْ اِلَّا وَاَنَا اُرِيدُ بِكُمُ الْخَيْرَ اذْهَبُوا اِلَى الْجَنَّةِ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ عَلٰى مَا كَانَ مِنْكُمْ= Ya’ni Allah Tealâ Kıyamet günü ulemayı cem’ edip de buyuracak ki: Ben size sırf hayır murad ettiğim cihetle hikmetimi kalblerinize koydum, haydin Cennete gidin, çünkü sizden vakı’ olan kusurlarınıza karşı size mağfiret buyurdum». Tirmizî, Ebu Davud, Darimî şu hadîsi merfuan Ebüdderda’ radıyallahü anh Hazretlerinden rivayet etmişlerdir: «فَضْلُ الْعَالِمِ عَلٰى الْعَابِدِ كَفَضْلِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ عَلَى سَائِرِ الْكَوَاكِبِ» Âlimin âbid üzerine fazlı Kamerin bedir gecesi sair kevakib üzerine fazlı gibidir. Yine Tirmizî Ebu Ümame radıyallahü anhten: Resulullah buyurdu ki «فَضْلُ الْعَالِمِ عَلٰى الْعَابِدِ كَفَضْلِى عَلٰى اَدْنَاكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَزَّ وَ جَلَّ وَ مَلٰئِكَتَهُ وَ اَهْلَ السَّمٰوَاتِ وَاْلَارْضِ حَتَّى نَمْلَةً فِى جُحْرِهَا وَ حَتَّى الْحُوتَ لَيُصَلُّونَ عَلَى مُعَلّمِ النَّاسِ الْخَيْرَ» Âlimin âbid üzere fazlı benim ednanıza fazlım gibidir. Muhakkak ki Allah Tealâ azze ve cell ve Melâikesi ve Semavat ve Arz ahalîsi hattâ yuvasında karınca ve hattâ balıklar insanlara hayır öğretene salevat getirirler. Darimî Hazreti Hasenden: Resulullah şöyle buyurmuştur: «مَنْ جَاءَهُ الْمَوْتُ وَهُوَ يَطْلُبُ الْعِلْمَ لِيُحْيَى بِهِ اْلِاسْلَامَ فَبَيْنَهُ وَ بَيْنَ النَّبِيّٖينَ دَرَجَةٌ= Her kim islâmı ihya için ılim taleb ederken ölüm kendisine gelirse onunla Peygamberler arasında tek bir derece vardır.» Şu hadîsler de pek mühimdir. Deylemî Firdevste Ümmühanî radıyallahü anhadan: Aleyhissalâtü Vesselâm buyurmuştur ki: «اَلْعِلْمُ مِيرَاثى وَ مِيرَاثُ اْلَانْبِيَاءِ قَبْلِى= Ilim benim miyrasım ve benden evvelki Peygamberlerin miyrasıdır.» İbni Adiyy Hazreti Ali radıyallahü anhten: «اَلْعُلَمَاءُ مَصَابِيحُ اْلَارْضِ وَ خُلَفَاءُ اْلَانْبِيَاءِ وَ وَرَثَتِى وَ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ= Ulema arzın ışıkları ve enbiyanın halifeleri ve benim varislerim ve enbiyanın varisleridirler.» İbnünnecar Hazreti Enes radıyallahü anhten: «اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ يُحِبُّهُمْ اَهْلُ السَّمَاءِ وَ يَسْتَغْفِرُ لَهُمُ الْحِيتَانُ فِى الْبَحْرِ اِذَا مَاتُوا اِلَى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ= Ulema veresetül enbiyadır, ehli Sema onlara mahabbet eder ve öldükleri vakıt denizdeki balıklar Kıyamete kadar onlara istiğfar ederler.» Ahmed ibni Hanbel ve İbni Hibban, Ebüdderda’ radıyallahü anhten: «مَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَطْلُبُ فِيهِ عِلْمًا سَلَكَ اللّٰهُ بِهِ طَرِيقًا مِنْ طُرُقِ الْجَنَّةِ وَ اَنَّ الْمَلَائِكَةَ لَتَضَعُ اَجْنِحَتَهَا لِطَالِبِ الْعِلْمِ رِضًى بِمَا يَصْنَعُ وَ اِنَّ الْعَالِمَ يَسْتَغْفِرُ لَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلَارْضِ حَتَّى الْحِيتَانُ فِى جَوْفِ الْمَاءِ وَ اِنَّ الْعُلَمَاءَ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ وَ اِنَّ اْلَانْبِيَاءَ لَمْ يُوَرِّثُوا دِينَارًا وَلَا دِرْهَامًا وَ اِنَّمَا وَرَّثُوا الْعِلْمَ فَمَنْ اَمَدَّهُ فَقَدْ اَخَذَ بِحَظٍّ وَافِرٍ= Her kim bir yola sülûk eder onda ılim taleb eylerse Allah Tealâ onu Cennet yollarından bir yola sülûk ettirir ve Melekler talibi ılme kanadlarını gererler, san’atını hoşlandıkları için. Ve ulema veresetülenbiyadır, ve Enbiya ne dinar ve dirhem miyras bırakmadılar ancak ılim miyras bıraktılar. Şu halde onu alan çok bir nasîb almış olur.» İbnünneccar Enes radıyallahü anhten: «اَلْعَلَمَاءُ قَادَةٌ وَالْمُتَّقُونَ سَادَةٌ وَ مُجَالَسَتُهُمْ زِيَادَةٌ= Ulema kumandanlar, müttekıler efendiler ve onlarla oturmak kârdır.» Hatib, İbni Ömer radıyallahü anhümadan: «وُزِنَ حِبْرُ الْعُلَمَاءِ بِدَمِ الشُّهَدَاءِ فَرَجَّحَ عَلَيْهِ= Ulemanın mürekkebi şühedanın kaniyle tartıldı da ondan ağır geldi.». Taberanî Evsatta Ebu Hüreyre radıyallahü anhten: «تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ وَ تَعَلَّمُوا لِلْعِلْمِ السَّكِينَةَ وَالْوَقَارَ وَتَوَاضَعُوا لِمَنْ تَعَلَّمُونَ مِنْهُ= Ilmi öğrenin ve ılm için sekînet ve vekar da öğrenin ve kendisinden ılim öğreneceğiniz kimseye tevazu’ edin.» Deylemî Firdevste Hazreti Aliy radıyallahü anhten: «عَالِمٌ يُنْتَفَعُ بِهِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ عَابِدٍ= Kendisiyle intifa’ olunan âlim bin âbidden hayırlıdır.» İbni Adiy, Hatîb, İbni Asakir, Ebüdderda’ radıyallahü anhten: «تَعَلَّمُوا مَا شِئْتُمْ اَنْ تَعَلَّمُوا فَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْعِلْمُ حَتَّى تَعْمَلُوا بِمَا تَعْلَمُونَ= Öğrenmek istediğinizi öğrenin fakat bildiğinizle amel etmedikçe ılmin size hiç menfeati olmaz.» Ebülhasen İbni Ahzemi Medinî, Emalîsinde Hazreti Enes radıyallahü anhten: «تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ مَا شِئْتُمْ فَوَ اللّٰهِ لَا تُؤْجَرُوا بِجَمْعِ الْعِلْمِ حَتَّى تَعْمَلُوا= Ilimden istediğinizi öğrenin fakat amel etmedikçe ılim toplamakla me’cur olmazsınız vallahi.» Ahmed ibni Hambel, Buharî, Müslim Hazreti Muaviyeden, yine Ahmed ibni Hanbel ve Tirmizî İbni Abbastan ve İbni Mace Ebû Hüreyreden radıyallahü anhüm: «مَنْ يُرِدِ اللّٰهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِى الدِّينِ= Her kime Allah hayır murad ederse onu dinde fakıh eder.» Taberanî İbni Ömerden radıyallahü anhüma: «اَفْضَلُ الْعِبَادَةِ الْفِقْهُ وَ اَفْضَلُ الدِّينِ الْوَرَعُ= Ibadetin efdali fıkıhtır, dinin efdali vera’dır.». Hatîb, Cabirden radıyallahü anh: «اَكْرِمُوا الْعُلَمَاءَ فَاِنَّهُمْ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ فَمَنْ اَكْرَمَهُمْ فَقَدْ اَكْرَمَ اللّٰهَ وَ رَسُولَهُ= Ulemaya ikram ediniz. Çünkü onlar Enbiyanın varisleridirler, onun için her kim onlara ikram ederse Allah ve Resulüne ikram etmiş olur.» Rafiî, Behz ibni hakîmden, O babasından, dedesinden: «مَنِ اسْتَقْبَلَ الْعُلَمَاءَ فَقَدْ اسْتَقْبَلَنِى وَ مَنْ زَارَ الْعُلَمَاءَ فَقَدْ زَارَنِى وَ مَنْ جَالَسَ الْعُلَمَاءَ فَقَدْ جَالَسَنِى وَ مَنْ جَالَسَنِى فَكَاَنَّمَا جَالَسَ رَبِّى= ulemayı istıkbal eden beni istıkbal etmiş olur, ulemayı ziyaret eden beni ziyaret etmiş olur, ulema meclisinde bulunan benim meclisimde bulunmuş olur, benim meclisimde bulunan da sanki Rabbımın meclisinde bulunmuş gibi olur.» Deylemî ibni Mes’uddan ve Ebu Hüreyreden radıyallahü anhüma: «تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ قَبْلَ اَنْ يُرْفَعَ فَاِنَّ اَحَدَكُمْ لَا يَدْرِى مَتٰى يَفْتَقِرُ اِلَى مَا عِنْدَهُ= ılim refi’ olunmazdan evvel ılmi öğrenin çünkü her biriniz yanındakine ne zaman muhtac olacağını bilmez.» Ahmed, Darimî, Taberanî ve Ebüşşeyh tefsirinde ve İbni Merduye Ebi Umameden radıyallahü anh: «يَا اَيُّهَا النَّاسُ خُذُوا مِنَ الْعِلْمِ قَبْلَ اَنْ يُقْبَضَ الْعِلْمُ وَقَبْلَ اَنْ يَرْفَعَ الْعِلْمُ قِيلَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ كَيْفَ يُرْفَعُ الْعِلْمُ وَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ بَيْنَ ظَهْرِنَا فَقَالَ اَىْ ثَكِلَتْكَ اُمُّكَ وَ هٰذِهِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى بَيْنَ اَظْهُرِهِمُ الْمَصَاحِفُ لَمْ يُصْبِحُوا يَتَعَلَّقُونَ بِالْحَرْفِ مِمَّا جَاءَتْ بِهِ اَنْبِيَاءُهُمْ اَلَا وَ اِنَّ ذَهَابَ الْعِلْمِ اَنْ يَذْهَبَ جُمْلَتُهُ ثَلٰثَ مَرَّاتٍ= ey nas ılim kabz olunmazdan evvel, ılim ref’ olunmazdan evvel ılimden nasîb alın, denildi ki: Yaresulallah Kur’an bizim aramızda iken ılim nasıl ref’ olunur? Buyurduki: hay seni anan yitirsin: işte Yehûd ve Nesarâ, aralarında kitablar var, Fakat Peygamberlerinin getirdiğinden bir harfe tutunmaz olmuşlardır. Haberiniz olsun ki ılmin gitmesi cümlesinin gitmesidir, ılmin gitmesi cümlesinin gitmesidir. Ilmin gitmesi cümlesinin gitmesidir.» Ahmed ibni Hanbel, Buharî, Müslim, Neseî, İbni mâce, İbni Ömerden radıyallahü anhüma «اِنَّ اللّٰهَ لَا يَقْبِضُ الْعِلْمَ اِنْتِزَاعًا بِتَنْزِعَةٍ مِنَ الْعِبَادِ وَلٰكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ حَتَّى اِذَا لَمْ يَبْقَ عَالِمًا اِتّخَذَ النَّاسُ رُؤَسَاءَ جُهَّالًا فسُئِلُوا فَاَفْتُوا بِغَيْرِ عِلْمٍ فَضَلُّوا وَاَضَلُّوا = Allah tealâ ılmi kullardan nez’ ederek soymak suretiyle kabzetmek velakin ülemayı kabz ile ılmi kabz eder, hiç bir âlim bırakmayınca da nas bir takım cahil başlar edinirler, onlara sorulur, onlar da ılimsiz fetva verirler hem doğru yoldan saparlar hem de saptırırlar.» Ebu Nüaym ve Deylemî Ebu Hüreyreden radıyallahü anh: «يَخْرُجُ فِى اٰخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ رُؤَسَاءَ جُهَّالًا يُفْتُونَ النَّاسَ فَيَضِلُّونَ وَ يُضِلُّونَ= ahir zamanda bir kavm çıkar, cahiller başlara geçerek nasa fetva verirler hem dâll hem mudıll olurlar.» İbni Neccar Ebu Hüreyreden radıyallahü anh: «يُؤْتَى بِعُلَمَاءِ السُّوءِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقْذَفُونَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ فَيَدُورُ اَحَدُهُمْ فِى جَهَنَّمَ بِقَصْبَةٍ كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِالرَّحَا فَيُقَالُ لَهُ يَاوَيْلَكَ بِكَ اِهْتَدَيْنَا فَمَا بَالُكَ قَالَ اِنِّى كُنْتُ اُخَالِفُ مَا كُنْتُ اَنْهَاكُمْ= kötü âlimler Kıyamet günü getirilir, Cehennem ateşine atılır, her biri Cehennemde bir casaba ile değirmen döndüren merkeb gibi döner dolaşır, ona: vay sana biz seninle yolumuzu düzeltmiştik bu halin ne? Denilir, derki: ben sizi nehyettiğim şeyleri tutmaz, hılâfını yapardım.» Deylemî firdevste İbni Abbastan radıyallahü anhüma: «اٰفَةُ الدّينِ ثَلَاثَةٌ فَقِيهٌ فَاجِرٌ وَاِمَامٌ جَائِرٌ وَ مُجْتَهِدٌ جَاهِلٌ= dinîn afeti üçtür: fakîhi facir, İmamı câir, müctehidi cahil» Askerî Hazreti Ali radıyallahü anhten: «اَلْفُقَهَاءُ اُمَنَاءُ الرُّسُلِ مَا لَمْ يُدَاخِلِ الدُّنْيَا وَ يَتَّبِعُوا السُّلْطَانَ فَاِذَا فَعَلُوا ذٰلِكَ فَاحْذَرُوهُمْ= Fukaha Peygamberlerin emînleridir Dünyaya dalmadıkları ve saltanat uyuntusu olmadıkları müddetçe, fakat onu yapdılarmı o zaman onlardan hazeredin». Ahmed İbni Hanbel Hazreti Ömerden radıyallahü anh: «اِنَّ اَخْوَفَ مَا اَخَافُ عَلٰى اُمَّتِى كُلُّ مُنَافِقٍ عَلِيمِ اللّسَانِ= Ümmetimin aleyhine korktuğumun en korkuncu her bir dili bilgiç münafıktır.» Yine Ahmed ibni Hambel ve ebu Nüaym Hilyede Hazreti Ömer radıyallahü anhten: «اَخْوَفُ مَا اَخَافُ عَلٰى اُمَّتِى اْلَائِمَّةُ الْمُضِلُّونَ= ümmetimin aleyhine korktuğumun en korkuncu ıdlâl edici imamlardır.». Taberanî İbni Mes’udden radıyallahü anh: her hangi bir adam kendisine Allah tealâ bir ılim vermiş de onu ketmetmiş ise Kıyamet günü Allah da ona ateşten bir gem vurur.» İbni asakir Ebu Hüreyreden radıyallahü anh: «اِنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَالِمٌ لَمْ يَنْفَعْهُ اللّٰهُ بِعِلْمِهِ = Kıyamet günü nâsın en ziyade azâb çekeceği o âlimdir ki ona ılmiyle menfeat vermemiştir.» Tirmizî İbni Ömerden radıyallahü anhüma: «مَنْ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ لِغَيْرِ اللّٰهِ فَلْيَتَبَوَّأ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ= Her kim ılmi Allahın gayrı için öğrenirse ateşten oturacağı yere hazırlansın». Ebuşşeyh, Ubade İbni Samit radıyallahü anhten: «اَلْعِلْمُ خَيْرٌ مِنَ الْعَمَلِ وَ مِلَاكُ الدِّينِ الْوَرَعُ وَالْعَالِمُ مَنْ يَعْمَلُ بِعِلْمِهِ وَ اِنْ كَانَ قَلِيلًا= Ilim amelden hayırlıdır, dinin kıvamı ise vera’ ve takvadır, ve Âlim az da olsa ılmiyle amel edendir.» İbni Lâl Mekârimi ahlâkta Hazreti Aliden radıyallahü anh: «اَلَا اُنَبّئُكُمُ الْفَقِيهَ كُلُّ الْفَقِيهِ مَنْ لَا يُقْنِطُ النَّاسَ مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ وَلَا يُوئِسُهُمْ مِنْ رُوْحِ اللّٰهِ وَلَا يُومِنُهُمْ مَكْرَ اللّٰهِ وَلَا يَدَعُ الْقُرْاٰنَ رَغْبَةٌ اِلٰى مَاسِوَاهُ اَلَا لَا خَيْرَ فِى عِبَادَةٍ لَيْسَ فِيهَا تَفَقُّهٌ وَلَا فِى عِلْمٍ لَيْسَ فِيهِ تَدَبَّرٌ= Size tam fakıhı haber vereyim mi? Allahın rahmetinden nasın ümidini kesmiyen ve Allahın revhinden onları ye’se düşürmiyen ve Allahın mekrinden onları emîn kılmıyan ve masivaya rağbet için Kur’anı bırakmıyan kimsedir, haberiniz olsun ki ne tefakkuh olmıyan bir ıbadette ne de tedebbür bulunmıyan bir ılimde hayır yoktur.» Hatîb Elmüttefak Velmüfterakte Şeddad ibni Evsten radıyallahü anh: «لَا يَفْقَهُ الْعَبْدُ كُلَّ الْفِقْهِ حَتَّى يَمْقُتَ النَّاسَ فِى ذَاتِ اللّٰهِ وَ حَتَّى لَا يَكُونَ اَحَدٌ اَمْقَتَ فِى نَفْسِهِ= Abd, Allahın zati hakkında halka ve herkesten ziyade kendi nefsine bugz etmedikçe tam bir fekahetle fakıh olmaz.» Velhasıl ılmin, ulemanın gerek fazıleti ve gerek âfatı hakkında hadîs kitablarında pek çok hadîsler vardır. Netekim Kenzülummalde yüzlercesine nakleder. Bütün bunlardan anlaşılan hulâsa ise, ılmin amelden başkaca haddi zatında bir fazl-ü meziyyeti bulunmakla beraber ındallah derecat ile yüksekliğe şayan olan ulema nefislerini ılme verip ılmiyle amel eden ulemadır. Onun için ulema, ılmiyle amel etmeli, mü’minler de ulemaya hurmet ve ikram eylemelidirler. Ulema, ılmin şerefini, mevzuunun şerefi, gayesinin şerefi, mesailinin kuvveti ile mütenasib olmak üzere üç noktai nazardan derecata ayırmışlardır. Ahnef İbni Kays demiştir ki ılm ile takviye edilmiyen ızzet, nihayet bir zillete münkalib olur.
وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ ve Allah bütün amellerinize habîrdir. - Ona göre mükâfat veya mücazat edecektir. Bu tezyil, ılimden matlûb amel olduğunu ıhtar ve ılme hurmet etmiyenleri inzardır.