Mücâdele Sûresi 10. Âyet
Medine · Cüz 28 · Sayfa 543
إِنَّمَا ٱلنَّجۡوَىٰ مِنَ ٱلشَّيۡطَٰنِ لِيَحۡزُنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَيۡسَ بِضَآرِّهِمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ١٠
Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu iman edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir zarar veremez. Müminler Allah’a dayanıp güvensinler
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 7–13. âyetleri birlikte ele alır.
7. اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ – Allah tealânın her şey’e şâhid olduğuna istişhaddır. «اَلَمْ تَرَ» de rü’yet, şehudi âyâttan müstenbat ılim mânasınadır. Ya’ni görüp temaşa ettiğiniz Göklerin ve yerin melekûtundan tedbir ve idaresinden onlarda gerek temekkün ve gerek cüz’iyyet suretiyle olsun her ne varsa Allahın hepsini biliyor olduğuna sen kalbinle şehadet etmez misin? Ey muhatab. مَايَكُونُ مِنْ نَجْوٰى ثَلٰثَةٍ اِلَّا هُوَ رَابِعُهُمْ herhangi bir üçün necvası olmazki mutlak onların dörtleyicileri o olmasın, ya’ni herhalde onların beraberlerinde bulunur, onları dörtler - NECVÂ, Surei, enbiyada geçdiği üzere sir söyleşmek, gizli konuşma, Türkçesi, Kamus müterciminin ifadesi vechile fisildi, daha açıkcası fısıldı demektir. Yüksek tepe mânasına «نَجْوَة» den yâhud kurtuluş ma’nasına necattan me’huzdur. Sir konuşmak istiyenler, herkesin çıkamıyacağı yüksek yerlere çekilmek yâhud etrafın işitmesinden kurtulmak istemeleri mülâhazasiyle tesmiye edilmiş olduğunu söyliyenler vardır. (Âlûsî). Arabcada üçten ona kadar Rabi’ hamsi gibi fail veznindeki sayı isimleri iki vecih ile isti’mâl olunur. Birisinde üçüncü, dördüncü, beşinci ilh... Mânasına a’dadı rutbiyye dediğimiz ismi aded olur. Bu surette mensub olduğu adedin biri veya sonuncusu demek olup kendi mertebesinden adede muzaf olur. Meselâ salisüselâse, rabiüerbaa, üçün biri yâhud üçüncü mertebede bulunanı, dördün biri veya dördüncü mertebede bulunanı mânasını ifade eder. Diğerinde ise ismi fail olup müştakk olduğu adedden bir eksiğine muzaf olur. Meselâ salis, üçliyen, rabi’, dörtliyen, hamsi, beşliyen, sadis altılıyan ilh... Demek olup salisü isneyn, rabiü selâse, hamisü erbaa, sâdisü hamse diye kullanılır. Burada rabi’ üçe muzaf olduğu için ikinci mânadadır. Yâni dörtliyen veya dörtleyici demektir. Sadis de bunun gibidir. وَلَا خَمْسَةٍ ne de bir beşin - necvası olmazki اِلَّا هُوَ سَادِسُهُمْ mutlak o altılayıcıları olmasın وَلَآ اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ ve gerek ondan daha azın - ya’ni zikrolunan üç veya beşten azki iki veya dört, çünkü ikiden aşağı müşavere, müzakere, konuşma olmaz. وَلَآ اَكْثَرَ gerekse daha çoğun - ki altı veya daha ziyadenin necvası olmaz ki اِلَّا هُوَ مَعَهُمْ mutlak o beraberlerinde olmasın - ya’ni hepsinin beraberindedir. اَيْنَ مَاكَانُوا her nerede olurlarsa olsunlar - beraberlerindedir. Görülüyorki burada evvelâ üçten başlanmış, sonra beşe geçilmiş, ikisinde de tek adedler tasrih edilmiş, sonra da daha az veya daha çoğu icmal olunmuştur. Bunun bir hayli nükteleri vardır. Evvelâ sebebi nüzulüne işarettir. Zira rivayet olunuyorki Rabîa İbni Amr ile biraderi Habîb İbni Amr, bir de Safvan İbni Ümeyye üçü bir gün tenhaca konuşuyorlarmış, birisi Allah bizim söylediklerimizi bilirmi dersin? demiş, biri de ba’zısını bilir ba’zısını bilmez demiş, üçüncüsü de ba’zısını bilirse hepsini bilir demiş, bu âyetin nüzulüne sebeb bunlar olmuştur. Saniyen Surenin başında geçen mücadile kadın Peygamberle konuşurken yanlarında Hazreti Aişe de bulunduğu için üç kişi bulunuyorlardı. Salisen gizli konuşmak ekseriyya müşavere için olur. Müşavere iki kişi beyninde de olabilirse de ıhtilaf edildiği taktirde bir tarafın ziyade ile tercih olunabilmesi için müzakerenin üç, beş, yedi, dokuz gibi tek adedle yapılması evlâ olacağına işarettir. Hazreti Ömerin vefatı sırasında şurayı altı kişi yapması aşerei mübeşşereden olan o altı zatın müteayyin olmasından dolayıdır. Netekim Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem sizden razı olarak irtihal buyurdu demiştir. Bununla beraber mahdumu Abdullahın hilâfetten hissası olmamak üzere icabında terciha medar olmak üzere beraberlerinde huzurunu şart ederek yine tek adede riayet eylemiştir. Rabian, böyle gizli konuşacak, encümenlerin komitaların ekseriya üç nihayet beş kişiden ibaret olması adetine işarettir. Maamafih daha aşağı, daha yukarı gizli cem’iyetler de olabileceğinden «وَلَآ اَدْنٰى مِنْ ذٰلِكَ وَلَآ اَكْثَرَ» ile hepsi derc edilmiştir. ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ sonra bütün bunların yaptıkları amelleri Kıyamet günü kendilerine haber verecek - amelleriyle onları terzil ve ta’zib eyliyecek اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلٖيمٌ öyleya Allah her şey’e alîm.
8. اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ نُهُوا عَنِ النَّجْوٰى ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُوا عَنْهُ – burada rü’yet «اِلٰى» ile sılalanmış olduğu için bakmak ma’nasınadır. Bu âyet de Yehudîlerle Münafıklar hakkında nâzil olmuştur. Surei Bekarede «وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاطٖينِهِمْ» bak. وَيَتَنَاجَوْنَ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَمَعْصِيَتِ الرَّسُولِ hem de günah ve vebal ve Mü’minlere âdavet ve tecavüz ve Peygambere ısyan fısıldaşıyorlar. - Gizli cem’iyyetler yapıyor, gizli gizli konuşuyorlardı. وَاِذَا جَآؤُكَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ اللّٰهُ – tehiyye, Allah ömürler versin, sabahınız hayır olsun gibi sağlık, esenlik dirki biz müslimanların tehıyyesi selâmdır. «تَحِيَّتُهُمْ فٖيهَا سَلَامٌ» Peygambere verilecek selâm da «اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ اَلصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ» gibi selâmlardır. Allah tealâ da Peygamberini «وَسَلَامٌ عَلٰى عِبَادِهِ الَّذٖينَ اصْطَفٰى وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلٖينَ يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيمًا» gibi salât-ü selâm ile tehıyyelemiştir. Buharî, Müslim ve sairede Hazreti Aişeden rivayet olunduğuna göre Yehudîlerden bir takım kimseler Resulullahın huzuruna geldiler «اَلسَّامُ عَلَيْكَ يَا اَبَا الْقَاسِمِ» dediler, Aleyhissalâtü vesselam da «عَلَيْكُمْ» diye cevab verdi. Hazreti Aişe demiştirki ben: «عَلَيْكُمُ السَّامُ وَلَعَنَكُمُ اللّٰهُ وَغَضِبَ عَلَيْكُمْ», bir rivayette de «عَلَيْكُمُ السَّامُ وَالذَّامُ وَاللَّعْنَةُ» demiştim, Aleyhissalâtü vessellem «ya Aişe Allah tealâ fahiş söyleyeni sevmez» buyurdu, işitmiyormusun «اَلسَّامُ» diyorlar dedim, sen de işitmedinmi? ben «وَعَلَيْكُمْ» dedim buyurdu. İbni Esîr derki «سَامُ» da. Meşhur olan hemzesizdir, bununla ölüm murad ediyorlardı. Ba’zı rivayette hemzelidir. Onun ma’nası da dininizden bıkasınız demek oluyordu. Ahmed İbni Hanbel ve Şü’abı iymanda Beyhekî dahi Abdullah ibni Ömer radıyallahü anhümadan şöyle rivayet etmişlerdir: Yehudîler Resulullah sallallâhü aleyhi vesellem Hazretlerine «سَامٌ عَلَيْكَ» diyorlar ve bununla şetim kasdediyorlardı, sonra nefislerinde «لَوْلَا يُعَذِّبُنَا اللّٰهُ بِمَا نَقُولُ» diyorlardı, onun üzerine bu âyet nâzil oldu: «وَاِذَا جَآؤُكَ حَيَّوْكَ بِمَا لَمْ يُحَيِّكَ بِهِ اللّٰهُ» gönüllerinde diyorlardıki لَوْلَا يُعَذِّبُنَا اللّٰهُ بِمَا نَقُولُ Allah söylediğimizle bize azâb etseya!... - Yâni o Allahın Resulü ise ona tehıyye namına söylediğimiz söz sebebiyle Allah bize bir azâb veriverseya!. Diye Dünyada azâb istiyorlar حَسْبُهُمْ جَهَنَّمُ onlara Cehennem yeter - Dünyada da azâb verilmez değil, lâkin Âhırette Cehennem azâbı her azâbdan bedter, hepsinin yerine yeter يَصْلَوْنَهَا onlar ona yaslanacaklar - içine atılacaklar فَبِئْسَ الْمَصٖيرُ artık o ne fena masîrdir. - O Cehennem ne fena mead, ne kötü akıbettir. Dönüb varılacak yerlerin en fenası, düşülecek inkılâb yerlerinin en kötüsüdür. - 9. يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا تَنَاجَيْتُمْ الخ Mü’minler gizli konuşmalardan, fısıldaşmaktan mutlak surette nehiy edilmiyor. Ancak günah, şuna buna teaddi ve tecavüz ve Peygambere ısyan mahiyyetinde şeyler konuşmaktan nehyediliyor. Ve gizli müzakereler yaptıkları zaman da hayr-ü hasenata ve Allahın azâbından korunmak yollarına dair konuşmakla emrolunuyorlar. Buharî, Müslim, Tirmizî ve Ebû Davud da İbni Mes’ud radıyallahü anhten rivayet olunduğu üzere Resuli Ekrem Sallâllahü Aleyhi Vesellem buyurmuştur ki üç kişi bulunduğunuz vakıt nâsa karışıncıya kadar ikiniz diğerini bırakıp da fısıldaşmayın, çünkü o onu mahzun eder. Ulema demişlerdir ki iki kişi bir diğerinin yanında onun bilmediği bir lügat ile konuşmak da onu mahzun ettiği takdirde bunun gibidir.
Gizli konuşmak hakkındaki bu ta’limattan sonra açık meclislerdeki âdaba müteallık olmak üzere buyuruluyor ki 11. يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا قٖيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِى الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْ Ey o bütün iyman edenler! Sizlere meclislerde, oturduğunuz yerlerde genişleyin denildiğinde genişleyiverin - ya’ni açılın, gelene yer verin denildiği zaman yer açın, ortalığı daraltmayın. İbni ebi Hatimin mukatil İbni Hibbandan tahricine göre Âlûsî bu âyetin sebebi nüzulünü şöyle nakleylemiştir: Hazreti Peygamber Sallâllahü aleyhi vesellem Muhacirîn ve Ensar içinden Ehli Bedre ikram ederdi. Ehli bedirden bir takım zevat geldi ki Sâbit İbni Kays İbni Şemmas da onlardandı, meclis ise daha evvel gelenler ile dolmuştu, Resulullahın müvacehesinde durdular, «اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ» dediler, Resulullah da «وَعَلَيْكُمُ السَّلَامُ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ» diye selâmlarını karşıladı, sonra meclistekilere selâm verdiler, onlar da selâm ile karşıladılar, bunun üzerine ayakta dikildiler, bir yer açılmasına muntazır oldular, kimse yer açmadı, onların ayakta kalmaları Resulullahı müteessir etti, etrafındakilerden ba’zılarına kalk ya fülân, ya fülân diye bir kaç kişiyi kaldırdı, onların da hoşlarına gitmediği yüzlerinden belli oldu. Münafıklar bunu lâkırdıya vesîle edindiler, yakınına oturanı kaldırıp da sonra geleni oturtması adalet değil dediler, işte bu âyet bu sebeble nâzil oldu. Hasen ve Yezid İbni ebi Habîb gibi ba’zıları ise Sahabe harb saflarında kıtal mevkı’lerinde kıskançlık eder sıkı dururlar, şehid olmak rağbetiyle ba’zısı ba’zısına yer açmazdı, bu âyet bu sebeble nâzil oldu. Demişlerdir. Ma’nanın buna da şumulü yok değil ise de ekseriyyet peygamberin meclisindeki izdiham dolayısiyle nâzil olduğunu söylemişlerdir. Hasılı her hangisi olursa olsun bulunduğunuz mecslislerde darlık yapmayın etrafınızdakilere sıkıntı vermeyin, genişleyin, açılın denildiği zaman ne suretle olursa olsun yer açın genişletin يَفْسَحِ اللّٰهُ لَكُمْ ki Allah size genişlik versin وَاِذَا قٖيلَ انْشُزُوا kalkın yâhud yukarı geçin - denildiğinde de فَانْشُزُوا hemen kalkıverin يَرْفَعِ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ ki Allah içinizden iyman edenleri, ya’ni hakikaten iymanlı olan ve bu emirlere de temiz yürekle iyman eden mü’minleri yükseltsin - iyman ile emre imtisallerinin mükâfatı olarak Dünyada muvaffakıyyet, güzel nam, âhırette Cennet köşklerinde makam ile rif’at versin وَالَّذٖينَ اُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ nefisleri ılme verilmiş olan zatları da derecat ile yükseltsin - bilhassa ılim ile meşgul ve mucebince âmil olan ulemayı da derecelerle daha yüksek makamlara geçirsin. Bu âyet ılmin fazıleti ve ulemanın rif’ati hakkındaki sarih delillerdendir. Bu babda bir çok ehadîsi şerife de vardır. Ezcümle: İmamı A’zam Ebû Hanîfe Hazretlerinin Müsnedinde İbni Mes’ud radıyallahü anh Hazretlerinden rivayet eylediği şu hadîsi şerîf bu babda ne kadar mühimdir. Resuli Ekrem Sallallahü aleyhi vesellem buyurmuştur ki: «يَجْمَعُ اللّٰهُ الْعَلَمَاءَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَيَقُولُ اِنّٖى لَمْ اَجْعَلْ حِكْمَتِى فِى قُلُوبِكُمْ اِلَّا وَاَنَا اُرِيدُ بِكُمُ الْخَيْرَ اذْهَبُوا اِلَى الْجَنَّةِ فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ عَلٰى مَا كَانَ مِنْكُمْ= Ya’ni Allah Tealâ Kıyamet günü ulemayı cem’ edip de buyuracak ki: Ben size sırf hayır murad ettiğim cihetle hikmetimi kalblerinize koydum, haydin Cennete gidin, çünkü sizden vakı’ olan kusurlarınıza karşı size mağfiret buyurdum». Tirmizî, Ebu Davud, Darimî şu hadîsi merfuan Ebüdderda’ radıyallahü anh Hazretlerinden rivayet etmişlerdir: «فَضْلُ الْعَالِمِ عَلٰى الْعَابِدِ كَفَضْلِ الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ عَلَى سَائِرِ الْكَوَاكِبِ» Âlimin âbid üzerine fazlı Kamerin bedir gecesi sair kevakib üzerine fazlı gibidir. Yine Tirmizî Ebu Ümame radıyallahü anhten: Resulullah buyurdu ki «فَضْلُ الْعَالِمِ عَلٰى الْعَابِدِ كَفَضْلِى عَلٰى اَدْنَاكُمْ اِنَّ اللّٰهَ عَزَّ وَ جَلَّ وَ مَلٰئِكَتَهُ وَ اَهْلَ السَّمٰوَاتِ وَاْلَارْضِ حَتَّى نَمْلَةً فِى جُحْرِهَا وَ حَتَّى الْحُوتَ لَيُصَلُّونَ عَلَى مُعَلّمِ النَّاسِ الْخَيْرَ» Âlimin âbid üzere fazlı benim ednanıza fazlım gibidir. Muhakkak ki Allah Tealâ azze ve cell ve Melâikesi ve Semavat ve Arz ahalîsi hattâ yuvasında karınca ve hattâ balıklar insanlara hayır öğretene salevat getirirler. Darimî Hazreti Hasenden: Resulullah şöyle buyurmuştur: «مَنْ جَاءَهُ الْمَوْتُ وَهُوَ يَطْلُبُ الْعِلْمَ لِيُحْيَى بِهِ اْلِاسْلَامَ فَبَيْنَهُ وَ بَيْنَ النَّبِيّٖينَ دَرَجَةٌ= Her kim islâmı ihya için ılim taleb ederken ölüm kendisine gelirse onunla Peygamberler arasında tek bir derece vardır.» Şu hadîsler de pek mühimdir. Deylemî Firdevste Ümmühanî radıyallahü anhadan: Aleyhissalâtü Vesselâm buyurmuştur ki: «اَلْعِلْمُ مِيرَاثى وَ مِيرَاثُ اْلَانْبِيَاءِ قَبْلِى= Ilim benim miyrasım ve benden evvelki Peygamberlerin miyrasıdır.» İbni Adiyy Hazreti Ali radıyallahü anhten: «اَلْعُلَمَاءُ مَصَابِيحُ اْلَارْضِ وَ خُلَفَاءُ اْلَانْبِيَاءِ وَ وَرَثَتِى وَ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ= Ulema arzın ışıkları ve enbiyanın halifeleri ve benim varislerim ve enbiyanın varisleridirler.» İbnünnecar Hazreti Enes radıyallahü anhten: «اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ يُحِبُّهُمْ اَهْلُ السَّمَاءِ وَ يَسْتَغْفِرُ لَهُمُ الْحِيتَانُ فِى الْبَحْرِ اِذَا مَاتُوا اِلَى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ= Ulema veresetül enbiyadır, ehli Sema onlara mahabbet eder ve öldükleri vakıt denizdeki balıklar Kıyamete kadar onlara istiğfar ederler.» Ahmed ibni Hanbel ve İbni Hibban, Ebüdderda’ radıyallahü anhten: «مَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَطْلُبُ فِيهِ عِلْمًا سَلَكَ اللّٰهُ بِهِ طَرِيقًا مِنْ طُرُقِ الْجَنَّةِ وَ اَنَّ الْمَلَائِكَةَ لَتَضَعُ اَجْنِحَتَهَا لِطَالِبِ الْعِلْمِ رِضًى بِمَا يَصْنَعُ وَ اِنَّ الْعَالِمَ يَسْتَغْفِرُ لَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَاْلَارْضِ حَتَّى الْحِيتَانُ فِى جَوْفِ الْمَاءِ وَ اِنَّ الْعُلَمَاءَ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ وَ اِنَّ اْلَانْبِيَاءَ لَمْ يُوَرِّثُوا دِينَارًا وَلَا دِرْهَامًا وَ اِنَّمَا وَرَّثُوا الْعِلْمَ فَمَنْ اَمَدَّهُ فَقَدْ اَخَذَ بِحَظٍّ وَافِرٍ= Her kim bir yola sülûk eder onda ılim taleb eylerse Allah Tealâ onu Cennet yollarından bir yola sülûk ettirir ve Melekler talibi ılme kanadlarını gererler, san’atını hoşlandıkları için. Ve ulema veresetülenbiyadır, ve Enbiya ne dinar ve dirhem miyras bırakmadılar ancak ılim miyras bıraktılar. Şu halde onu alan çok bir nasîb almış olur.» İbnünneccar Enes radıyallahü anhten: «اَلْعَلَمَاءُ قَادَةٌ وَالْمُتَّقُونَ سَادَةٌ وَ مُجَالَسَتُهُمْ زِيَادَةٌ= Ulema kumandanlar, müttekıler efendiler ve onlarla oturmak kârdır.» Hatib, İbni Ömer radıyallahü anhümadan: «وُزِنَ حِبْرُ الْعُلَمَاءِ بِدَمِ الشُّهَدَاءِ فَرَجَّحَ عَلَيْهِ= Ulemanın mürekkebi şühedanın kaniyle tartıldı da ondan ağır geldi.». Taberanî Evsatta Ebu Hüreyre radıyallahü anhten: «تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ وَ تَعَلَّمُوا لِلْعِلْمِ السَّكِينَةَ وَالْوَقَارَ وَتَوَاضَعُوا لِمَنْ تَعَلَّمُونَ مِنْهُ= Ilmi öğrenin ve ılm için sekînet ve vekar da öğrenin ve kendisinden ılim öğreneceğiniz kimseye tevazu’ edin.» Deylemî Firdevste Hazreti Aliy radıyallahü anhten: «عَالِمٌ يُنْتَفَعُ بِهِ خَيْرٌ مِنْ اَلْفِ عَابِدٍ= Kendisiyle intifa’ olunan âlim bin âbidden hayırlıdır.» İbni Adiy, Hatîb, İbni Asakir, Ebüdderda’ radıyallahü anhten: «تَعَلَّمُوا مَا شِئْتُمْ اَنْ تَعَلَّمُوا فَلَنْ يَنْفَعَكُمُ الْعِلْمُ حَتَّى تَعْمَلُوا بِمَا تَعْلَمُونَ= Öğrenmek istediğinizi öğrenin fakat bildiğinizle amel etmedikçe ılmin size hiç menfeati olmaz.» Ebülhasen İbni Ahzemi Medinî, Emalîsinde Hazreti Enes radıyallahü anhten: «تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ مَا شِئْتُمْ فَوَ اللّٰهِ لَا تُؤْجَرُوا بِجَمْعِ الْعِلْمِ حَتَّى تَعْمَلُوا= Ilimden istediğinizi öğrenin fakat amel etmedikçe ılim toplamakla me’cur olmazsınız vallahi.» Ahmed ibni Hambel, Buharî, Müslim Hazreti Muaviyeden, yine Ahmed ibni Hanbel ve Tirmizî İbni Abbastan ve İbni Mace Ebû Hüreyreden radıyallahü anhüm: «مَنْ يُرِدِ اللّٰهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِى الدِّينِ= Her kime Allah hayır murad ederse onu dinde fakıh eder.» Taberanî İbni Ömerden radıyallahü anhüma: «اَفْضَلُ الْعِبَادَةِ الْفِقْهُ وَ اَفْضَلُ الدِّينِ الْوَرَعُ= Ibadetin efdali fıkıhtır, dinin efdali vera’dır.». Hatîb, Cabirden radıyallahü anh: «اَكْرِمُوا الْعُلَمَاءَ فَاِنَّهُمْ وَرَثَةُ اْلَانْبِيَاءِ فَمَنْ اَكْرَمَهُمْ فَقَدْ اَكْرَمَ اللّٰهَ وَ رَسُولَهُ= Ulemaya ikram ediniz. Çünkü onlar Enbiyanın varisleridirler, onun için her kim onlara ikram ederse Allah ve Resulüne ikram etmiş olur.» Rafiî, Behz ibni hakîmden, O babasından, dedesinden: «مَنِ اسْتَقْبَلَ الْعُلَمَاءَ فَقَدْ اسْتَقْبَلَنِى وَ مَنْ زَارَ الْعُلَمَاءَ فَقَدْ زَارَنِى وَ مَنْ جَالَسَ الْعُلَمَاءَ فَقَدْ جَالَسَنِى وَ مَنْ جَالَسَنِى فَكَاَنَّمَا جَالَسَ رَبِّى= ulemayı istıkbal eden beni istıkbal etmiş olur, ulemayı ziyaret eden beni ziyaret etmiş olur, ulema meclisinde bulunan benim meclisimde bulunmuş olur, benim meclisimde bulunan da sanki Rabbımın meclisinde bulunmuş gibi olur.» Deylemî ibni Mes’uddan ve Ebu Hüreyreden radıyallahü anhüma: «تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ قَبْلَ اَنْ يُرْفَعَ فَاِنَّ اَحَدَكُمْ لَا يَدْرِى مَتٰى يَفْتَقِرُ اِلَى مَا عِنْدَهُ= ılim refi’ olunmazdan evvel ılmi öğrenin çünkü her biriniz yanındakine ne zaman muhtac olacağını bilmez.» Ahmed, Darimî, Taberanî ve Ebüşşeyh tefsirinde ve İbni Merduye Ebi Umameden radıyallahü anh: «يَا اَيُّهَا النَّاسُ خُذُوا مِنَ الْعِلْمِ قَبْلَ اَنْ يُقْبَضَ الْعِلْمُ وَقَبْلَ اَنْ يَرْفَعَ الْعِلْمُ قِيلَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ كَيْفَ يُرْفَعُ الْعِلْمُ وَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ بَيْنَ ظَهْرِنَا فَقَالَ اَىْ ثَكِلَتْكَ اُمُّكَ وَ هٰذِهِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارٰى بَيْنَ اَظْهُرِهِمُ الْمَصَاحِفُ لَمْ يُصْبِحُوا يَتَعَلَّقُونَ بِالْحَرْفِ مِمَّا جَاءَتْ بِهِ اَنْبِيَاءُهُمْ اَلَا وَ اِنَّ ذَهَابَ الْعِلْمِ اَنْ يَذْهَبَ جُمْلَتُهُ ثَلٰثَ مَرَّاتٍ= ey nas ılim kabz olunmazdan evvel, ılim ref’ olunmazdan evvel ılimden nasîb alın, denildi ki: Yaresulallah Kur’an bizim aramızda iken ılim nasıl ref’ olunur? Buyurduki: hay seni anan yitirsin: işte Yehûd ve Nesarâ, aralarında kitablar var, Fakat Peygamberlerinin getirdiğinden bir harfe tutunmaz olmuşlardır. Haberiniz olsun ki ılmin gitmesi cümlesinin gitmesidir, ılmin gitmesi cümlesinin gitmesidir. Ilmin gitmesi cümlesinin gitmesidir.» Ahmed ibni Hanbel, Buharî, Müslim, Neseî, İbni mâce, İbni Ömerden radıyallahü anhüma «اِنَّ اللّٰهَ لَا يَقْبِضُ الْعِلْمَ اِنْتِزَاعًا بِتَنْزِعَةٍ مِنَ الْعِبَادِ وَلٰكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ حَتَّى اِذَا لَمْ يَبْقَ عَالِمًا اِتّخَذَ النَّاسُ رُؤَسَاءَ جُهَّالًا فسُئِلُوا فَاَفْتُوا بِغَيْرِ عِلْمٍ فَضَلُّوا وَاَضَلُّوا = Allah tealâ ılmi kullardan nez’ ederek soymak suretiyle kabzetmek velakin ülemayı kabz ile ılmi kabz eder, hiç bir âlim bırakmayınca da nas bir takım cahil başlar edinirler, onlara sorulur, onlar da ılimsiz fetva verirler hem doğru yoldan saparlar hem de saptırırlar.» Ebu Nüaym ve Deylemî Ebu Hüreyreden radıyallahü anh: «يَخْرُجُ فِى اٰخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ رُؤَسَاءَ جُهَّالًا يُفْتُونَ النَّاسَ فَيَضِلُّونَ وَ يُضِلُّونَ= ahir zamanda bir kavm çıkar, cahiller başlara geçerek nasa fetva verirler hem dâll hem mudıll olurlar.» İbni Neccar Ebu Hüreyreden radıyallahü anh: «يُؤْتَى بِعُلَمَاءِ السُّوءِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقْذَفُونَ فِى نَارِ جَهَنَّمَ فَيَدُورُ اَحَدُهُمْ فِى جَهَنَّمَ بِقَصْبَةٍ كَمَا يَدُورُ الْحِمَارُ بِالرَّحَا فَيُقَالُ لَهُ يَاوَيْلَكَ بِكَ اِهْتَدَيْنَا فَمَا بَالُكَ قَالَ اِنِّى كُنْتُ اُخَالِفُ مَا كُنْتُ اَنْهَاكُمْ= kötü âlimler Kıyamet günü getirilir, Cehennem ateşine atılır, her biri Cehennemde bir casaba ile değirmen döndüren merkeb gibi döner dolaşır, ona: vay sana biz seninle yolumuzu düzeltmiştik bu halin ne? Denilir, derki: ben sizi nehyettiğim şeyleri tutmaz, hılâfını yapardım.» Deylemî firdevste İbni Abbastan radıyallahü anhüma: «اٰفَةُ الدّينِ ثَلَاثَةٌ فَقِيهٌ فَاجِرٌ وَاِمَامٌ جَائِرٌ وَ مُجْتَهِدٌ جَاهِلٌ= dinîn afeti üçtür: fakîhi facir, İmamı câir, müctehidi cahil» Askerî Hazreti Ali radıyallahü anhten: «اَلْفُقَهَاءُ اُمَنَاءُ الرُّسُلِ مَا لَمْ يُدَاخِلِ الدُّنْيَا وَ يَتَّبِعُوا السُّلْطَانَ فَاِذَا فَعَلُوا ذٰلِكَ فَاحْذَرُوهُمْ= Fukaha Peygamberlerin emînleridir Dünyaya dalmadıkları ve saltanat uyuntusu olmadıkları müddetçe, fakat onu yapdılarmı o zaman onlardan hazeredin». Ahmed İbni Hanbel Hazreti Ömerden radıyallahü anh: «اِنَّ اَخْوَفَ مَا اَخَافُ عَلٰى اُمَّتِى كُلُّ مُنَافِقٍ عَلِيمِ اللّسَانِ= Ümmetimin aleyhine korktuğumun en korkuncu her bir dili bilgiç münafıktır.» Yine Ahmed ibni Hambel ve ebu Nüaym Hilyede Hazreti Ömer radıyallahü anhten: «اَخْوَفُ مَا اَخَافُ عَلٰى اُمَّتِى اْلَائِمَّةُ الْمُضِلُّونَ= ümmetimin aleyhine korktuğumun en korkuncu ıdlâl edici imamlardır.». Taberanî İbni Mes’udden radıyallahü anh: her hangi bir adam kendisine Allah tealâ bir ılim vermiş de onu ketmetmiş ise Kıyamet günü Allah da ona ateşten bir gem vurur.» İbni asakir Ebu Hüreyreden radıyallahü anh: «اِنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَذَابًا يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَالِمٌ لَمْ يَنْفَعْهُ اللّٰهُ بِعِلْمِهِ = Kıyamet günü nâsın en ziyade azâb çekeceği o âlimdir ki ona ılmiyle menfeat vermemiştir.» Tirmizî İbni Ömerden radıyallahü anhüma: «مَنْ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ لِغَيْرِ اللّٰهِ فَلْيَتَبَوَّأ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ= Her kim ılmi Allahın gayrı için öğrenirse ateşten oturacağı yere hazırlansın». Ebuşşeyh, Ubade İbni Samit radıyallahü anhten: «اَلْعِلْمُ خَيْرٌ مِنَ الْعَمَلِ وَ مِلَاكُ الدِّينِ الْوَرَعُ وَالْعَالِمُ مَنْ يَعْمَلُ بِعِلْمِهِ وَ اِنْ كَانَ قَلِيلًا= Ilim amelden hayırlıdır, dinin kıvamı ise vera’ ve takvadır, ve Âlim az da olsa ılmiyle amel edendir.» İbni Lâl Mekârimi ahlâkta Hazreti Aliden radıyallahü anh: «اَلَا اُنَبّئُكُمُ الْفَقِيهَ كُلُّ الْفَقِيهِ مَنْ لَا يُقْنِطُ النَّاسَ مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ وَلَا يُوئِسُهُمْ مِنْ رُوْحِ اللّٰهِ وَلَا يُومِنُهُمْ مَكْرَ اللّٰهِ وَلَا يَدَعُ الْقُرْاٰنَ رَغْبَةٌ اِلٰى مَاسِوَاهُ اَلَا لَا خَيْرَ فِى عِبَادَةٍ لَيْسَ فِيهَا تَفَقُّهٌ وَلَا فِى عِلْمٍ لَيْسَ فِيهِ تَدَبَّرٌ= Size tam fakıhı haber vereyim mi? Allahın rahmetinden nasın ümidini kesmiyen ve Allahın revhinden onları ye’se düşürmiyen ve Allahın mekrinden onları emîn kılmıyan ve masivaya rağbet için Kur’anı bırakmıyan kimsedir, haberiniz olsun ki ne tefakkuh olmıyan bir ıbadette ne de tedebbür bulunmıyan bir ılimde hayır yoktur.» Hatîb Elmüttefak Velmüfterakte Şeddad ibni Evsten radıyallahü anh: «لَا يَفْقَهُ الْعَبْدُ كُلَّ الْفِقْهِ حَتَّى يَمْقُتَ النَّاسَ فِى ذَاتِ اللّٰهِ وَ حَتَّى لَا يَكُونَ اَحَدٌ اَمْقَتَ فِى نَفْسِهِ= Abd, Allahın zati hakkında halka ve herkesten ziyade kendi nefsine bugz etmedikçe tam bir fekahetle fakıh olmaz.» Velhasıl ılmin, ulemanın gerek fazıleti ve gerek âfatı hakkında hadîs kitablarında pek çok hadîsler vardır. Netekim Kenzülummalde yüzlercesine nakleder. Bütün bunlardan anlaşılan hulâsa ise, ılmin amelden başkaca haddi zatında bir fazl-ü meziyyeti bulunmakla beraber ındallah derecat ile yüksekliğe şayan olan ulema nefislerini ılme verip ılmiyle amel eden ulemadır. Onun için ulema, ılmiyle amel etmeli, mü’minler de ulemaya hurmet ve ikram eylemelidirler. Ulema, ılmin şerefini, mevzuunun şerefi, gayesinin şerefi, mesailinin kuvveti ile mütenasib olmak üzere üç noktai nazardan derecata ayırmışlardır. Ahnef İbni Kays demiştir ki ılm ile takviye edilmiyen ızzet, nihayet bir zillete münkalib olur.
وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرٌ ve Allah bütün amellerinize habîrdir. - Ona göre mükâfat veya mücazat edecektir. Bu tezyil, ılimden matlûb amel olduğunu ıhtar ve ılme hurmet etmiyenleri inzardır. 12. يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ – Bu âyet de bilhassa Resulullahın meclisinde zati risaletine hususî olarak fısıldamak suretiyle bir şey arzetmek istiyenlerin Âdabı hakkında nâzil olmuştur. İbni Abbas Hazretlerinden rivayet olunduğuna göre bir takımları Resulullahın meclisinde kendilerini göstermek için lüzumlu lüzumsuz fısıltı ile Zati Risaletpenahîlerine bir şeyler arzetmeğe kalkıyor ve bu gittikçe çoğalıyordu, Aleyhissalâtü Vesselâm lûtf-u semahati hasebiyle hiçbirini reddetmiyordu, bu sebeble bu âyet nâzil oldu. Katadeden rivayet olunduğuna göre de zenginler Peygamberin huzuruna geliyorlar bu suretle sık sık münacatta bulunarak mecliste fukaraya galebe ediyorlardı. Aleyhissalâtü Vesselâm bunların çok oturmalarından ve çok fısıldaşmaya kalkmalarından sıkılıyordu bu âyet nâzil oldu. Buyuruluyor ki: Ey bütün iyman edenler Peygambere bir şey fısıldamak istediğiniz vakıt فَقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَىْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَةً fısıltınızdan önce bir sadaka takdim ediniz - ki mıkdarı ne olursa olsun ذٰلِكَ bu - suretle bir sadaka takdimi خَيْرٌ لَكُمْ sizin için hayırdır. - Muhtac olanları sevindirecek ve size sevab kazandıracak bir hayırdır. وَاَطْهَرُ hem de daha ziyade bir temizliktir. - Peygambere münacatta bulunmak hususunda niyyetlerin samimiyyetine ve malınızda fukarının gözü kalmamasına ve ahlâkın tasfiyesiyle hayr-ü hasenatı âdet edinmeğe sebeb olur. فَاِنْ لَمْ تَجِدُوا şayed bulamazsanız - sadaka takdimine gücünüz yetmezse فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖيمٌ O halde de Allah gafurdur rahîmdir. - Öyle sadaka takdim edemiyecek olan fukaranın da fısıltı ile ma’ruzatta bulunmasına ruhsat verir. Burada gafûr isminin zikri «قَدِّمُوا» emrinin vücub için olduğuna bir tenbih demektir. Şundan da gaflet edilmemek lâzımdır ki Resulullah kendi namına hediyye kabul eder idiyse de sadaka kabul etmezdi, hattâ âli Resule bile sadaka ve zekât almak haramdır. Onun için burada takdimi emr olunan sadakadan murad lüzumuna göre fukaraya sarfedilmek üzere takdim olunacak sadakadır. Netekim Sûrei Nisa’da «لَا خَيْرَ فٖى كَثٖيرٍ مِنْ نَجْوٰيهُمْ اِلَّا مَنْ اَمَرَ بِصَدَقَةٍ اَوْ مَعْرُوفٍ اَوْ اِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ ابْتِغَآءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ فَسَوْفَ نُؤْتٖيهِ اَجْرًا عَظٖيمًا» buyurulmuştu. Bununla beraber burada emrolunan sadakanın takdimi vücubu, çok geçmeden bundan sonra gelecek olan âyet ile nesh edilmiştir.
Hâkim ve İbni Münzir ve Abd İbni Humeyd ve daha başkaları şöyle rivayet etmişlerdir: Hazreti Ali radıyallahü anh ve kerremallahü vecheh demiştir ki: Kitabullahta bir âyet vardır, onunla benden evvel kimse amel etmedi, benden sonra da kimse amel etmiyecektir: Necvâ âyeti: «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا نَاجَيْتُمُ الرَّسُولَ الخ», Yanımda bir dinar vardı onu on dirheme sattım, Peygamber Sallâllahü Aleyhi Vesellem Hazretlerine her ne zaman münacatta bulundumsa Necvamın önünde bir dirhem takdim ettim, sonra da o âyet nesholundu, kimse onunla amel etmedi «ئَاَشْفَقْتُمْ» âyeti nazil oldu. 13. ءَاَشْفَقْتُمْ اَنْ تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَىْ نَجْوٰيكُمْ صَدَقَاتٍ fîsıltınızın önünde sadakalar takdim etmekten korktunuz ha? - Demek ki ondan sonra bir iki sadaka takdim eden olmuş ise de çok olmamış, fısıltı hevesinin arkası kesilmiş idi, ya’ni sadaka takdim etmekle fukaralığa düşeriz diye korktunuz, necvanızın önünde çok sadakalar takdim edemediniz de münâcattan vazgeçtiniz değil mi فَاِذْ لَمْ تَفْعَلُوا mademki yapmadınız - yapabileceğiniz halde yapmadınız وَتَابَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ Allah da size tevbe ile nazar buyurdu - Kusurunuzu afvedip yine sadaka takdim etmeksizin Peygambere münacatta bulunmanıza müsaade etti. Bunun şükrânesi olmak üzere فَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ o halde namaza devam edin وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ ve zekâtı verin وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ ve Allaha ve Resulüne itaat eyleyin - gerek meclislerin âdabı ve gerek diğer ahkâm gibi sair emirlerde itaatsizlik yapmayın da iycabını icra ve infaz eyleyin وَاللّٰهُ خَبٖيرٌ ki Allah habîrdir - haberdardır, bir lâhza ılminden kaçırmaz بِمَا تَعْمَلُونَ her ne yapıyorsanız - gerek zâhirde gerek bâtında, gerek taat, gerek ma’sıyet, gerek fıil gerek terk hepsini bilir. Ona göre karşılığını verir. ١٤ اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذٖينَ تَوَلَّوْا قَوْمًا غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مَاهُمْ مِنْكُمْ وَلَا مِنْهُمْ وَيَحْلِفُونَ عَلَى الْكَذِبِ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ١٥ اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَدٖيدًا اِنَّهُمْ سَآءَ مَاكَانُوا يَعْمَلُونَ ١٦ اِتَّخَذُوٓا اَيْمَانَهُمْ جُنَّةً فَصَدُّوا عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ فَلَهُمْ عَذَابٌ مُهٖينٌ ١٧ لَنْ تُغْنِىَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَآ اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْئًا اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِهُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ ١٨ يَوْمَ يَبْعَثُهُمُ اللّٰهُ جَمٖيعًا فَيَحْلِفُونَ لَهُ كَمَا يَحْلِفُونَ لَكُمْ وَيَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ عَلٰى شَىْءٍ اَلَآ اِنَّهُمْ هُمُ الْكَاذِبُونَ ١٩ اِسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمُ الشَّيْطَانُ فَاَنْسٰيهُمْ ذِكْرَ اللّٰهِ اُولٰٓئِكَ حِزْبُ الشَّيْطَانِ اَلَآ اِنَّ حِزْبَ الشَّيْطَانِ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٢ اِنَّ الَّذٖينَ يُحَآدُّونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اُولٰٓئِكَ فِى الْاَذَلّٖينَ ٢١ كَتَبَ اللّٰهُ لََاغْلِبَنَّ اَنَا وَرُسُلٖى اِنَّ اللّٰهَ قَوِىٌّ عَزٖيزٌ ٢٢ لَاتَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ يُوَآدُّونَ مَنْ حَآدَّ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوٓا اٰبَآءَ هُمْ اَوْ اَبْنَآءَ هُمْ اَوْ اِخْوَانَهُمْ اَوْ عَشٖيرَتَهُمْ اُولٰٓئِكَ كَتَبَ فٖى قُلُوبِهِمُ الْاٖيمَانَ وَاَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَا رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ اُولٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِ اَلَآ اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Meali Şerifi