AyetSûreler

المعارج

Meâric Sûresi

70. sûre · Mekke · 44 âyet

Sûre hakkında · Elmalılı

MEÂRİC ٧ سُورَةُ الْمَعَارِجِ Me’aric Sûresi, Se’ele Sûresi, Mevaki’ sûresi dahi denilen bu Sûre dahi mekkîdir, İbni abbas bunun Elhâkka sûresi akıbinde nâzil olduğunu söylemiştir. Ve bu onun bir tetimmesi gibidir.

Âyetleri - Kırk dörttür. Şamîde kırk üç, diğerlerinde kırk iki sayıldığı da mezkûrdur. Fark «سَنَةٍ» ve «كَالْمُهْلِ» fasılalarındadır.

Kelimeleri - İkiyüz on altı. Harfleri - Sekizyüz altmış birdir.

Fasılası - ع ج ه ا ل م harfleridir. ج «الْمَعَارِجِ» de, ل «كَالْمُهْلِ» dedir.

Elhakka Sûresinin hatimesinde «فَلَآ اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ وَمَا لَا تُبْصِرُونَ» diye görülene, görüleceğe ve görülmeyene kasem edilmiş ve Kur’anın hakikatı anlatılarak onun müttakîlere bir tezkire ve kâfirlere bir hasret olduğu anlatılmış ve Allahın azîm ismiyle tesbîhi emr ile hıtam verilmişti. Bu Sûre ile bundan sonrakilerde o «مَا تُبْصِرُونَ وَمَا لَا تُبْصِرُونَ» görülen ile görülmeyen şeylere dair beyanlar ile müttakîlere öğüd ve kâfirlere hasret olarak Allah tealânın azametini tecelli ettiren âyetleri ihtiva ederek Sûrei Hakka hatimesinin birer tafsîli mahiyyetindedirler. Bu suretle bu Sûrede görülen ve görülmeyenlerden kâfirlerin azâb ve hasretine ve Allahın azametine ve Melâike ve ruha delâlet eden âyetlerle başlayıp yine Kıyamet ahvalinin bir tasviri ve ondan korunacak ehli Cennetin ahlâkının bir tafsîli ile sûrei Hâkkanın bir tetimmesi olacaktır. Şöyleki:

بِسْ مِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖي مِ ١ سَاَلَ سَآئِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ ٢ لِلْكَافِرٖينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ ٣ مِنَ اللّٰهِ ذِى الْمَعَارِجِ ٤ تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ فٖى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسٖينَ اَلْفَ سَنَةٍ ٥ فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمٖيلًا ٦ اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعٖيدًا ٧ وَنَرٰيهُ قَرٖيبًا ٨ يَوْمَ تَكُونُ السَّمَآءُ كَالْمُهْلِ ٩ وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ ١ وَلَا يَسْئَلُ حَمٖيمٌ حَمٖيمًا ١١ يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدٖى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنٖيهِ ١٢ وَصَاحِبَتِهٖ وَاَخٖيهِ ١٣ وَفَصٖيلَتِهِ الَّتٖى تُئْوٖيهِ ١٤ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا ثُمَّ يُنْجٖيهِ ١٥ كَلَّا اِنَّهَا لَظٰى ١٦ نَزَّاعَةً لِلشَّوٰى ١٧ تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰى ١٨ وَجَمَعَ فَاَوْعٰى ١٩ اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا ٢ اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا ٢١ وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا ٢٢ اِلَّا الْمُصَلّٖينَ ٢٣ اَلَّذٖينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ ٢٤ وَالَّذٖينَ فٖٓى اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌ ٢٥ لِلسَّآئِلِ وَالْمَحْرُومِ ٢٦ وَالَّذٖينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّٖينِ ٢٧ وَالَّذٖينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ ٢٨ اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَاْمُونٍ ٢٩ وَالَّذٖينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ ٣ اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومٖينَ ٣١ فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَآءَ ذٰلِكَ فَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَ ٣٢ وَالَّذٖينَ هُمْ لَِامَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ ٣٣ وَالَّذٖينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَآئِمُونَ ٣٤ وَالَّذٖينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ٣٥ اُولٰٓئِكَ فٖى جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَ ٣٦ فَمَالِ الَّذٖينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعٖينَ

Meali Şerifi

1سَأَلَ سَآئِلُۢ بِعَذَابࣲ وَاقِعࣲBir isteyen, olacak azabı istedi2لِّلۡكَٰفِرِينَ لَيۡسَ لَهُۥ دَافِعࣱKâfirler için onu savacak yok3مِّنَ ٱللَّهِ ذِي ٱلۡمَعَارِجِO, derece ve makamların sahibi Allah’tandır4تَعۡرُجُ ٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥ خَمۡسِينَ أَلۡفَ سَنَةࣲMelekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar5فَٱصۡبِرۡ صَبۡرࣰا جَمِيلًاO halde güzel bir sabır ile sabret6إِنَّهُمۡ يَرَوۡنَهُۥ بَعِيدࣰاÇünkü onlar onu uzak görürler7وَنَرَىٰهُ قَرِيبࣰاBiz ise onu yakın görüyoruz8يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِO gün gök erimiş bir maden gibi olur9وَتَكُونُ ٱلۡجِبَالُ كَٱلۡعِهۡنِDağlar da atılmış renkli yün gibi olur10وَلَا يَسۡـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمࣰاDost dostun halini soramaz11يُبَصَّرُونَهُمۡۚ يَوَدُّ ٱلۡمُجۡرِمُ لَوۡ يَفۡتَدِي مِنۡ عَذَابِ يَوۡمِئِذِۭ بِبَنِيهِBirbirlerine gösterilirler. Suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını12وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِEşini ve kardeşini13وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِي تُـٔۡوِيهِKendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini14وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰا ثُمَّ يُنجِيهِVe yeryüzünde bulunanların hepsini ki, tek kendini kurtarabilsin15كَلَّآۖ إِنَّهَا لَظَىٰHayır, o alevlenen bir ateştir16نَزَّاعَةࣰ لِّلشَّوَىٰDerileri kavurur, soyar17تَدۡعُواْ مَنۡ أَدۡبَرَ وَتَوَلَّىٰÇağırır, sırtını dönüp gideni18وَجَمَعَ فَأَوۡعَىٰٓMal toplayıp kasada yığanı19۞إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًاDoğrusu insan dayanıksız ve huysuz yaratılmıştır20إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعࣰاKendisine kötülük dokundu mu sızlanır21وَإِذَا مَسَّهُ ٱلۡخَيۡرُ مَنُوعًاKendisine hayır dokundu mu cimrilik eder22إِلَّا ٱلۡمُصَلِّينَAncak namaz kılanlar bunun dışındadır23ٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ دَآئِمُونَOnlar ki namazlarını sürekli kılarlar24وَٱلَّذِينَ فِيٓ أَمۡوَٰلِهِمۡ حَقࣱّ مَّعۡلُومࣱOnların mallarında belli bir hak vardır25لِّلسَّآئِلِ وَٱلۡمَحۡرُومِHem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için26وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوۡمِ ٱلدِّينِOnlar ki ceza gününü tasdik ederler27وَٱلَّذِينَ هُم مِّنۡ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشۡفِقُونَRablerinin azabından korkarlar28إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمۡ غَيۡرُ مَأۡمُونࣲÇünkü Rablerinin azabından emin olunmaz29وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِفُرُوجِهِمۡ حَٰفِظُونَOnlar ki ırzlarını korurlar30إِلَّا عَلَىٰٓ أَزۡوَٰجِهِمۡ أَوۡ مَا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُهُمۡ فَإِنَّهُمۡ غَيۡرُ مَلُومِينَAncak zevcelerine ve cariyelerine karşı hariç. Çünkü onlara yaklaştıklarında kınanmazlar31فَمَنِ ٱبۡتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡعَادُونَBundan ötesini isteyenler, var ya işte onlar haddi aşanlardır32وَٱلَّذِينَ هُمۡ لِأَمَٰنَٰتِهِمۡ وَعَهۡدِهِمۡ رَٰعُونَOnlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler33وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمۡ قَآئِمُونَŞahitliklerinde dürüsttürler34وَٱلَّذِينَ هُمۡ عَلَىٰ صَلَاتِهِمۡ يُحَافِظُونَNamazlarına devam ederler35أُوْلَـٰٓئِكَ فِي جَنَّـٰتࣲ مُّكۡرَمُونَİşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar36فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قِبَلَكَ مُهۡطِعِينَŞimdi ne oluyor o inkâr edenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar37عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَSağdan ve soldan bölük bölük38أَيَطۡمَعُ كُلُّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ أَن يُدۡخَلَ جَنَّةَ نَعِيمࣲOnlardan herbiri, bir nimet cennetine sokulacağını mı umuyor39كَلَّآۖ إِنَّا خَلَقۡنَٰهُم مِّمَّا يَعۡلَمُونَHayır, biz onları bildikleri şeyden yarattık40فَلَآ أُقۡسِمُ بِرَبِّ ٱلۡمَشَٰرِقِ وَٱلۡمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَArtık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter41عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيۡرࣰا مِّنۡهُمۡ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَOnları kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirebiliriz ve bizim önümüze geçilmez42فَذَرۡهُمۡ يَخُوضُواْ وَيَلۡعَبُواْ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي يُوعَدُونَO halde bırak onları, kendilerine vaad edilen günlerine kavuşuncaya kadar dalıp oynayadursunlar43يَوۡمَ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ سِرَاعࣰا كَأَنَّهُمۡ إِلَىٰ نُصُبࣲ يُوفِضُونَO gün kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki putlara gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar44خَٰشِعَةً أَبۡصَٰرُهُمۡ تَرۡهَقُهُمۡ ذِلَّةࣱۚ ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَGözleri düşük, kendilerini bir alçaklık saracak da saracak. İşte onlara vaad edilen gün, o gündür