Mâide Sûresi 6. Âyet
Medine · Cüz 6 · Sayfa 108
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا قُمۡتُمۡ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغۡسِلُواْ وُجُوهَكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ إِلَى ٱلۡمَرَافِقِ وَٱمۡسَحُواْ بِرُءُوسِكُمۡ وَأَرۡجُلَكُمۡ إِلَى ٱلۡكَعۡبَيۡنِۚ وَإِن كُنتُمۡ جُنُبࣰا فَٱطَّهَّرُواْۚ وَإِن كُنتُم مَّرۡضَىٰٓ أَوۡ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوۡ جَآءَ أَحَدࣱ مِّنكُم مِّنَ ٱلۡغَآئِطِ أَوۡ لَٰمَسۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمۡ تَجِدُواْ مَآءࣰ فَتَيَمَّمُواْ صَعِيدࣰا طَيِّبࣰا فَٱمۡسَحُواْ بِوُجُوهِكُمۡ وَأَيۡدِيكُم مِّنۡهُۚ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجۡعَلَ عَلَيۡكُم مِّنۡ حَرَجࣲ وَلَٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمۡ وَلِيُتِمَّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ ٦
Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
يَآاَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا Ey iyman edenler -ma’lûm iymandan sonra ilk vazife namazdırs iz اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ namaza kalkdığınız, ya’ni namaza kalkmak istediğiniz vakıt فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız وَامْسَحُوا بِرُؤُسِكُمْ ve başlarınıza mesh ediniz وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِ iki topuğa kadar ayaklarınızı da»- ya’ni ayaklarınızı da yıkayınız, yâhud mesli ise mesh ediniz, bu temizlikler yapılmadan namaz, namaz olmaz «لَا يَقْبَلُ اللّٰهُ صَلَاةً بِغَيْرِ طُهُورٍ= Allah, taharetsiz hiç bir namazı kabul etmez». Buna tuhur temizlik, ve vuzu abdest denilir, ve işte abdestin farzı bunlardır. Ve görülüyor ki bu da dört şeyden ibarettir: Üç gasil bir mesh. İmamı Şafiî bunların tertibi de dahil olmak ve bir de niyyetsiz ibadet olmıyacağı mülâhazisiyle niyyet de hısaba katılmak üzere altı, Ahmed ibni Hanbel Hazretleri de yüzde ağız ve burun içlerinin dahi dahil olduğu mülâhazasiyle mazmaza ve istinşakı da idlah edib sekiz saymıştır. Hanefiyyece ise, niyyet, tertib, mazmaza istinşak sünnettire. Ve Abdestin daha bir takım sünnetleri ve adâbı vardır ki bunları mükemmeldir, hepsinin başında besmele vardır. Âyetin zâhirine bakınca her namaza kalkarken ayrıca bir abdest almak lâzım gibi görünür. Bunun için zâhıriyye her namaz için ayrıca bir abdestin farz olduğuna kail olmuşlardır. Alel’ekser Resulullahın ve Hulefai Raşidînin böyle yapdıkları da muhakkaktır. Fakat bunlar farz değil, sünnettirler. Çünkü fethi Mekke günü Resulullah beş vakit namazı bir abdest ile kılmış, Hazreti Ömer «ya Resulallah bundan evvel yapmadığın bir şey yapdın» demiş, cevabında «amden yapdım ya Ömer» buyurulmuş olduğu da rivayeten sabittir ki bu amd ile cevaz gösterilmiştir. Sonra âyetin tamamiyle zahirine bakılacak olursa abdestin ancak namaza kalkıldığı zâman alınabilmesi lâzım gelecek ve binaenaleyh otururken abdest alıb da namaza kalkmak dahi kifayet etmiyecektir. Buna ise zâhiriyye dahi kail olmamıştır. Demek olur ki bu noktada âyetin zâhiri murad olmadığı müttefekun aleyh bulunduğundan gerek delâleti hal ve gerek teyemmüm fıkrallarında hadesin tasrihi karineleriyle âyetin ıtlakı ya hıtabı abdesti olmıyanlara tahsıs veya «اِذَا قُمْتُمْ مُحْدِثِينَ» ya’ni abdestiniz olmadığı halde namaza kalkdığınız vakıt ma’nâsiyle takyid olunarak tefsir edilmek lâzım gelir. Ve o halde abdestin sebebi vucubi mutlak iradei salât değil, hades şartiyle iradei salât demek olur ki cumhurun kavli de budur. Sonra şayanı dikkattir ki «وَامْسَحُوا رُؤُسَكُمْ» değil «ba» ile «وَامْسَحُوا بِرُؤُسِكُمْ» buyurulmuştur. Bu ise «başınızla mesh ediniz» demek gibidir. Nasıl ki «mendili sildim» demekle «mendili ile sildim» demek arasında fark vardır. Burada meshin başa yapılacağı ve başın aleti mesh olamıyacağı zâhir bulunduğu halde «با» nın idhali bir ma’nâyi âliyyete işaret bu ise örfen bir elden ibaret olmakla bu sureti ifadeden ve bir de «nasıye» hadîsinden eimmei Hanefiyye «elinizi mi’yar tutarak elinizle başınıza meshediniz» ma’nâsı anlaşıldığını göstermişler ve meshin farzı «cüz’î bir hareketle tam bir el mıkdarı, ta’biri âharle nasıye mıkdarı, ta’biri âharle dörtte biri.» olduğunu ve tamamını mesh sünnet bulunduğunu beyan etmişlerdir. Fakat imam Mâlik ve Ahmed ibni Hanbel tamamına meshin farz olduğuna, imâmı Şafiî de bir parmak dokunmanın kâfi bulunduğuna kail olmuşlardır.
GASLİN MAHİYYETİ, suyu âzanın üzerinden temamen akıtmaktır. Oğmak şart değildir, binaenaleyh su
damlamadıkça gasil denmez. Abdest hadesten taharet ya’ni i’tibarî ve gayri mer’î bir mülevveslikten temizlik olduğu için bununla necasetten taharet için olan gasli birbirine karıştırmamalıdır. Necasetten taharette pislik iyice zail oluncaya kadar yıkamak ve icabına göre oğmak veya silmek lâzım ise de abdestte bu gibi manii taharet olan kir ve pislikler daha evvel izale edilmiş bulunacağından gayri mer’î olan hadesi izale için bir def’a yıkamak kâfi olabilir, farzı bu kadardır. Çünkü emir, tekrar icba etmez, fakat iki daha iyidir. Ve üç def’a tekrar sünnettir, oğmak da sünnetidir. Ancak imam Malik oğmak farz demiştir.
MESH, esasen bir şey’e dokunmak ve orfen el sürmektir. Şer’an da farzı dokunmaktır. Binaenaleyh başa
mesh taze, gayri müsta’mel bir yaşlığın mıkdarı matlûba istabeti demektir. Bunda tekrar sünnet değildir. Fakat hafifçe bir saç tesviyesi olabilir.
İşte namazın şartlarından biri böyle abdesttir. Fakat bunun kifayeti cenabet olmadığı takdirdedir. وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا ve eğer cünüb iseniz, ya’ni rü’yada veya yakazada difk ile inzali meniy veya inzal olmasa bile iltikai hıtaneyn olmuş ise فَاطَّهَّرُوا tatahhür ediniz; kendinizi baştan tırnağa temamen yıkayıb temizleyiniz, guslediniz» -ki sûrei «Nisa» de «حَتَّى تَغْتَسِلُوا» diye ıgtisal ile ta’bir buyurulmuştu. Burada tekellüf sıygasiyle tatahhür denilmiş ve ığtisalde mubalâğa edilmesi lüzumu gösterilmiştir. Bunun için harece varmamak üzere mümkin olan her taraf yıkanmalı ve hatta ağız burun içleri bile yıkanmalıdır. Abdestte sünnet olan mazmaza ve istinşak gusülde farzdır.
Lâkin bu gusül ve o abdest ma’zeret bulunmadığı takdirdedir وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى ve eğer hasta olur اَوْ عَلٰى سَفَرٍ veya sefer üzerinde bulunur اَوْجَآءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَآئِطِ veya her hangi biriniz halâden gelir اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَآءَ veya kadına dokunursanız da فَلَمْ تَجِدُوا مَآءً bir su bulamazsanız» -Ya’ni ya taharriyatı lâzımeden sonra hakıkaten bulamaz veya hastalık veya sefer manii taharri veya manii isti’mal olduğundan dolayı taharriye veya isti’male kudret-ü çare bulamazsanız o zaman abdest veya gusül yerine فَتَيَمَّمُوا صَعٖيدًا طَيِّبًا hoş ve temiz bir saıyde teyemmüm ediniz. Niyyet eyleyiniz de فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدٖيكُمْ مِنْهُ o saıydden yüzlerinize ve kollarınıza mesh ediniz»- maraz veya sefer kayidleri suyu bulmağa veya kullanmağa mani’ olan özürleri, halâden gelmek veya kadına dokunmak da abdesti veya guslü icab eden sebebleri, suyu bulamamak da bunların yerine teyemmümün şartı sıhhatini göstermektedir. Bedihîdir ki halâden gelmek bedenden bir necasetin çıkmasından kinayedir ki lisanımızda abdest bozmak ta’bir olunur. İndelhanefiyye böyledir. Fakat İmamı Şafiî sebîleynden çıkması demiş, İmam Malik de sebîleynden çıkması mu’tad olan necesler demiştir.
Sûrei nisa âyetinde teymmümün, saıydin ma’naları ve daha ba’zı izahat geçmiş olduğundan oraya bakınız. Burada fazla olarak «منه» kaydı zikr edilmiş ve bu suretle teyemmümde mücerred kasd ve niyyet ile mesh kifayet etmeyib saıyde temass etmek de lâzım olduğu iş’ar olunmuştur. «من» İbtida veya teb’ız olmak muhtemildir. İbtida olduğuna göre elin saıyde dokunması kâfidir. Teb’ız olduğuna göre de behemehal elden yüze ve kollara da bir az bir şey sürülmesi lâzım gelir. Evvelkî Hanefî ikinci Şafiî mezhebidir. Taşa ve mermere ve ma’dene teyemmüm caiz olub olmıyacağı hakkındaki ıhtilâfın menşei budur. İbtida olması ruhsat, teb’ız olması ıhtiyattır.
Şimdi sakın «bu külfetler, zahmetler nedir? demeyiniz مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ bu taharet veya teyemmüm emirlerile Allahın muradı size bir tazyık yapmak, harec ve zahmete koşmak değil وَلٰكِنْ يُرٖيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ velâkin o sizi tathir etmek, maddî ma’nevî, görünür görünmez pisliklerden ve günâhlardan temizlemek وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ ve size ni’metini tamamlamak ister ki لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ şükr edesiniz -zâhiriniz ve bâtınınız temizlenib zevkı ni’meti tadasınız, mün’imi ve hakkı mün’imi göresiniz»- binaenaleyh dinde harec yoktur, tekâlifi diniyyeyi külfet ve zahmet değil, bir ni’met tanımalıdır. Abdestin, guslün, teyemmümün hikmeti nezafeti maddiyye ve tahareti ma’neviyyedir. Tayyibat tayyibîn için olduğundan taharet, ni’met ve saadetin tamamlanmasına sebebdir. Bu da şükre sebebdir. Şükür de «لَئِنْ شَكَرْتُمْ لََازٖيدَنَّكُمْ» mucebince izdiyadı ni’met-ü saadet nâmütenahi bir izdiyad ile cereyan edib gidecek demektir. Balâda «وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى» buyurulduğu halde ondan sonra burada «وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ» buyurulması, daha doğrusu nüzulde mukaddem bulunan bu âyetin bu veçhle tertibde te’hur olunması gösterir ki orada itmamı va’dolunan ni’met de ebedî ve nâmütenahi olan ni’meti Uhreviyyedir. Bu veçhle bunda «وَاِنَّمَا تُوَفَّوْنَ اُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ» «وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فٖيهِ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ تُوَفّٰى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ» mazmunlarına bir işaret vardır. Nihayet burada şu da anlayılıyor ki ni’met-ü saadetin en büyüğü şükrandır. Ve en mes’ud kimseler hissi şükran ile meşbu’ olanlardır ve zevkı rıdvan bunun içindedir. Sûrei Fatihada «اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ» a bak.
Hulâsa, ziyadei ni’met şükr ile, şükür de ni’meti unutmamakla kaim olacağından bu taharetleri yapınız 7. وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ ve Allahın size olan ni’metini ve alelhusus ni’meti islâmı unutmayınız, zikr-ü fikrinizden çıkarmayınız, daima yad ile şükrediniz ki namaz bu şükür cümlesindendir. وَمٖيثَاقَهُ الَّذٖى وَاثَقَكُمْ بِهٖٓ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا ve o misakı yad edib iyfa ediniz ki Allah onunla sizi «سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا» dediğiniz zaman tevsık etmiş, muhkemleştirmişti.» -Burada sûrei Bakarenin hatimesindeki «سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَصٖيرُ الخ» iyman ve tevsikatına bir işaret bulunduğu zâhirdir. Bu misaktan murad, leylei Akabede ve Bi’atürrıdvanda vakı’ olan misak olduğu ve Resulullah ile olan bu misakın Allaha isnadı «اِنَّ الَّذٖينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَ» medlûlüne mübteni bulunduğu da söylenmiş ise de bunun tekvini âlem ve hılkati Âdemde mündemic olub Fatihada «اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَعٖينُ» diye akdedilen ve sonra peyderpey bütün müslimanların Peygambere yüsr-ü usr, neşat-ü keder cemi’i ahvalde sem’u taat esası üzere iyman ve ittiba’ ve bi’atlariyle tevsık olunan ve binaenaleyh bütün misaklara şamil bulunan ahdi ezelî olması daha vazıh ve daha müreccahtür. Mücahid, bu misaktan murad «وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنٖٓى اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ» âyetinde beyan olunan «اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلٰى» misakı olduğunu, Süddî de Allah tealânın tevhid ve şerai’ hakkında nasbetmiş olduğu delâili akliyye ve şer’iyye olduğunu söylemiş ve ekser mütekellimîn bunu ıhtiyar etmişlerdir ki bunların hepsi aynı meale raci’dirler. Çünkü asıl misak birdir. Taaddüd eden bunun suveri tevsikıyyesidir. Hattâ bu tezkir de bir tevsıktir. Bu tezkirin kıyyesidir. Hattâ bu tezkir de bir tevsıktir. Bu tezkirin hasılı «اَوْفُوا بِالْعُقُودِ» icabının kabulu sebketmiş olduğunu ıhtar ile icrasıın tevsıktır. Binaenaleyh ma’na şöyle demek olur:
«Hılkatinizin bütün safahatı mütekaddimesinde ve aczi mutlakınızın huküm sürdüğü edvari vücudiyyenizde fıtraten bağlanmış olduğunuz ve sonra ihtiyaclarınızın tazyık eylediği, emellerinizin kaynaştığı şuurlu demlerinizde akl ü fikrinizle samimi kalbinizden kopan münacatlarınızla «سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا» diye kuvvetli misaklarla tevsık eylediğiniz o ahdı ubudiyyeti, semeratını vermeğe, ni’metlerine irmeğe başladığınız eyyamı vüs’at ve hengâmı muvaffakıyyette unutuvermeyiniz de o ni’meti İslâmı ve hidayeti iymanı zevkı şükrân ile yadedib akıdlerinizi temamen iyfa eyleyiniz وَاتَّقُوا اللّٰهَ ve Allahdan korkunuz da bunları unutub nankörlük etmeyiniz, kalbinizi bozmayınız. Çünkü اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ dur. Sinelerinizde gizlenen en hafiy şeyleri bilir, binaenaleyh yalnız tahareti cismaniyye ve zâhiriyye ile değil, hem cismanî hem ruhanî, hem zâhirî hem bâtınî bir tahareti kâmile ile tayyib ve pâk olarak kemali ubudiyyetle huzurı İlâhîye geliniz ve ni’metin tamamına irib şükrediniz. O halde: ٨ يَآاَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِ وَلَايَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُوا اِعْدِلُوا هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰى وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ٩ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظٖيمٌ ١ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَآ اُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَحٖيمِ
Meali Şerifi