AyetSûreler

Mâide Sûresi 5. Âyet

Medine · Cüz 6 · Sayfa 107

ٱلۡيَوۡمَ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَٰتُۖ وَطَعَامُ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ حِلࣱّ لَّكُمۡ وَطَعَامُكُمۡ حِلࣱّ لَّهُمۡۖ وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ وَٱلۡمُحۡصَنَٰتُ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِكُمۡ إِذَآ ءَاتَيۡتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحۡصِنِينَ غَيۡرَ مُسَٰفِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِيٓ أَخۡدَانࣲۗ وَمَن يَكۡفُرۡ بِٱلۡإِيمَٰنِ فَقَدۡ حَبِطَ عَمَلُهُۥ وَهُوَ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِنَ ٱلۡخَٰسِرِينَ ۝٥

Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir. Ve müminlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden namuslu hür kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın, namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde, size helâldir. Her kim imanı inkâr ederse, ameli boşa gitmiş olur ve o, ahirette zarara uğrayanlardandır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اَلْيَوْمَ اُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ bugün size bütün tayyibat, her nevi’ hoş ni’metler halâl kılındı وَطَعَامُ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ bir de Ehli kitabın taamı ya’ni gerek bu tayyibattan kesdikleri ve avladıkları ve gerek ekmek ve saire gibi mat’umatları size halâl وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ sizin taamınız da onlara halâldır. Ya’ni yedirir ve satabilirsiniz.» -Taamdan murad ne olduğu hakkında üç vecih vardır: Birincisi zebiha demektir. İkincisi ekmek ve fakihe gibi zekâta muhtaç olmıyanlardır ki Zeydiyye eimmesinden menkul olan budur. Üçüncüsü zebaih ve sair her nevi’ matmuata şamildir. Ekseriyyet evvelki veçhi tercih etmişlerdir. Çünkü zebihadan maadasının taam olmasında sahibine ıhtısası yoktur. Zebiha ile zâhibin fi’liyle taam olabilir. Ve bunun için ehli kitaba izafetinin bir ma’nâsı vardır.

Ahkâmı Kur’anda Ebû Bekri Razî der ki ibni Abbastan, Ebüdderdâdan, Hasen ve Mucahid ve İbrahim ve Katade ve Süddîden rivayet edilmiştir ki «وَطَعَامُ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ» den murad zebaihtir. Fivakı’ zahir de bunu ıktıza eder. Gerçi taâm lafzını umumu üzere isti’mal etsek gerek zebihalarına ve gerek sâir taamlarına şamil olur. Fakat azhar olan bilhassa zebaih murad olunmaktır. Çünkü ekmek, zeytin yağı ve sair taamların hukmü i’mal edenlerin hususıyyetiyle ıhtilâf etmez. Bunlar da Mecusî veya Kitabînin farkı olmadığında kimsenin şübhesi yoktur. Muharrematta zikrolunduğu üzere tezkiyesiz ölenlerin de gerek Müslim ve gerek Kitabî ve gerek Mecusî ve saire her kim tarafından öldürülmüş olursa olsun haram olduğunda müsilamanların ıhtilâfı yoktur. Şu halde «وَطَعَامُ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ» diye bittahsıs Ehli kitabın taâmı ibaha edilmekten murad bilhâssa ıhtilâfı edyan ile hukmü ıhtilâf eden zebâiha hamledilmek vacih olur. «İlh.. Ya’ni fâidei beyan bilhâssa zebâih i’tibariyle zahirdir. Belli ki «اُوتُوا الْكِتَابَ» kitabı olmıyanlardan ıhtirazdır. Halbuki taâm hususunda Ehli kitâb ile diğerlerinin farkı ancak zebaih ve av mes’elelerindedir. Ehli kitâbın meytesine, domuz etine ve şarabına varıncıya kadar hem taâmı halâl olmadığı, muharremattan bulunduğu gibi kitâbı olmıyanların her taâmı haram olmadığı da ma’lûmdur. Binaenaleyh Ehli kitâbı tahsıs ederek diğerlerinden ıhtiraz eden bu ibahai mahsusanın faidesi ancak zebaihte zahirdir. Demek ki taâm, tayyibattan olmak şartiyle umumu üzere ibka olunsa dahi noktai nazar ve hedefi beyan bilhâssa Ehli kitâbın kesdikleri ve avladıkları halâl olduğunu göstermek ve bu suretle zekât için diyanet ya’ni müslim veya Ehli kitâb olmak şart bulunduğunu anlatmaktır. Maamafih «ذَبِيحَةُ الَّذِينَ اُوتُوا الْكِتَابَ» denilmiş olsa idi o zaman sair taamlarının hurmeti şübhesi hasıl olacak ve mütekabilen it’amı et’amın cevazı anlaşılamıyacaktı, bunun için yine taâm lafzını tayyibattan olmak şartile zebâih vesaireden eamm olmak üzere aslı mefhumiyle mülâhaza etmek ve ancak Ehli kitabın diğerlerinden farkı zebâih i’tibariyle olduğunu da masîkaleh olarak anlamak ya’ni zebaihin hillini dâll bil’ibare, diğerlerinin hillini dâll bilişare olarak ahzetmek lâzım gelecektir. Ve bundan dolayıdır ki Ebû Bekri Râzî zebâih hakkında «azher» ta’birini kullanmıştır. Şunu da unutmamak lâzım gelir ki «مَآ اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ» sureti mutlakada haram idi. Ehli kitâb ise zahirde tevhid iddia ettiklerinden dolayı zahiri hallerine nazaran zebihalarında Allahdan başkasının namını i’lân etmezler demektir. Binaenaleyh bir Yehudî veya nasranînin kestiğini acaba ne nam ile kesti diye tedrika kalkışmıyarak ve zahiri halleriyle iktifa ederek yemek caizdir. Fakat bir Nasranînin meselâ bir koyunu keserken veya ava köpeğini salarken «Mesihin namına» dediğini bizzat duyan bir müslimanın da o koyundan veya avdan yemesi caiz olmaz. Çünkü bunun «مَآ اُهِلَّ لِغَيْرِ اللّٰهِ» olduğu şüphesiz bir surette ma’lûmu olmuştur. Ehli kitâbın zahiri haliyle iktifa caiz olunca müslimanlık ididasında bulunan her hangi bir kimsenin de zahiriyle iktifa caiz olacağında ve binaenaleyh gerek Ehli sünnet olsun ve gerek olmasın fırakı islâmiyyeden hepsinin zebihası halâl olduğunda da şübhe yoktur. Meğerki ıyazen billah irtidad etmiş olsun. Çünkü mürted Ehli kitaba da intisab etse kestiği asla yenmez.

Taam nev’inden olan bu tayyibattan maada وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ mü’minelerden muhsane olanlar ya’ni hurre ve afife müsliman kadınlar ve kızlar, bunlardan başka وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ Ehli kitabdan olan muhsaneler ya’ni hurre ve afife kadınlar ve kızlar dahi اِذَآ اٰتَيْتُمُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ مُحْصِنٖينَ ihsan ederek ya’ni tahti nikâhınıza alarak غَيْرَ مُسَافِحٖينَ ne sifah ile açıktan وَلَامُتَّخِذٖٓى اَخْدَانٍ ne de dost tutmak suretiyle gizlice zina etmiyerek ücretleri olan mehirlerini kendilerine verdiğiniz takdirde sizin için halâldırlar.»

Görülüyor ki taâm hususunda iki taraftan müsâade gösterilmiş Müslimanlara hem Ehli kitâbın taâmlarını yemek hem de Ehli kitaba müsliman taâmını it’am etmek suretiyle mütekabilen alış veriş halâl kılınmış, fakat nikâh hususunda bu hill bir tarafa kasredilmiş, yalnız müslimanların Ehli kitabdan iffet dairesinde nikâh ile kadın almaları tahlil ve bununla mukaddema sûrei «Bakare» de geçen «وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّٰى يُؤْمِنَّ» nehyi Ehli kitâb kadınları hakkında nesh olunmuş ve mütekabilen müsliman kadınlarının Ehli kitaba tezvicine asla müsaade olunmamış, bu cihet hurmeti asliyye ve sabıka üzerine ibka edilmiştir. Evvel emirde «هُوَالَّذٖى خَلَقَ لَكُمْ مَا فِى الْاَرْضِ جَمٖيعًا» âyetinde beyan olunduğu üzere nüfusi insaniyye ve ırz mesailinde ibaha değil hurmet asıldır. Saniyen bu hurmeti asliyye ve ezeliyye «وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِكٖينَ حَتّٰى يُؤْمِنُوا» nehyi ile te’kid ve takrir olunmuştur. (Bak) salisen surei «nisa» de «وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِرٖينَ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ سَبٖيلًا» ile bu hurmet ve nehiy daha umumî surette tavzıh de kılınmıştır. Rabian bütün halalların telhıs ve beyan olunduğu bu âyette taâm her iki taraftan tahlil edilerek nikâh için de bu ma’rizı beyan açılmış olduğu halde Ehli kitabdan kadın almanın müsliamanlara hilli beyan olunmuş ve aksinden sükût edilmiştir ki bunda beyanı zaruret denilen bir kasır vardır. Ve bu suretle müsliman kadınlarının Ehli kitaba tezvici asla mevzuı bahs olamıyacağı ıhtar edilmiş ve hurmeti asliyye ve sabıka üçüncü def’a olarak takrir ve tevsık olunmuştur. Pek vazıh olan ve asrı saadetten beri icmaı ümmet ile de ma’lûm bulunan bu mes’eleyi ıhtarımıza sebeb, zamanımızda edillei islâmiyyeyi bilmiyen Ba’zı cahillerin Kur’anda buna dair bir nass bulunub bulunmadığını sual etmeleri olmuştur. Halbuki bu gibi hurmet asıl olan mesailde müsaade edilmemiş olmak delili kâfidir. Binaenaleyh bu gibiler müsaade edilmemiş olmak delili kâfidir. Binaenaleyh bu gibiler hakkında menı’ varmı diye değil, müsaade varmı diye sormak lâzım gelir.

Burada gerek taâm ve gerek nikâh fıkralarındaki «الَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ» Ehli kitab olan Yahud ve Nesarâdır. Hazreti Aliy radıyallahü anh Arab Nesarâsından Beni Tağlib hakkında «bunlar nasraniyyetten şarab içmekten başka bir şey almamışlardır. Ve binaenaleyh Nesarâ hukmünde dahil değildirler» demiş, İmamı Şafiî de bunu ıhtıyar eylemiş ise de cumhur ve eimmei Hanefiyye zahirı kitâba nazaran alel’umum Nesarâı Arabın zebhiyhaları dahi lâbe’sebih demişlerdir. Ancak ibni Abbas nikâh fıkrasında Ehli kitâbdan murad harbî olmıyanlar olduğuna ve binaenaleyh harbî olan Yehud ve Nesarâ kadınlarını nikâh caiz olmadığına kail olmuştur. Fakat bunda da cumhurı ulemâ âyetin ıtlakı üzere harbî ve zimmîye şamil bulunduğuna ve binaenaleyh harbî olan Ehli kitabdan kadın tezevvüc etmek haram değil bir zaruret bulunmadıkça nihayet mekruh olduğuna kaildirler.

Ehli kitabın gayriye gelince: bunlardan mecusîler hakkında Resulullah = سُنُّوابِهِمْ سُنَّةَ اَهْلِ الْكِتَابِ غَيْرَ نَاكِحِى نِسَائِهِمْ وَلَا آكِلِى ذَبَائِحِهِمْ» Mecusîlere Ehli kitâb muamelesi yapınız fakat kadınlarını nikâh etmemek ve kestiklerini yememek şartiyle» buyurmuştur.

Maamafih Dünyada Ehli kitâba taâm ve kadın cihetile verilen bu hususıyyetten dolayı Âhıret noktai nazarından da böyle zannedilmesin, çünkü وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْاٖيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ her kim bu iymana ya’ni bu dîni ekmele ve şeriati islâma küfrederse bütün ameli tutulur وَهُوَ فِى الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرٖينَ ve Âhırette hasirînden olur» - Binaenaleyh onların taamlarını yerken veya kadınlarını tezevvüc ederken iymanı haleldar etmekten, irtidad tehlükesine düşmekten son derece ihtiraz etmelidir. Ve bundan dolayıdır ki harbiyyeyi tezevvüc mekruhtur. «وَلََامَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْ» Uhûd ve ukudı İlâhiyyeden hıll-ü hurmet ahkâmının tafsıli sırasında ikmâli din ve itmâmı ni’met ile ahdi rububiyyetin iyfa edilmiş olduğu anlatıldıktan ve bu cümleden olmak üzere hayati Dünyeviyye makasıdından bulunan tayyıbatı mâide, sûrei «Nisa» nın «فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَآءِ» mazmununu teşrihan tayyibatı aile ile birleştirilerek cemaati mü’minîne sunulduktan ve nihayet bundan böyle ifayı ahd kazıyesinin temamen uhdei ubudiyyete teveccüh ettiği, bunun da akdi iyman ile icrayı ahkâmı islâmiyyeye mutevakkıf olduğu iş’ar ve bu Dünyanın bir de Âhıreti bulunduğu ıhtar edildikten sonra «الطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبٖينَ» medlulü üzere niamı Uhreviyyenin istikmali zımnında bu diyni ekmelin ba’deliyman mihtafı ubudiyyeti olan emri taharetten bed’ ile akdi ubudiyyeti tevsık için buyuruluyor ki: ٦ يَآاَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوٓا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُسِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْجَآءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَآئِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَآءً فَتَيَمَّمُوا صَعٖيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْدٖيكُمْ مِنْهُ مَا يُرٖيدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُرٖيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٧ وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَمٖيثَاقَهُ الَّذٖى وَاثَقَكُمْ بِهٖٓ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Meali Şerifi