AyetSûreler

Mâide Sûresi 20. Âyet

Medine · Cüz 6 · Sayfa 111

وَإِذۡ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوۡمِهِۦ يَٰقَوۡمِ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡ إِذۡ جَعَلَ فِيكُمۡ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكࣰا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمۡ يُؤۡتِ أَحَدࣰا مِّنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ ۝٢٠

Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهٖ Hani bir vakıt Musâ, kavmine şöyle demişti: يَاقَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ ey benim kavmim, Allahın size olan ni’metini zikr-ü yad ediniz. اِذْجَعَلَ فٖيكُمْ اَنْبِيَآءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًا وَاٰتٰيكُمْ مَالَمْ يُؤْتِ اَحَدًا مِنَ الْعَالَمٖينَ o vakıtki ni’metini ki içinizde Enbiya yarattı ve sizi mülûk kıldı ve size âlemînden hiç birine vermediği şeyler verdi.» -Âlemde hiç bir kavmde Benî İsraildeki kadar çok Peygamber ba’sedilmemiş bulunduğu ma’lûmdur. Mukaddema evlâdı Ya’kub Esbat, sonra Musâ, Harun, Yûşa’ ve ezcümle Hazreti Musânın kavminden ıhtiyar edib beraber Tura gittikleri yetmiş zat ve daha sonra nice Enbiyai Beni İsrâil gelmiştir. Ancak âyetin ilerisinden sureti kat’iyyede anlaşılıyor ki Hazreti Musâ bu ıhtarı yaptığı zaman Beni İsrail henüz Arzı mukaddese girmemiş ve daha bir vatan tutmamış ve henüz mülûk devrine ermemişti. O sırada da Musâ, Harun ve yetmiş zat ile «وَجَعَلَ فِيَكُمْ اَنْبِيَآءِ» mütehakkık ise de «sizi mülûk kıldı» demek nasıl mümkin olabilir? Gerçi bunun tahakkukı vukuuna binaen istikbalden ma’zı ile ta’bir olarak» kılacaktır, kılacağı muhakkaktır veya ezelde böyle takdir etmiştir» ma’nâsına olması ve binaenaleyh Enbiyadan bütün enbiyai Beni İsrail mülûktan da bütün mülûkı Beni İsrail kasdedilmesi muhtemildir. Bu surette hasılı meâl: «Ey benim kavmim! muhakkak ki Allah sizin içinizde daha bir çok Peygamberler yapacak ve sizi mülûk kılacak, saltanatlara nâil edecek ve size diğerlerine vermediği şeyler verecek, şimdi Allahın bunları yaptığı veya takdir ettiği vakıt size olan ni’metini yad ve tefekkür ediniz de ona göre hareket eyleyiniz» demek olur. Ve Hazreti Musânın bu tezkiri o günkü zamanı hale değil, sırf istikbale aid bir ni’meti, bir takdiri ezelîyi gaybden tebşir ve ıhbar telâkkı edilmek lâzım gelir. Filvakı’ Beni İsrailin Mısırdan hurucundan Hazreti Yahyayı katl ve Hazreti Isâyı katle teşebbüs ettikleri zamana kadar içlerinden büyük küçük pek çok Enbiya ve mülûk gelmiş ve bu miyanda Hazreti Davud ve Süleyman saltanatı gibi nübüvvet ve mülkü cem’eden emsalsiz saltanatlar da geçmiş bulunduğunda şüphe yoktur. Ve burada Beni İsrailin o zamana kadar bâşka milletlere nasîb olmıyan en mes’ud devirlerine işaret de yok değildir. Fakat asıl maksad bu olsa idi «اِذْجَعَلَ فٖيكُمْ اَنْبِيَآءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًا» denilmek lâzım gelir ve bu daha veciz ve daha vazıh olurdu. Halbuki «اِذْجَعَلَ فٖيكُمْ اَنْبِيَآءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًا» buyurulmakla ba’zısını Peygamber ve hepsini mülûk yapan bir ma’nâ kasdedilmiş olduğu anlaşılıyor. Bunun için ekâbiri müfessirînden Süddî ve saire burada mülûk «احرار» demek olduğunu göstermişler ve hurriyyetten murad da tam ma’nâsiyle hurriyyet, ya’ni hurriyyeti şahsıyye ve siyasiyeye şamil bir ma’na olduğunu anlatmışlar da «وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًا» ya’ni «وَجَعَلَكُمْ اَحْرَارًا تَمْلِكُونَ اَنْفُسَكُمْ وَلَا تُمْلَكُونَ وَلَا يَغْلِبُكُمْ عَلٰى اَنْفُسِكُمْ غَالِبٌ بَعْدَ مَا كُنْتُمْ فِى اَيْدِى الْقِبْطِ خَدَمًا وَمَمْلُوكِينَ وَمَغْلُوبِينَ بِمَنْزِلَةِ اَهْلِ الْجِزْيَةِ» demişlerdir ki «siz mukaddema kavmi kıbtın elinde bulunduğunuz, hizmetçi, köle ve ehli cizye menzilesinde mağlûb ve mahkûm olduğunuz halde sizi tahlıs edib kenidinize malik ve hukukı insaniyyei şahsıyye ve siyasiyyenize sahib, nefsinizi zabt. Ve umurunuzu idareye kadir ahrar kıldı, artık kimsenin memlûkü, kölesi, hizmetcisi değilsiniz ve ehli cizye gibi bir galibin tahtı galebe ve istilâsında bulunmuyorsunuz. Hem şahsan hurr hem de cemaaten ve siyaseten hursünüz» demektir. Ve bu ma’nâ hem nazmi âyete daha muvafık ve hem faidei zaideyi mutazammındır. Bu surette Hazreti Musânın bu tezkiri yalnız ni’meti mev’ude ve müstakbeleyi ıhbar değil, ni’meti vakıayı ve netaici zaideyi mutazammındır. Bu surette Hazreti Musânın bu tezkiri yalnız ni’meti mev’ude ve müstakbeleyi ıhbar değil, ni’meti vakıayı ve netaici mürettibesini ıhtardı ki hasılı meali şu demek olur: Ey benim kavmim, Allah sizin içinizde Peygamberler yarattı ve sizin hepinizi esaret ve mahkûmiyetten kurtarıb sultanlık demek olan hurriyyete nail etti ve size öyle harikul’âde şeyler ihsan eyledi ki şimdiye kadar hiç bir kavme nasıb etmemiştir. Binaenaleyh ey ümmeti ahrarım Allahın bu ni’metlerinin kadrini biliniz, kendinizi iyi idare ediniz. Peygamberlerinizin Allah tarafından size ıhbar ve tebliğ ettikleri ve edecekleri hususatı hüsni rızanızla gereği gibi icra ve tatbık eyleyiniz de bu ni’metlerden mütena’ım ve Allahın bu ihsanlarından müstefid olmasını biliniz» demek olur ki hurriyyet sultanlığının asıl kıymet ve ehemmiyyeti kendine sahib ve hukukuna malik olmanın ma’nâsı ve faidesi lâübalilik değil ınsanı cidden mes’ud edecek makasad-ü masaliha sarfı cehd için hüsni ıhtiyardır. Bu ise evvel emirde ilm-ü ırfana mütevakkıftır. Buna da her zaman ve her şahs için aklı şahsî ve tecribei ferdiyye kâfi gelmez, her şeyden evvel bir imdadı mahsusı ilâhîye ya’ni ıhbarı Enbiyaya ıhtiyac vardır. Binaenaleyh umumiyyetle hurriyyetten müstefid olabilmek için Enbiyaya iyman ve ıhbar-u irşadlarına müracaat ve itaat etmek lâzım gelir. Allah da bunları vermiştir. O halde Allahın bu ni’metlerini yad ediniz de