İnşirâh Sûresi 6. Âyet
Mekke · Cüz 30 · Sayfa 596
Vaadin Tekrarı
إِنَّ مَعَ ٱلۡعُسۡرِ يُسۡرࣰا ٦
Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Anlamı
Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
Bir nükte
Elmalılı’ya göre kolaylığın var olması, herkesin ona mutlaka ulaşacağı anlamına gelmez. Ona ulaşan, bu vaade inanıp zorluk karşısında sabreden ve göğüs geren kişidir.
Düşün
Bu vaadi kendine sesli olarak bir kez daha söyle.
Bu sade açıklama Elmalılı tefsirine dayanır; henüz bir ilim ehli tarafından gözden geçirilmedi.
Elmalılı Tefsiri
اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا – Bu da evelkini te’yid ve tekid olmakla beraber istînaf ile va’dden va’de ta’mîm halinde bir te’kiddir. Bunda «ال» istığrak için olmak ıktiza eder. Lâkin evvelki istığrak olduğuna göre bu ona işaretle ma’hud olur ve şöyle demek olur. Evet o her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Ya’ni o zorluk ıktiham edilirse o kolaylığa irilir. Çünkü kolaylığın var olmasından herkesin de mutlâka ona irmesi lâzım gelmez. O kolaylığa inanıp o zorluğa ehemmiyyet vermeyip de Allahın izniyle sabr-ü tehammül eyliyen ona irer. Netekim Velleyli de «فَاَمَّا مَنْ اَعْط ىٰ وَاتَّقٰى وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰى فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰى» buyurulmuştur. Şu halde bundan sonra da bir zorluğa tesadüf edersen onu da başka bir kolaylığın ta’kıyb edeceğini veya beraberinde bir kolaylık bulunduğunu bil, bu va’di tasdık et de o zorluktan yılma, onu da inşirahı sadr ile karşıla. Burada «مع= ma’a» «بعد= ba’de» ma’nasınadır. Zira usür ve yüsür azdaddan olduğu için ictima’ları câiz olmaz. Bir mahall üzere teakub ve tevarüd ederler. Şu kadar ki bir mahalle vürudları itibariyle maıyyet ile de mülâhaza olunabilirler. Ya’ni bir cihetten zor görünen bir şey de diğer cihetten bir kolaylık vardır. O şeyi o kolay cihetini bularak yapabilen kolaylığına irer. Her usrü bir yüsrün ta’kıyb edeceğine inanmak da o usrün yalnız sonunda değil, beraberinde de bulunan bir yüsür cihetidir. Bu itibar ile husnâyı tasdık eden ve ona göre çalışan mü’minler için her usürde iki yüsür var demektir ki bunun birine dünyevî birine uhrevî demek muvafık olur. Rivayet olunmuştur ki Resûlullah sallâllahü aleyhi vesellem bu nâzil olunca ferah ve sürur ile gülerek çıkmış «لَنْ يَغْلِبَ عُسْرٌ يُسْرَينِ» bir usür iki yüsre galebe edemez, «اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا» diyordu. Bu ma’na ekseriyyetle usrün ma’rife yüsrün nekire olmasıyle iyzah edilmiştir ki ikinci usürde ahid ma’nası mülâhazasına raci’dir. Maamafih bu daha ziyade bu âyetlerin üstündeki ve altındaki «فا» larla makabline ve maba’dine olan irtibat ve mülâzemesinden münfehimdir. Ahd ise evvelki usürde sarih veya zımnî olan istığrakın ahdi olmak ıktiza eder. Her usürle beraber yüsrün bulunabilmesini de iyzah ettiğimiz vechile münakaşasız olarak anlamak mümkindir. Ya’ni yüsrün varlığı herkes için husulünü iktiza etmez. Meselâ kâfire ölüm ve Cehennemde ne kolaylık var? gibi suâl varid olmaz. Cennet vardı amma o iyman etmedi diye cevab verilir. İstiğrak ma’nasına ve iyman şartına şu da delâlet eyler: İmam Mâlik Muvattada Zeyd ibni eslemden rivayet etmiştirki Ebu Ubeyde, Hazreti Ömer ibni Hattabe (Radiyallahü anhüma) yazmış: Rumun çokluğunu ve onlardan tehavvüfünü, endişesini anlamıştı. Hazreti Ömer de ona: Emmâ ba’dü, şu muhakkak ki mü’min bir kalbe herhangi bir şiddet inerse Allah teâlâ ona arkasından bir ferec verir ve bir usür iki yüsre galebe edemez, diye yazmıştır. Mü’min bir kalbe denilmekle iymanın muktezası olan ıtminan ve sabra da işaret vardır. Onun için sızlanan mü’minin Âhıret sevabını zayi’ etmesi de bu istığraka münafî olmaz. Bununla beraber hepsinde de hukmün umumu yine Allahın meşiyyetiyle mukayyeddir. Tevfîk ondandır. Onun için bu huküm ve va’di hem ileriye ta’mim ve tefri’ hem de Allahın lûtfüne irca’ siyakında buyuruluyor ki: