AyetSûreler

Hucurât Sûresi 9. Âyet

Medine · Cüz 26 · Sayfa 516

وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱقۡتَتَلُواْ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَاۖ فَإِنۢ بَغَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا عَلَى ٱلۡأُخۡرَىٰ فَقَٰتِلُواْ ٱلَّتِي تَبۡغِي حَتَّىٰ تَفِيٓءَ إِلَىٰٓ أَمۡرِ ٱللَّهِۚ فَإِن فَآءَتۡ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَا بِٱلۡعَدۡلِ وَأَقۡسِطُوٓاْۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ ۝٩

Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَاِنْ طَآئِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اقْتَتَلُوا ve eğer mü’minlerden iki tâife vuruşurlarsa - rivâyetlerin hulâsasına göre: Resulullah sallallahü aleyhi vesellem Sa’d ibni Ubâdenin marazında ziyaretine müteveccihen giderken, Abdullah ibni Übeyy ibni Selûle de uğraması reca edilmiş ve bir merkebe binerek uğramıştı. Abdullah ibni Übeyy «merkebin kokusu bizi rahatsız etti» demiş, mecliste hâzır bulunan Ensardan Abdullah ibni Revâha Hazretleri de «vallahi Resulullahın merkebinin kokusu senden daha hoştur» demiş, bunun üzerine Abdullah ibni Übeyyin kavmından tarafdarları kızmış, Abdullah ibni Revâha Hazretlerinin arkadaşları da kızmışlar, İbni Revâha Hazretî, İbni Übeyy Evsi olduklarından iki kabileden bir takım kimseler, silâhsız olarak elleriyle papuçlarıyle, sopalarla döğüşmeğe başlamışlar, bunun üzerine bu âyet nâzil olmuş, Resulullah kıraet buyurmuş, bu suretle barışmışlar. Fakat ibni Cerîrin ve İbni ebî hatimin Süddîden rivâyetlerine göre: Ensardan Imran namında bir zatın «Ümmü Zeyd» namında bir zevcesi vardı, kadın hısımlarını ziyaret etmek istemiş, zevci göndermemiş ve onlardan kimse gelmemek için de hanesinin ılliyyesinde (üst katında, çardağında) habseylemişti, kadın ailesine haber göndermiş, onun üzerine kavmı gelmiş oradan indirip götürmek istemişler, kocası da çıkmış kendi kavmından istiâne etmiş, binaenaleyh amcasının oğulları gelip kadın ile ailesinin aralarına girmeğe çalışmışlar, onlar da müdafea etmekle döğüşmüşler, bu âyet nâzil olmuş, Resulullah adam göndermiş barıştırmış, tarafeyn Allahın emrine rücu’ etmişler. اه. Evvelkisi birinci âyetin mazmununa daha yakındır. Calibi dikkattir ki âyette evvela «وَاِنْ طَآئِفَتَانِ» diye tesniye ile başlanıldığı halde fiılde «اِقْتَتَلَا» denilmeyip cemi’ sıygasiyle «اِقْتَتَلُوا» buyurulmuştur ki bu fark tercemede gösterilemiyor. Bunun nüktesi azdan başlıyan bir kıtalin bastırılmadığı takdirde tevessü’ edeceğini ıhtardır. Onun için فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا derhal ikisi arasını ıslâh edin - düzeltin, nasıhat ile ve şayed arada bir şübhe varsa onu izâle ile, olmadığı takdirde Allahın hukmüne da’vet ile sulh edin barıştırın فَاِنْ بَغَتْ اِحْدٰيهُمَا عَلَى الْاُخْرٰى bunun üzerine şayed birisi diğerine karşı bağyederse -

BAĞY, bigayri hakk yükselmek istiyerek teaddî etmektir. Ya’ni sulh teşebbüsü yapıldığı ve şübhe varsa

izâle edildiği halde birisi sulha yanaşmayıp behemehal haksızlıkla üste çıkmak sevdasını beslerse فَقَاتِلُوا الَّتٖى تَبْغٖى o vakıt o bağyeden tâifeye kıtâl edin حَتّٰى تَفٖٓىءَ اِلٰٓى اَمْرِ اللّٰهِ tâ ki o, Allahın emrine rücu’ edene kadar - Allahın emri «اَطٖيعُوا اللّٰهَ وَاَطٖيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى الْاَمْرِ مِنْكُمْ» mucebince hukmüdür. Râzî der ki: «تَفٖٓىءَ» işaret eder ki bu kıtâl bâğîye had gibi terki halinde de ikame olunacak bir ceza değildir. Rücu’ edinciye kadardır, def’i sail kabilindendir. Onun için fiei bağıye emre rücu’ edince kıtâl haram olur. Buyuruluyor ki فَاِنْ فَآءَتْ eğer rücu’ ederse فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ o vakıt da adâlet ile aralarını sulhedin - barıştırın, ya’ni mücerred mütâreke ile bırakmayın da Allahın şer’i mucebince haklarını gözeterek hukmedip aralarını bulun. Evvelkinde mutlak olarak «فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا» buyurulduğu halde burada «بِالْعَدْلِ» kaydi ile takyid edilmiştir. Çünkü mukateleden sonra olduğu için bunda hayf tehlikesi maznundur. Onun için bir de mecmuuna nazaran şu vechile te’kîd olunmuştur. وَاَقْسِطُوا hem - her hususta - adl-ü hakka niyyet yapın - her hak sahibine haktan nasıbini verin, bağıyden zulümden sakının اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطٖينَ çünkü Allah adâlet yapanları sever - ebû Hayyanın Bahirde beyanına göre bu âyetteki «فَاَصْلِحُوا فَقَاتِلُوا الخ» hıtabları «مَنْ لَهُ اْلَامْرُ» olan velâyet sahiblerinedir. Bu ma’nâ ibni Abbastan da rivâyet edilmiştir. Ya’ni aynen vücub, hukûmet adamlarına müteveccihtir. Zira bir kıtâle müdahale ile ıslâh yapabilmek istitâati sırf ferdî bir istitâat olarak mülâhaza edilemez, lakin her hangi bir suretle ıslâh ve kıtâl şanından olanlar hakkında farzı kifaye olmak üzere ümmetin mecmuuna hıtab olması «يَآ اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا» nidasının zâhirine daha muvafıktır. Onun için bağıy tehakkuk edince ona karşı ülül’emre yardım cihadda olduğu gibi umuma teveccüh eden bir vecîbe olur. Netekim Hâkim ve beyhekînin rivâyetlerine göre Abdullah ibni Ömer radıyallahü anhüma Hazretleri ben şu fiei bâğıyeye kıtâl etmediğimden dolayı işbu «وَاِنْ طَآئِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اقْتَتَلُوا» âyetinden nefsimde bulduğumu hiç bir şeyden bulmadım» demiştir. Bügat hakkında kütübi Fıkhiyyede bahsi mahsus vardır. «اَقْسِطُوا» emri gibi şu da bütün mü’minlere umum ifâde eder: