AyetSûreler

A'râf Sûresi 56. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 157

وَلَا تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ بَعۡدَ إِصۡلَٰحِهَا وَٱدۡعُوهُ خَوۡفࣰا وَطَمَعًاۚ إِنَّ رَحۡمَتَ ٱللَّهِ قَرِيبࣱ مِّنَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ ۝٥٦

Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O’na, korkarak ve rahmetini umarak dua edin. Muhakkak ki Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَلَا تُفْسِدُوا فِىالْاَرْضِ بَعْدَ اِصْلَاحِهَا ve Arzda ıslahından sonra ifsad yapmayınız. -Allah tealâ Arzı yaratıb nizamına koymuş, menafi’ ve mesalihınize salih bir surete ifrağ eylemiş «وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِى الْاَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فٖيهَا مَعَايِشَ» ve «وَلَكُمْ فِى الْاَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ اِلٰى حٖينٍ» medlûllerince sizi onun üzerinde temkin ve ıkdar etmiş ve bir vakta kadar onu size karargâh ve ma’iyşet ve intifaınız için bir mekân yapmış, menfeat ve mazarratınızı onun salah ve fesadına raptetmiş ve ba’dema sizi bunun ıslâh-ü ifsadından mes’ul tutmuş binaenaleyh siz istiyeceğinizi emri dairesinde Allahdan isteyiniz de Arzın ıslahından sonra üzerinde teaddi ile fesad çıkarmayınız, şirk-ü ısyana, bağy-ü udvana sapmayınız. Hedefi matlubunuz şirk değil tevhid, küfür değil iyman, ısyan değil ıtaat, ıhtilâl değil intizam, zulüm değil adil, tahrib değil ı’mar, hasılı bozmak değil yapmak, fesad değil salah olsun. İnsan muhtac olduğu her hangi bir şey’in, bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun fıkdanındaki fecaati düşünmeli, bastığı Arzın nizamı bozulub çalkalanmağa başlamasındaki dehşetin şiddetini hisab etmeli de her nevi’ ifsaddan sakınmalı, daha iyisini yapamıyacağı hiç bir şey’i bozmamalı ve her ne de tasarruf ederse bir fikri salâh ile tasarruf etmeli, faidesiz yere bir habbenin bile ifsad ve itlâfından sakınmalıdır.

Böyle yapınız وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا ve hem korku hem ümid halinde rabbınıza dua ediniz. -Korku halinde ümidi, ümid halinde korkuyu bırakmıyarak daima ikisinin noktai istivâsını gözeterek dua etmelidir. Çünkü Allah hem zülcelâl, hem zül’ikramdır. Âlemde emri ilâhî tahtinde leyl-ü nehar nasıl biribirile musabaka ederek gidiyorlarsa havf-ü ümid de öyledir. Bu iki hâleti ruhiyye insanın seyr-ü sülûkünde iki kanad gibidir. Her hangisi atılsa insan bir mürği şikestebâl gibi uçmaktan mahrum kalır. Kalb ancak bunların mütekabilen çırpınmasındaki tenasüb-ü istivâdan doğrudan doğru veçhi hakka nâzır bir istikamet alır. Duanın hüsnü de kalbin bu istikametiyledir. Böyle dua edenler dua da ihsan mertebesine irmiş muhsinînden olurlar. اِنَّ رَحْمَتَ اللّٰهِ قَرٖيبٌ مِنَ الْمُحْسِنٖينَ şüphesiz ki muhsinlere Allahın rahmeti yakındır.- Hiç bir hususta Allah muhsinlerin ecrini zayi’ etmez. Duâda muhsin olanların da dualarını kabul eder, yakında muradlarına irdirir.