AyetSûreler

A'râf Sûresi 26. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 153

يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ قَدۡ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكُمۡ لِبَاسࣰا يُوَٰرِي سَوۡءَٰتِكُمۡ وَرِيشࣰاۖ وَلِبَاسُ ٱلتَّقۡوَىٰ ذَٰلِكَ خَيۡرࣱۚ ذَٰلِكَ مِنۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ لَعَلَّهُمۡ يَذَّكَّرُونَ ۝٢٦

Ey Âdemoğulları, size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Hayırlı olan, takva elbisesidir. İşte bu(nlar), Allah’ın âyetlerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

يَا بَنٖىٓ اٰدَمَ Ey Âdem oğulları قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارٖى سَوْاٰتِكُمْ muhakkak ki biz üzerinize fena yerlerinizi örter: setri avret eder bir libas وَرٖيشًا bir de riş, ya’ni cemal ve mefharet kisvesi yâhud servet-ü refah indirdik: -Arzî Semavî, enfüsî, afâkî, ferdî, içtimaî, tabiî, sun’î esbabını halk-u ıhsan eyledik. Âdem ve Havvâ Cennette mahfuz ve mestur sâkin iken ayıbları açılarak yer yüzüne gelmiş oldukları gibi Benî Âdemden her biri de rahimi maderde «meşiyme» içinde mahfuz ve mestur olarak merzuk olub dururken çırçıplak yer yüzüne indiler. Sonra da ayıblarını örtecek veya giyinib kuşanıb süslenecek surette fakırâne veya ganiyyâne iki nevi’ libas ile tehaffuz ve tesettüre ve hattâ tecemmül-ü tezeyyüne imkân buldular. Bu miyanda وَلِبَاسُ التَّقْوٰى takvâ libası:- Hissi takvâ veya hissi takvâ ile geyim, ya’ni hissi hayâ ve haşyetullah ile giyilen ve biiznillâh maddî ma’nevî ayıbdan, fenalıktan, zarar ve mehlekeden vikaye edecek olan korunmak elbisesi yok mu ذٰلِكَ bu خَيْرٌ hayrı mutlaktır: -Nef’ı mahızdır. Elbise ni’metinden tena’um ve istifade asıl bunuladır. Zira hissi takvâsı haşyet-ü iymanı, hayâ ve ırfanı olanlar bizzarure çıplak bile kalsalar lâekall Âdem ve Havvânın yapraklarla tesettür ettikleri gibi ayb ve avretlerini setr-ü muhafaza ederler. Fakat hissi takvâsı olmıyan fâcirler ne kadar giyinseler yine kıçları açılmaktan kurtulamazlar. Çünkü bunlar elbise ni’metinin ayb ve avreti setir, harr-ü berd ve mu’ziyât ve habâis gibi esbabı marazdan tahaffuz, düşmandan tevakkı ve nihayet hüsni nazarı cezb ve sui nazarı def’edecek, hiç kimsenin ne heyecanı şehvetine ve ne galeyanı nefretine bais olmıyacak bir siymayı salâh ve sekineti edeb-ü vekar ile tecemmül gibi menafi’i hakıkıyye ve mekasıd hasenesini düşünemez, sevkı şehvet, kibr-ü nahvetle riş-ü riyaş içinde ı’lânı gurur etmek isterken bir taraftan en fena yerini açar, hatır-u hayale gelmez zarar ve vekahate düşer. Bunun için riş, libas fahr-u ihtişam dahi haddi zatında bir ni’meti ilâhiyye olmakla beraber bir çoklarının gözlerini kamaştıran cazibei zâhiriyyesine rağmen hayır ve nef’ı mahız değil, bir metaı gururdur. Asıl hayır, libası takvâdadır ki setri avret, hıfzı namus şartı evvelini teşkil eder. ذٰلِكَ Bu, -ya’ni libas indirilmek مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ Allahın âyetlerindendir: İnsanlığa olan lûtf-u ınayetine, fadl-u rahmetine delalet eden delâil ve alâimdendir. لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ Me’muldür ki bunu tezekkür ederler. Bundaki vücuhı delâleti, hikmeti rabbaniyyeyi düşünür, niam ı ilâhiyyeyi hatırlar, tanır veya mütenassıh olub çirkinliklerden sakınırlar.- Rivayet olunuyor ki cahiliyye Arablarından bir takımları ezcümle humsten olmıyan a’rab ya’ni bedevîler beyti şerifi uryan oldukları halde tavaf ederler ve içinde Allaha ısyan ettiğimiz esvablarımızla tavaf etmeyiz derlerdi. Ekseriya erkekler gündüz, kadınlar gece tavaf ederler, kadınların gündüz tavaf ettikleri de olurdu, kadın bütün siynesini ve siynesindekileri açar ve hattâ büsbütün uryan olur, ancak orasına şarab üstüne sinek konmuş gibi hafif, seyrek bir paçavra kor «tavaf ederken beni kim ta’yıb eder» der ve şu: اليوم يبدو بعضه او كله وما بدا منه فلا احله beytini söylerdi. İşte bu âyetler bu sebeble nâzil olmuştur.