AyetSûreler

A'râf Sûresi 20. Âyet

Mekke · Cüz 8 · Sayfa 152

فَوَسۡوَسَ لَهُمَا ٱلشَّيۡطَٰنُ لِيُبۡدِيَ لَهُمَا مَا وُۥرِيَ عَنۡهُمَا مِن سَوۡءَٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَىٰكُمَا رَبُّكُمَا عَنۡ هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةِ إِلَّآ أَن تَكُونَا مَلَكَيۡنِ أَوۡ تَكُونَا مِنَ ٱلۡخَٰلِدِينَ ۝٢٠

Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَاوُرِىَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْاٰتِهِمَا Şeytan kendilerinden örtülüb gizlenen kötü yerlerini meydana çıkarmak: Avret mahallerini açmak için ikisine de bir vesvese verdi. -Âdem ve Havvâ bu lâhzaya kadar hıklatlerinde kendilerini utandıracak ve tiksindirecek çirkin pis şeylere mahalli sudur ve zuhur olacak kötü yerlerini ne kendilerinden ne de birbirlerinden görmüyorlar ve hattâ bilmiyorlardı. Settarül’uyub olan hâlık tealâ evvel emirde onu setretmiş kendilerinden gizlemiş idi. Bir rivayete göre bir nur ile nazarlarından mestur idi, diğer bir rivayette de tırnak kabilinden bir örtü ile mestur idi. Anlaşılıyor ki insan ne kadar yüksek olursa olsun bilkuvve ayıbdan hâli değildir, Ve hılkatinin bütün kuvveleri şöyle dursun bilfiıl muhtevi olduğu ezcasına bile temamen vakıf olamaz. Bu suretle hılkati beşer iyiye de kötüye de müstaiddir. Ve bu isti’dadın inkişafı halktan sonra Allahın emr-ü nehyiyle ta’yin ve tahdid buyurduğu hududı fa’aliyyete derecei rivayetiyle mütenasibdir. Binaenaleyh evveli hılkat, haddi emrile mütenasib olduğundan fıtrat, ahseni takvim üzerine olmakla beraber kuvvei iradiyyenin mertebei zuhurundan ı’tibaren muhalefeti emir, hayyizi imkânda bulunduğundan o ahseni takvimin zımnında bir de efseli safilîne sukut kabiliyyeti mündericdir ki işte din ve emri ilâhî insanlığı bu sukuttan muhafazaya müteveccih olduğu gibi azmi Şeytan da bu insanlarda o ayıbların ızhariyle bu sukuta tevcih etmektir. Ve bunun için fıtrati ûlâ mucebince Cennette olan Âdem ve Havvâya mestur olan ayıb yerlerini açmak için bir vesvese vermiştir.

VESVESE aslı luğatte hışırtı, fışırtı, fısıltı gibi savti hafiy demektir. Bu münasebetle gönülde tevali ve

tekerrür eden gizli söze vesvese ve bir nefse böyle bir söz ilka etmeğe de vesvese vermek ta’bir olunur. Şeytan, Âdeme ve Havvâya böyle bir vesvese verdi وَقَالَ ve dedi ki مَانَهٰيكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هٰذِهِ الشَّجَرَةِ اِلَّآ اَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ اَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدٖينَ rabbınız sizi bu şecereden başka bir sebeble değil, ancak iki Melek olacağınızdan veya muhalled kalacağınızdan dolayı nehyetti: Ya’ni bundan yerseniz ya yemek içmek ıhtiyacından Melekler gibi müstağni olursunuz, yahud ölüm yüzü görmez müebbed kalırsınız diye bir taraftan onları Âdeme secde ile me’mur olan Meleklere imrendirmek, bir taraftan da sebebi maddînin takdiri ilâhîyi tağyir edebileceği şüphesile herçibâdâbad bir hulûd ve baka sevdasına düşürmek istedi. Burada meşhur bir suâl vardır. Şeytan Cennetten ıhrac ve tard edilmiş olduğu halde Cennetteki Âdem ve Havvaya nasıl vesvese verebilmiştir. Buna karşı bir hayye vasıtasiyle girdi diye bir kıssa nakli şöhret bulmuş ise de bunu eazımı müfessirîn rekik addetmişler ve başlıca üç veçhile cevab vermişlerdir:

1- Haseni Basrî Hazretleri demiştir ki Allah tealânın vermiş olduğu bir kuvvet ile yerden Semaya veya Cennete vesvese iysal edebilmiştir. Bu ma’nâya göre «hayye» ta’birinin beşer için yılan gibi zehirnâk bir kuvvei hayatiyyeden kinaye olması söylenebilir.

2- Ebûmüslimi Isfehanî bu Cennetin Arz Cennetlerinden biri olduğuna kail olduğu için Âdem ve İblis ikisi de Cennette idi demiş, lâkin bunun suâle muntabık olmadığı zâhirdir.

3- Diğer bir takım müfessirîn de demişlerdir ki Âdem ve Havva ba’zan Cennetin kapısına yakın gelirler, İblis de haricden gözetir yaklaşırdı, vesvese bu suretle hasıl oldu. Her halde âyetlerin delâletine nazaran İblisin tard ve ıhracı cihatı erbaadan ilkai vesvese imkânını selbeder bir surette olmadığı anlaşılıyor. Bunun için vesveseye imkân bulub o maksadla öyle yaptı