Zümer Sûresi 67. Âyet
Mekke · Cüz 24 · Sayfa 465
وَمَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦ وَٱلۡأَرۡضُ جَمِيعࣰا قَبۡضَتُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُ مَطۡوِيَّـٰتُۢ بِيَمِينِهِۦۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ٦٧
Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki bütün yer kıyamet günü O’nun avucundadır. Gökler de kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve çok yüksektir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَالْاَرْضُ جَمٖيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمٖينِهٖ Arz bir kabzası Kıyamet günü, Semalar da yemîniyle dürülmüşlerdir. - Zemahşerî, Beyzavî, Ebüssüud gibi belâgatte mümtaz olan müfessirler diyorlar ki: bu kavli celîl, Allah tealânın gayet azametine ve kudretinin kemaline ve zihinlerin hayret ettiği büyük fiıller onun kudretine nisbet edilince çok küçük ve hakır kalacağına bir tenbih ve âlemi yıkıvermek ona göre pek kolay bir şey olduğunu temsil ve tahyil tarikıyle bir ifâdedir ki kabza ve yemin kelimelerinin hakikat veya mecaz olmaları ciheti mülâhaza edilmeksizin = «شَابَتْ لِمَّةُ اللَّيْلِ» gecenin zülfüne kır düştü» terkibi gibi hey’eti mecmuasiyle bir tasvirdir. Diğer ba’zıları da demişlerdir ki kelâmdan asl olan hakıkattir, fakat hakıkatin müteazzir olduğuna bir delîl bulununca da mecazı sarfı vâcib olur. Kabza ve yemîn kelimeleri carihada hakıkattir, Allah tealâ a’za ve cevarihin sübutü mümteni’ bulunduğuna da delîli aklî vardır, o halde mecaze hamli vâcibdir. Zira fülân fülânın kabzasında (avucunda) dır denilir. Onun tedbir ve teshıri altında demektir. «وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ» de de murad kendilerinin milki olmaktır. Şu hâne fülânın yedinde, fülânın kabzında, ve fülânın kabzasına geçti derler ki hâlıs milki olduğunu söylemek isterler, hem bunlar müsta’mel ve meşhur mecazlardır. İbni Atıyye de demiştir ki kabza kudretten ıbarettir. اه. Dilimizde dahi pek çok kullanılan kabza kelimesi esasında kabızdan masdar binâi merredir. Bir kabız, bir sıkma veya bir tutma demektir. Avucla tutulan mıkdara dahi kafın zammiyle kubza, tutam veya sıkım denildiği gibi kafın fethiyle kabza da denilir. Demek ki kabza bir sıkım, bir tutam veya bir avuç ma’nâlarına olabiliyor. Burada bir sıkım diye ifâde edilmek Kıyametin tazyıkını anlatmak ı’tibariyle daha vazıh olur.
YEMİN, sağ demektir. Kuvvet ve kasem ma’nâlarına da gelir. Burada kuvvet veya kasem demek
olabileceği de söylenmiştir. «يَوْمَ نَطْوِى السَّمَآءَ كَطَىِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ» mantukunca Semayı dürmeğe ahdetmiş olduğu için tahkık ı’tibariyle bu ma’nâ dahi doğru ise de evvelki ma’nâ ile kuvvet ve kudretin tasvir ve temsili daha kuvvetli daha azametli bir ma’nâ ifâde ettiğini ıhtara hacet yoktur. Sahihi Müslimde Hazreti Aişeden rivayet olunduğuna göre Arz ve Semâvatın bu kabz-u tayyi sırasında insanların nerede olacağı Resulullahdan sual olunmuş «Sırat üzerinde» buyurulmuştur. Kıyameti tasvir için de buyuruluyor ki