Zuhruf Sûresi 1. Âyet
Mekke · Cüz 25 · Sayfa 489
حمٓ ١
Hâ, mîm
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 1–14. âyetleri birlikte ele alır.
2. وَالْكِتَابِ الْمُبٖينِ o kitabı mübîn hakkı için «حٰمٓ» de kasem ma’nası bulunduğuna göre «واو» atf, olmadığına göre kasem içindir, o kitabı mübîn, Allah yolunu ap açık gösterir bir nur olan o parlak kitab, ya’ni Kur’an. Kur’anın şanına beyan ederken yine Kur’ana beyan vasfile yemîn edilmesi onun kendini tanıttırmak için başka delîle muhtac olmayıp bizatihi beyyin olan bir nur olduğunu ifade içindir. Ayni zamanda ona yemîn edilmesi hakkına ta’zîm emrini istilzam ettiğinden mealde bu lazım ma’nâyı gösterdik. 4. اُمِّ الْكِتَابِ kitabın aslı, ana kitab, ya’ni Lavhı mahfuz yâhud onun dahi aslı olan ılmullah. لَعَلِىٌّ her halde çok yüksek - indirilmiş olan kitabların hepsinden yüksek حَكٖيمٌ çok hikmetli veya çok hâkim yâhud çok muhkem 5. اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا ya şimdi sizden o zikri bir yana mı atacağız اَنْ كُنْتُمْ قَوْمًا مُسْرِفٖينَ müsrif bir kavm olduğunuz için? - Ya’ni küfürde haksızlıkta musırr, cinayette ileri gitmeyi adet etmiş müşrikler olduğunuz için Peygambere bir zararınız dokunur diye çekinip de size va’z-u ıhtarda bulunmaktan, bir tezkir olan o kitabı indirmekten vaz geçeceğiz, halinize bırakıvereceğiz mi zannediyorsunuz? 6. وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِىٍّ فِى الْاَوَّلٖينَ halbuki evvelkilerde, ya’ni sizler daha müsrif, daha sert olan evvelki kavmler içinde biz ne kadar Peygamberler gönderdik 7. وَمَا يَاْتٖيهِمْ الخ evvelkilerin de israfını beyandır. Netîce 8. yumruğu onlardan, yan’i o müsrif kavmden daha şiddetli olanları helâk ettik - burada «مِنْهُمْ» zamîri, evvelîne değil muhatab olan kavma raci’dir. Onun için zâhirin muktezası «مِنْكُمْ» denilmek idi. Lâkin bunda Peygambere de bir iyham ihtimaline mebni hıtabtan gıyaba geçilerek kelam, iltifat suretinde yalnız Peygambere tevcih olunmuştur ve bu suretle ona bir tekrimi mahsus ile tesliye yapılmıştır. Nasıl helâk edildi denilirse وَمَضٰى مَثَلُ الْاَوَّلٖينَ ve evvelkilerin meseli geçti - nasıl helâk edildiklerine dair mesel haline gelmiş, acîb kıssaları Kur’anda geçti. Yukarılarda zikrolundu ya Muhammed! 9. وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ الخ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزٖيزُ الْعَلٖيمُ – Ya’ni Allahın yarattığını ı’tiraf ederler, bu ise onun ızzetini, ılmini ve daha zikrolunan vasıflarını istilzam eyler. 10. اَلَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ الخ – bu tavsıfler Allah teala tarafından tavzıhtır. Böyle olduğuna karîne olmak üzere gıyabdan tekellüme iltifat ile şöyle buyuruluyor: 11. فَاَنْشَرْنَا بِهٖ بَلْدَةً مَيْتًا onunla ölü bir beldeye nüşur, ya’ni yeniden hayat verdik كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ve işte siz de böyle çıkarılacaksınız - bir ruh olan bu Kur’an ile siz de yep yeni bir hayata çıkarılacaksınız, yâhud kabirlerden çıkarılacaksınız. Bunu yapan ızzet ve kudret bunu da yapar. 12. وَالَّذٖى خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا – Burada ezvac, eşyanın enva’ ve esnafı veya alel’umum mütekabilât ile tefsir edilmiş. Razînin naklettiği vechile ba’zı muhakkıkîn demiştir ki Allahın masivası hep çifttir, yalnız Hak tealâ zıdd-ü misilden münezzeh ferddir. Şu da vâridi hatır olur ki her şey sureti zihniyye ve hariciyyesi i’tibariyle çifttir. Yalnız Hak tealâ, sureti zihniyye ile tahdid olunamaz. Onun kendisine ılmi de husuli suret ile değil, huzurîdir. O her şey değil, leyse kemislihi şey olarak vahiddir. 13. وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذٖى سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنٖينَ – Rivayet olunur ki Resuli ekrem sallallahü aleyhi vesellem ayağını özengiye koyduğu zaman «بِسْمِ اللّٰهِ» der, hayvanın üzerine doğrulduğunda «اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلٰى كُلِّ حَالٍ سُبْحَانَ الَّذٖى سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنٖينَ وَاِنَّآ اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ» der ve üç tekbîr alır, üç de tehlil. Yine rivayet olunmuştur ki Resulullah sallallahü aleyhi vesellem sefere çıkacağı vakıt rahilesine bindiğinde üç tekbîr alır, sonra «سُبْحَانَ الَّذٖى سَخَّرَ لَنَا هٰذَا» der sonra da şöyle duâ ederdi: «اَللّٰهُمَّ اِنِّى اَسْئَلُكَ فِى سَفَرِى هٰذَا الْبِرَّ وَالتَّقْوَى وَمِنَ الْعَمَلِ مَا تَرْضٰى اَللّٰهُمَّ هَوِّنْ عَلَيْنَا السَّفَرَ وَاطْوِعَنَّا بُعْدَ اْلَارْضِ اَللّٰهُمَّ اَنْتَ الصَّاحِبُ فِى السَّفَرِ وَالْخَلِيفَةُ عَلَى اْلَاهْلِ اَللّٰهُمَّ اصْحَبْنَا فِى سَفَرِنَا وَاخْلُفْنَا فِى اَهْلِنَا» sonra da ehline avdet ettiği zaman «اٰيِبُونَ تَائِبُونَ لِرَبِّنَا حَامِدُونَ» derdi. 14. وَاِنَّآ اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ Ve her halde biz rabbımıza döneceğiz - bütün inkılâbatımız, dönüp dolaşmamız ona doğrudur, nihayet ona varacağız. Bu âyet de «اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنّآَ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ» mazmunu üzere islâmın en büyük gayesini, en büyük ruhunu, en büyük tesellisini ifade eder. Bu burada şu nükteyi iş’ar ediyor ki bir binide binen bir kimse yolculuğun bir inkılab olduğunu düşünmeli, ondan da asıl büyük yolculuğu Allaha olan seyr-ü inkılâbı düşünmeli de o mülâhazaya göre hareket etmeli. Bunun netîcesi ise rükûbunun mahza bir emri meşru’ için olmasıdır. 15. وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهٖ جُزْءًا Öyle iken tuttular da ona kullarından bir cüz tasladılar - bu âyet yukarıdaki «وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ» âyetine bakıyor. Allah bütün Semavât ve Arzın halikı olduğunu ıkrar ve i’tiraf ederlerken tenakuza bak ki bir de tutarlar Allaha kullarından bir cüz yaparlar. Burada bir kaç ma’nâ vardır. Evvelâ hulûlü ibtaldir. Çünkü Hulûliyye Allahı kullarından bir cüz yapmış olur. İkincisi veled isnad edenleri zemdir. Çünkü çocuk babasının cüz’ünden hasıl olduğu için onun cüz’üdür. Üçüncüsü müşrikler her ma’buda bir hıssa vermekle Allaha kullarının küllünü değil, yalnız bir cüz’ünü tanımış, yalnız bir hıssa vermiş oluyorlar. Diğer hıssalar diğer taptıklarının sayılmış olur اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُبٖينٌ çünkü insan çok nankördür, ap açık - zira küfür ve şirk nankörlüğün en açığıdır. Allahın hepsini halık olduğu ma’lûm iken sonra dönüp halikı mahlûktan veya mahlûki halıktan cüz yapmak yâhud halikın mahlûkunu temamen kendinin saymayıp şirk koşmak ap açık küfür ve küfrandır. ١٦ اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَنٖينَ ١٧ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظٖيمٌ ١٨ اَوَمَنْ يُنَشَّؤُا فِى الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِى الْخِصَامِ غَيْرُ مُبٖينٍ ١٩ وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذٖينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًا اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْئَلُونَ ٢ وَقَالُوا لَوْ شَآءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْ مَالَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ ٢١ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِهٖ فَهُمْ بِهٖ مُسْتَمْسِكُونَ ٢٢ بَلْ قَالُوٓا اِنَّا وَجَدْنَآ اٰبَآءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ٢٣ وَكَذٰلِكَ مَآ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فٖى قَرْيَةٍ مِنْ نَذٖيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَآ اِنَّا وَجَدْنَآ اٰبَآءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ ٢٤ قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَآءَ كُمْ قَالُوٓا اِنَّا بِمَآ اُرْسِلْتُمْ بِهٖ كَافِرُونَ ٢٥ فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبٖينَ
Meali Şerifi