AyetSûreler

Yûnus Sûresi 33. Âyet

Mekke · Cüz 11 · Sayfa 212

كَذَٰلِكَ حَقَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ فَسَقُوٓاْ أَنَّهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ ۝٣٣

Hak dinden çıkmış fasıklara Rabbinin kelimesi şöyle gerçekleşti: Onlar artık imana gelmezler

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

كَذٰلِكَ Böyle - ya’ni Allahın rububiyyeti hak, haktan sonrası dalâl ve onların haktan dalâle masruf bulunduğu hakıkaten sabit ve mütehakkık velhasıl bütün bu beyan ve isbat, bu kelimatı hak, hakk olduğu gibi حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذٖينَ فَسَقُوٓا fıskı tekarrür etmiş olanlar üzerine - küfürde temmerüd etmiş, küfr-ü inkârın son haddine çıkmış, yalnız fıskı amelî değil fıskı fikrî ile de fasık olmuş, meselâ balâda sorulan suallerin cevabında «Allah» demiyecek bir halde inkâr vadîlerine düşmüş bulunanlar aleyhine - rabbın hak tealânın kelimesi ya’ni şu kelâmı, şu hukmü hakkolmuştur: اَنَّهُمْ لَايُؤْمِنُونَ muhakkak ki onlar iyman etmezler - o fasıklar haktan böyle masruf, iymandan böyle mahrum ve bütün iymansızlık seyyiatına ve netaicine mahkûmdurlar. Bunların ekserisi fısk-u dalâli tervic eden bir takım zununı felsefiyye ile vücudı ilâhî delâiline mekr-ü hiyle yapmağa uğraşan, mütefelsif münkirler olmak hasebiyle bu noktada bütün zununı felsefiyyeyi hedmedecek surette tevhidi hakkı isbat ve takrir için Ilmi hıkmette biri mebhasi vücudun diğeri mebhasi ma’rifetin esasını teşkil eden ılliyet ve idraki hak mes’elelerini vaz-u hall ile bilhassa bunların künhünde mütecelli vücudı barî ve tevhidi ilâhî delillerini gayet dakik ve son derece şumullü ve bahusus feylesofları en ziyade şaşırtan cesed ve ruh, madde ve suret, zihin ve haric, nefis ve âfak « süje ve obje » ikiliklerine dayanan ve Indîlik ve reybîlik şüphelerini kökünden hall-ü kat’edecek surette beyyin ve kat’î ve ayni zamanda havassı hukemayi irşad edecek olan bir çok inceliklerile beraber zati mes’eleyi mertebei akl-ü idrâklerine göre umuma vazıh bir nazarla telâkkı ettirecek derecede sâde ve açık ve eblağ iki âyetle tenvir ve enva’ı şirkin hepsini redd-ü ibtal ile buyuruluyor ki: 1-: ٣٤ قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَآئِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ ٣٥ قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَآئِكُمْ مَنْ يَهْدٖٓى اِلَى الْحَقِّ قُلِ اللّٰهُ يَهْدٖى لِلْحَقِّ اَفَمَنْ يَهْدٖىٓ اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّٖٓى اِلَّآ اَنْ يُهْدٰى فَمَالَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ٣٦ وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّ ا اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنٖى مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

Meali Şerifi