AyetSûreler

Yûnus Sûresi 3. Âyet

Mekke · Cüz 11 · Sayfa 208

إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَۖ مَا مِن شَفِيعٍ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ إِذۡنِهِۦۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ فَٱعۡبُدُوهُۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ ۝٣

Rabbiniz o Allah’dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِنَّ رَبَّكُمُ Her halde rabbınız - ya’ni sizden bir racülü size inzar ve tebşir vahyile Resul göndermesine taacüb ettiğiniz, kitabı hakîmine sihir dediğiniz maliki emriniz اللّٰهُ الَّذٖى o Allahdır ki خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖى سِتَّةِ اَيَّامٍ Semavat-ü Arzı altı günde halk etti. - (Sûrei «A’raf» ta buna dair izahat geçmişti bak). Bu Gökler ve Yer yok iken onları, yukarı aşağı bütün usuli kâinatı öyle seri’ bir tedric ile yarattıktan başka ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ sonra da Arş üzerine istiva eyledi - bütün bu kâinat memleketini tahti hukmünde tutarak hepsi üzerinde bütün ecram ve eflâkin, ecsam ve ervahın ve bütün tahtların, saltanatların, kudretlerin fevkında icrayı huküm ve saltanata başladı. Ya’ni يُدَبِّرُ الْاَمْرَ emri tedbir ediyor. - Arşından Arzına varıncaya kadar cüz’î küllî bütün şüunı kâinatın emri melekûtunu tedbir ve idare etmektedir.

TEDBİR, bir işin iyi bir surette vakî’ olması için ardını ve akıbetini, önünü, sonunu gözeterek takdir ve

idaresi demektir ki burada murad, bütün umurun mebadi ve avakıbini ta’yin eden hukm-ü takdiri haktır. O öyle bir rabbı mütealdir ki مَا مِنْ شَفٖيعٍ ona karşı hiç şefi’ yok: - Onun işine karışacak, emr-ü tedbirine müdâhale edebilecek bir şerik-ü nazır şöyle dursun onun huzurunda bir kimse için kendiliğinden şefaat edebilecek hiç bir şefaatçi bile yok, hiç bir zaman yoktur. اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِهٖ ancak onun izninden sonra - ya’ni ancak o vakıt şefaat eden bulunabilir. Sûrei « Nebe’ » de «يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفّاً لَايَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَابًا» buyurulduğu üzere Allah tealânın hıkmeti rahmetine mübtenî olan izni de ancak şefiin sıdk-u savabdan başka bir şey söylemiyen güzîde ahyardan ve şefaat olunanın şefaate lâyık olanlardan bulunduğu takdirde melhuz olabilecektir ki bu liyakatin ilk şartı iymandır. Onun huzurunda mü’minlere bir «kademi sıdk» tebşiri ve o inzar ve tebşir emriyle o erkeğe bu kitabı hakîmin vahyolunması bu izin ve sıdk ile alâkadardır. Yoksa kimin haddine düşmüş ki ona takarrub edebilsin, kimin haddine düşmüş ki onun hukmüne mahkûm olmasın.

ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ İşte rabbınız Allah odur. - Böyle şerîk-ü nazıri yok bir azîmi zül’celâldir. فَاعْبُدُوهُ Binaenaleyh ona ibadet ediniz - ya’ni onu tevhid ile ma’bud bilerek cemadat ve suretler şöyle dursun ne bir Melek ne bir Nebiyyi bile şerîk koşmıyarak münzelâtına iyman edip kemali ta’zım ile kulluk ediniz اَفَلَا تَذَكَّرُونَ artık tezekkür etmezmisiniz? - Bu hakıkatleri bilip rabbınızın bu azamet ve saltanatını, bu celâli kibriyasını hatırınıza getirip bir düşünmezmisiniz? Aklınızı başınıza alıp da haddinizi bilmezmisiniz?