Yûnus Sûresi 18. Âyet
Mekke · Cüz 11 · Sayfa 210
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمۡ وَلَا يَنفَعُهُمۡ وَيَقُولُونَ هَـٰٓؤُلَآءِ شُفَعَـٰٓؤُنَا عِندَ ٱللَّهِۚ قُلۡ أَتُنَبِّـُٔونَ ٱللَّهَ بِمَا لَا يَعۡلَمُ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ ١٨
Allah’ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve "Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki, "Siz Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ ve Allahı bırakırlar da kendilerine ne zarar ve ne menfaat vermiyecek şeylere taparlar - âciz suver-ü esnamdan, nusub ve evsandan meded umar tesellî beklerler وَيَقُولُونَ هٰٓؤُلَآءِ شُفَعَآؤُنَا عِنْدَ اللّٰهِ ve « bunlar Allahın yanında bizim şefaatçilerimizdir » derler - Sûrei «En’am» ın tefsirinde kıssai İbrahimde putperestliğin menşei hakkında bahis geçmişti. Burada da denilmiştir ki:
1 - Bunlar her bir ıklim için Semavî ervahtan birer ruhi muayyen vardır diye itikad ediyorlardı ve binaenaleyh asnamdan o ruha mahsus bir sanem ta’yin edib ona tapıyorlar ve puta tapmaktan maksadları o ruha teabbüd oluyordu.
2 - Kevakibe teabbüd ediyorlardı ve binaenaleyh onlara mahsus sanemler vaz’ederek tapıyorlar ve maksadları kevakibe teabbüd oluyordu.
3 - Putlara muayyen ba’zı tılsımlar vaz’ediyorlar ve onlarda bir takım esrarı acibe ve nefîse tehayyül ederek onlara tapıyorlardı. 4 - Büyük saydıkları kimselerin suretlerini yapıyorlar ve bu timsallere hurmet ve teabbüd etmekle o ekâbirin ındallah kendilerine şefaat edeceklerini zu’mediyorlardı. İşte bütün putperestlik felsefesi bu dört surrette telhıs olunabilir. Maamafih âyetin mazmunu daha veciz ve daha şumullüdür. Bütün şirkin ve putperestliğin kökü doğrudan doğruya likaullahı ümid edememek ve ma’budı hakka karşı kizb-ü hayalden menfaat ve teselli beklemektir. Taif ahalisi «Ellât» namındaki puta, Mekke ahalisi «Uzzâ, Menât, Hübel, İsaf, Nâile» nam putlara taparlardı, Peygamberin yevmi kıyametle inzarına karşı taifli esatırcı şâir ve feylesof Nadr İbni Hârisin «kıyamet günü olduğu vakıt Ellât bana şefaat eder» dediği de mervidir.
قُلْ Ey Resuli hak - sen onlara kesdirme cevab olarak - de ki اَتُنَبِّؤُنَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِىالْاَرْضِ Allaha ne Göklerde ve ne yerde ılmi taallûk etmez bir nesnemi haber veriyorsunuz? Allâmülguyub olan Allah tealânın ılmi taallûk etmemek vücud ve imkânın selbi demek olduğundan bu ifadede «putlar ındallah bizim şefaatçilerimizdir» sözünün vaki’de hiç aslı olmıyan ve olmak ıhtimali bulunmıyan bir yalan ile Allaha karşı iftira olduğunu gayet acı bir tehekküm ve takri’ ile tefhim ve tebkit vardır. Gûya putlar, Allahın ındinde onlara şefaat edecekmiş de Allahın haberi yokmuş!...Hâşa sümme hâşa!... سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ Allah onların işrakinden münezzeh ve mütealidir.