Yâsîn Sûresi 72. Âyet
Mekke · Cüz 23 · Sayfa 445
وَذَلَّلۡنَٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡهَا رَكُوبُهُمۡ وَمِنۡهَا يَأۡكُلُونَ ٧٢
Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 68–83. âyetleri birlikte ele alır.
68. وَمَنْ نُعَمِّرْهُ Maamafih her kimi de muammer ediyorsak - gençlik çağında almayıp uzun ömür ile yaşatıyorsak نُنَكِّسْهُ فِى الْخَلْقِ hılkatte tepesi üstü dikiyoruz. - Ya’ni bidayettekinin, gençliğin aksine olarak günden güne kuvvetten düşürüp za’fını artırıyor, ölüme doğru götürüyoruz اَفَلَا يَعْقِلُونَ hâlâ akıllanmıyacaklar mı? - Bunu yapan kudretin daha evvel o tams-ü meshı de yapabileceğini anlayıp da doğru yolu tutmıyacaklar mı? 69. وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ biz ona, ya’ni Peygambere şiır öğretmedik - bu söylenenleri bir şiır saymamalıdır. Kur’anın ne lâfzan ne de ma’nen şiır olmadığı açıktır. Bir kerre Kur’anın nazmında şiır nazmının vezn-ü kafiyesi yoktur. Ma’nâ bakımından ise şiır, hakıkat olup olmadığı aranmaksızın hoşlandırmak veya tiksindirmek, coşturmak veya küstürmek gibi hisleri gıcıklayan muhayyel kuruntulara, vehmî kıyaslara, hissiyyat oyunlarına raci’dir. Kur’an ise hakkın sıratı müstekımine irşad eden hikem ve ahkâm ile ırfan nuru, iykan rehberi bir yadigârı ilâhîdir. Fakat kâfirlerin bir çokları onu bir şiır gibi mülâhaza etmek ve ettirmekte ısrar ettikleri ve bu suretle Peygamberi bir şâir gibi tanıttırmak istedikleri cihetle buyuruyor: biz ona şiır öğretmedik وَمَا يَنْبَغٖى لَهُ hem o, ona yaraşmaz da - zira «وَالشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُنَ» dur. Ne makamı risalete şâirlik yaraşır, ne de Kur’anı şiır demek اِنْ هُوَ o Kur’an başka değil اِلَّا ذِكْرٌ ancak bir zikir - mahzâ Allah tarafından bir va’z-u irşad وَقُرْاٰنٌ مُبٖينٌ ve bir Kur’anı mübîndir. - Ibadetlerde ve ıbadethanelerde okunacak kelâmullahtır. 70. لِيُنْذِرَ مَنْ كَانَ حَيًّا hayatı, ya’ni aklı, duygusu olanı inzar edip gafletten uyandırmak وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرٖينَ küfürde ısrar ile kâfirlik edenler aleyhine kavil hakk olmak için - bundan evvel ekserisine olduğu gibi azâb ile hukm vâcib olmak için. 71. اَوَ لَمْ يَرَوْا şunu da mı görmediler. O gafiller ki uyanmıyorlar? اَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ اَيْدٖينَآ اَنْعَامًا biz kendileri için ellerimizin ı’mal ettiği şeylerden, ya’ni başka hiç bir san’atin dahli olmayıp doğrudan doğru kendimizin ihdas eylediğimiz ni’metlerden en’am, yumuşak hayvanlar yarattık ilh... - Bu ıhtarda bir çok cihetten incelikler vardır ki bunu tefsirden ziyade okuyanların zevkı takdir edecektir.
77. اَوَ لَمْ يَرَ الْاِنْسَانُ الخ – Rivayet olunuyor ki übeyy ibni half Hazreti Peygamber sallâllahü aleyhi vesellemin huzuruna bir çürümüş kemikle gelmiş, onu eliyle ufalıyarak «Allah bunu böyle çürüdükten sonra diriltir der misin?» demiş «evet, seni de ba’seder ve ateşe kor» buyurmuş ve bu âyet bu sebeble nâzil olmuştur. 79. وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلٖيمٌ ve o halkın hepsine alîmdir. Ya’ni her mahlûku bütün tafsılâtıyle, her birinin toplanan ve dağılan bütün eczası, usul-ü füruu, evzaı, ahvali keyfiyyat ve kemmiyyatı, her türlü hususıyyatıyle bilir, ve her halkı, yaratmanın her türlüsünü bilir, maddeli maddesiz, aletli aletsiz, örnekli örneksiz, gerek ilkin gerek sonra her nev’ini bilir. Bütün mes’ele bundan ıbarettir. 80. اَلَّذٖى جَعَلَ لَكُمْ مِنَ الشَّجَرِ الْاَخْضَرِ نَارًا o ki size yeşil ağaçtan bir ateş yaptı - meşhur olan bu ağaç merh ile afar denilen iki ağaçtır ki ikisi de yemyeşil suları damlarken merh çakmak makamında afare sürtülmek suretiyle ateş çıkarılır, bedevîlerce ma’lûmdur. Bunun birini erkek birini dişi menzilesinde de farzetmişlerdir. Maamafih «فِى كُلِّ شَجَرٍ نَارٌ وَاسْتَمْجَدَ الْمَرْخُ وَالْعَفَارُ» her ağaçta ateş vardır, fakat merh ile afar bol buluştur.» diye bir mesel vardır. Bu haysiyyetle ba’zı müfessirler demişlerdir ki ağaçtan murad cinstir. Merh ve afar temsil tarıkıyle zikrolunmuştur. Ancak burada şayanı dikkat olan nokta şudur ki bununla maksud ağaçtaki odun veya kömürü göstermek değil, delk-ü temass ile yeşil ağaçtan zuhure gelen hararet ve iştiali anlatmaktır. Bu ise şimdi bildiğimize göre bir elektirik hâdisesidir. Demek ki bu suretle âyet elektiriğe işaret etmiş ve bu işaretten «كن» emrini anlamağa zihinleri takrib için bir misal de verilmiş oluyor. فَاِذَآ اَنْتُمْ مِنْهُ تُوقِدُونَ yapmış da siz ondan çakıp çakıp hemen tutuşturuyorsunuz. - Ya’ni bil’fiıl tecribe ile ma’lûmunuz olan şübhesiz bir ateş. Demek ki mücerred akli nazarî ile bilinemiyecek hakıkatler tecribe ile münkeşif olur. 81. اَوَ لَيْسَ الَّذٖى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِقَادِرٍ عَلٰٓى اَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ hem o Gökleri ve Yeri, ya’ni bütün şu âlemi yaratmış olan Allah, onların mislini, onlar gibisini, ya’ni o çürümüş insanlar gibi küçüğünü hattâ bütün o âlemin mislini diğer bir neş’et ile yine yaratmağa kadir değil midir? بَلٰى Evet kadirdir وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلٖيمُ ve o, öyle hallâk, öyle alîmdir. 82. اِنَّمَآ اَمْرُهُٓ اِذَآ اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ onun emri, bir şey’i murad edince ona sâde «ol!» demektir, o oluverir. 83. فَسُبْحَانَ الَّذٖى بِيَدِهٖ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ O halde tesbiyh ona: her şey’in melekûtu yedinde bulunan, her şeyde dilediği gibi tasarruf eden sübhane وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ hep de döndürülüp ona götürüleceksiniz. - Ona sahib «يس» gibi koşa koşa iyman ve islâm ile birrıza rücu’ ederek mazheri gufran ve ikram olmak istemiyenler de akıbet kerhen irca’ olunacak, yakalanıp onun huzurı celâline götürülecek, hisabı görülüp cezası verilecektir.
İbni Abbas Hazretlerinden merviydir ki: «يس» hakkında rivayet olunan fazıletlerin niçin ona mahsus olduğunu bilmiyordum, bu âyet imiş. Melekût, yukarılarda da geçtiği üzere mülkün mubalega sıgasıdır ki tam bir hâkimiyyetle saltanatın esrarı idaresi demektir.
Şimdi bu melekût ve ircaa bir tavzıh olmak üzere vessaffati sûresi başlıyor.