Yâsîn Sûresi 35. Âyet
Mekke · Cüz 23 · Sayfa 442
لِيَأۡكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ ٣٥
(Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
لِيَاْكُلُوا مِنْ ثَمَرِهٖ ki onun mahsulünden, Allahın verdiği meyvesinden hasılâtından وَمَا عَمِلَتْهُ اَيْدٖيهِمْ ve ellerinin yaptığı şirası, pekmezi ve teferrüatı gibi ma’mulâtından yesinler, intifa’ etsinler diye - bu ma’nâya göre «مِنْ ثَمَرِهٖ» de «لا» vardır vakfolunmaz. Maamafih burada «ما» nın nâfiye olması da tecviz edilmiştir. Buna göre «مِنْ ثَمَرِهٖ» de vakıf caiz «ج» olup ma’nâ şöyle olur: mahsulünden yesinler, onu onların elleri yapmadı, ya’ni o bağlara bakmaları ve suyu, çapası gibi işlerine çalışmaları ıktiza ederse de intifa’ edecekleri o mahsul onların sun’u değil, Allahın vergisidir. اَفَلَا يَشْكُرُونَ hâlâ şükretmîyecekler mi? - Şirk ve küfrândan vaz geçip tevhid-ü iyman ile ıbadet ve kulluk etmiyecekler mi?
Abdülkadiri geylânî kuddise sirrüh Fütuhul’gaybde der ki: şükür, ya lisan veya kalb veya cevarih ile olur: lisan ile şükür, ni’metin Allah tealâdan olduğunu ı’tiraf ve halka izafeti terk eylemektir. Ne kendine ne havl-ü kuvvetine ve kesbine, ne de senin gayrından ellerinde cereyan edenlerin hiç birine isnad etmemek, çünkü sen de onlar da hep o ni’met için esbab, âlât ve edevatsınızdır. Onu kısmet eden, gönderen iycad eden, onunla meşgul eyliyen müsebbib olan Allah azze ve celledir. Kasim o, mu’tıy o mûcid odur. Şükre ehakkolan odur. Hediyyeyi getiren uşağa bakılmaz, gönderen Efendiye bakılır. Bu bakışı bilmiyenler hakkındadır ki «يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ» buyurmuştur. Zâhire, sebebe bakıp da ılmi ve ma’rifeti ondan ilerisine geçmiyen cahildir, nâkıstır, aklı kasırdır. Çünkü âkıle âkıl denilmesi akıbeti görmesi i’tibariyledir. Kalb ile şükür: sende olan ni’metlerin hepsi zâhirde ve bâtında harekât ve sekenatındaki menfeatlerin, lezzetlerin cümlesi başkasından değil, ancak Allahdan olduğuna i’tikadı dâimle sağlam bağlanmaktır ki lisanınla şükrün, kalbinde şükrün tercemanı olur. «وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَا» buyuruluyor ki mü’min için Allahdan başka mün’ım kalmaz. Cevarih ile şükre gelince: bütün a’zalarını Allah tealânın taatında tahrik ve isti’mal eylemektir. O halde Allahdan ı’raz bulunan her hangi bir hususta halktan hiç birine icabet etmemek lâzım gelir. Ki bu, nefse, hevâye, irâdeye, emanîye ve sair halka şamildir. Allaha taatı asıl ve metbu’ ve mâsivasını feri’ ve tabi’ kılmak gibi ki başka türlü yaparsan cebbar, zalim ve Allahın hukmünün gayriyle hâkim olmuş olursun «وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَآ اَنْزَلَ اللّٰهُ فَاُولٰٓئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ»