AyetSûreler

Talâk Sûresi 4. Âyet

Medine · Cüz 28 · Sayfa 558

وَٱلَّـٰٓـِٔي يَئِسۡنَ مِنَ ٱلۡمَحِيضِ مِن نِّسَآئِكُمۡ إِنِ ٱرۡتَبۡتُمۡ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَٰثَةُ أَشۡهُرࣲ وَٱلَّـٰٓـِٔي لَمۡ يَحِضۡنَۚ وَأُوْلَٰتُ ٱلۡأَحۡمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعۡنَ حَمۡلَهُنَّۚ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يَجۡعَل لَّهُۥ مِنۡ أَمۡرِهِۦ يُسۡرࣰا ۝٤

Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdetini görmemiş bulunanlardan eğer şüphe ederseniz (iddetlerinin nasıl olacağında tereddüt ederseniz), onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları, doğum yapmalarıdır. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

وَالّٰٓ ىٖٔ يَئِسْنَ مِنَ الْمَحٖيضِ مِنْ نِسَآئِكُمْ hayızdan kesilmiş yaşı ilerlemiş olup da artık hayız görmekten hasbelâde ümidini kesmiş iyas haline gelmiş kadınlarınızdan boşanmış olanlar - ki ekser âdete nazaran iyas sinni elli beş ve altmış olarak takdir edilmiştir. (Sûrei Bakarede «وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُوٓءٍ» âyetinin tefsirinde geçen tafsılâta bak). اِنِ ارْتَبْتُمْ eğer şekkediyorsanız - burada bu «اِنِ ارْتَبْتُمْ» kaydı ıhtirazî değil, bu mes’eleyi soranların veya soracak olanların vuku’ bulan veya bulacak olan suâllerine nazaran vukuîdir. Bir cümlei mu’teriza demektir. Yoksa hayızdan kesilip kesilmediklerinde şekkediyorsanız demek değildir. Zira «يَئِسْنَ» sîgasıyla ye’sin ma’lûm olduğu söylendikten sonra yeiste şüphe ediyorsanız demek olmıyacağı bellidir. Binaenaleyh ma’na şu olur: bunların ıddetleri nasıl olacağını kestiremeyip de müşkil görüyor, işkilleniyor, soruyorsanız biliniz ki فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍ onların ıddetleri üç aydır. - Üç ay beklerler, bu müddet zarfında bir hamil tebeyyün etmezse nihayetinde evvelkiler gibi «فَاَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ اَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ» dur. وَالّٰٓ ىٖٔ لَمْ يَحِضْنَ heyız âdeti görmiyenler de - öyle üç aydır. Bu «وَالّٰٓ ىٖٔ» yukarıki «وَالّٰٓ ىٖٔ يَئِسْنَ» mübtedasına atfı müfred suretiyle ma’tuf olup haberi de mezkûr «فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍ» olmak câiz olduğu gibi buna o karîne ile başka haber takdir olunarak «وَالّٰٓ ىٖٔ لَمْ يَحِضْنَ كَذٰلِكَ عِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشْهُرٍ» suretinde cümleyi cümleye atıf da câizdir. Mıkdarda iştirâk i’tibariyle evvelki ve hukümde istıklâl i’tibariyle ikinci daha muvafıktır. Bunlar gerek on yedi yaşından küçük olup henüz bülûga irmemiş olduklarından dolayı hayız görmemiş olanlara ve gerek bülüğ sinninin a’zamîsi olan on yedi yaşını geçmiş ve binaenaleyh yaş i’tibariyle bâliğ bulunmuş oldukları halde hayız âdeti olmamış bulunanlara şâmildir. Bir veya iki kerre hayız görüb de sonra görmemiş olanlar da sahih olan böyledir. Çünkü âdet muttarıd oldukta mu’teber olur ki ekalli üçtür. O halde üç kerre hayız görmüş olup da sonra inkıta’ devam etmiş olsa ona hayız âdeti görmemiş denemiyeceğinden mümteddetüttuhur ıtlak olunur ki işte bunun ıddeti müşkildir. Hanefiyye bunun hâiz ıddetine tâbi’ olarak sinni iyasa kadar beklemesi lâzım geleceğine kail olmuştur. Çünkü buna hayız âdeti görmemiş denemiyeceği gibi iyas haline gelmiş de denemez. Lâkin ıddetten asıl maksud, hamil şübhesini kat’ etmek olduğuna göre bunu hamil müddetinin ekserinden ziyade bekletmek hikmeti şâria muvafık olmasa gerektir. Âcizâne kanaatim bunda hamil şübhesini nazarı i’tibare alarak müddeti hamlin ekserine kadar bekletmektir. وَاُولَاتُ الْاَحْمَالِ hamil sahibeleri - hamli bulunan yüklü, gebe kadınlara gelince, gerek mevzuıbahs olan talâk ve gerek kocalarının vefatı halinde olsun alel’ıtlak bunların اَجَلُهُنَّ ecelleri - ya’ni ıddetlerinin nihayeti اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ hamillerini vaz’ etmeleridir. - Mudğa veya aleka halinde bir sıkıt bile olsa vaz’ı hamil bitince o dakikada ıddet bitmiş olur. İkiz ise i’tibar sonrakinedir. Sûrei Bakarede geçen «وَالَّذٖينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ اَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَعَشْرًا» âyetinde kocaları vefat eden kadınların ıddeti dört ay on gün olduğu geçmişti. Burada ise alel’ıtlak hâmil olanların ıddeti vaz’ı hamle kadar olduğu beyan buyurulmuştur. Denildiğine göre Hazreti Ali ve İbni Abbas bu âyetin mutallakalar hakkında olduğuna zâhib olmuşlar, bununla beraber «kocaları vefat edip de hâmil kalan kadınların ıddeti «eb’adi eceleyn» ya’ni dört ay on gün ile vaz’ı hamilden hangisi uzun ise o olacağını söylemişler, Şiy’adan İmamiyye bunu mezheb edinmişler. Halbuki Hazreti Ali ve İbni Abbas bu âyetin yalnız mutallakalar hakkında olduğuna zâhib olsalardı eb’adi eceleyn yâhud âhiri eceleyn diye iki ıddetin en uzununa kail olmazlardı. Bundan başka Buharî ve sairede şöyle rivayet olunmuştur: Ebu Seleme ibni Abdurrahman haber verib dedi ki: İbni Abbasa bir adam geldi, ebu Hüreyre de yanında oturuyordu, o adam «bana bir fetva ver, zevcinden kırk gün sonra doğuran bir kadın hakkında» dedi, İbni Abbas «âhiri eceleyn» dedi, ben «وَاُولَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ» dedim, Ebu Hüreyre de ben birader zadem «ya’ni Eba Seleme» ile beraberim dedi, bunun üzerine İbni Abbas Gulâmı Küreybi Ümmü Seleme hazretlerine gönderip ona sordurdu, Ümmü Seleme hazretlerine gönderip ona sordurdu, Ümmü Seleme Hazretleri de dedi ki Sübey’atül’eslemiyye gebe iken zevci katlolundu, sonra Sübey’a doğurdu, nikâhına talıb olanlar oldu, Resulullah sallâllahü aleyhi ve sellem de onu nikâh ettirdi, Ebüssenabil talibler miyanında idi. اه. Neseînin rivayetlerinden biri de şöyledir: Ebu Seleme ibni Abdürrahman ve İbni Abbas ve Ebu Hüreyre Radıyallâhü anhüm zevcinin vefatı hininde vaz’ı hamleden bir kadının ıddeti hakkında müzakere etmişlerdi, İbni Abbas iki ecelin âhirini bekler dedi, ebu Seleme ise hayır, vaz’ edince halâl olur dedi, Ebu Hüreyre de ben birader zademle beraberim dedi, bunun üzerine Hazreti Peygamber sallâllahü aleyhi vesellemin zevcesi Ümmü Seleme Hazretlerine gönderdiler, müşarünileyha da dedi ki: Sübey’atül’eslemiyye zevcinin vefatından bir az sonra vaz’ı haml etti, Resulullah sallâllahü aleyhi ve sellemden istifta eyledi, Resulullah ona tezevvüc etmesini emreyledi اه. İşbu Sübey’atül’eslemiyye bintilharis hadîsini Muhaddisîn müteaddid yoldan tahric eylemişlerdir. Yine Neseî bunu Sübey’anın kendisinden senedi mahsuslarıyla şu suretle de rivayet eylemiştir. Abdullah ibni Utbe, Amr ibni Abdillah ibni Erkam Zührîye yazdı, Sübey’a Bintil’hârisil’eslemîye git, Resulullahın ona hamli hakkındaki fetvasından sor. Bunun üzerine Amr ibni Abdillâh Sübey’anın yanına vardı, sordu, o da Resulullahın Bedirde hazır bulunmuş eshabından Sa’d ibni Havlenin tahtı nikâhında olup onun hıccetülveda’da vefad ettiğini, zevcinin vefatından dört ay on gün geçmeden evvel doğurduğunu ve nifasından kalktığında Beni Abdiddardan bir zat olan ebüssenabil yanına gelip kendisini süslenmiş görerek zannederim dört ay on gün geçeden nikâh arzu ediyorsun dediğini haber verdikten sonra dedi ki: ben Ebu Senabilden bunu işitince Resulullaha gittim hadîsimi anlattım Resulullah sallâllahü aleyhi ve sellem de buyurdu ki: hamlini vaz’ettiğin hînde halâl oldun. اه. Bundan başka imam Malik ve Şafiî ve Abdürrezzak ve İbni ebî Şeybe ve İbni Münzir rivayet etmişlerdir ki hâmil iken zevci vefat etmiş olan kadın hakkında soruldu İbni Ömer hazretleri «o kadın hamlini vaz’ edince halâl olmuş olur» demişti. Bunun üzerine ensardan bir zat da kendisine şunu haber vermişti: Ömer İbnilhattab dedi ki «kadın zevci defnedilmeden tabutunda iken bile doğursa halâl olur» ya’ni ıddeti biter nikâhı halâl olur.

Buharî, Ebu Davud ve Neseî ve İbni Mace, İbni Mes’ud hazretlerinden rivayet etmişlerdirki Sûretünnisail’kusra Sûrei Bakareden sonra nazil oldu. Buharînin lâfzında ona ruhsat yapmıyorlar da tağlız mi yapıyorlar? Kasem ederim ki Sûrei Nisai kusra tûlâdan (ya’ni en uzun Sûre olan Sûrei Bakareden) sonra nazil oldu «وَاُولَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ» اه. Neseînin diğer bir lâfzından «her kim dilerse yardım ederim «وَاُولَاتُ الْاَحْمَالِ اَجَلُهُنَّ اَنْ يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ» başka değil, zevci vefat edenler âyetinden sonra nazil oldu». Bir lâfzında da «Sûrei Nisai Kusra Bakareden sonra nâzil oldu. İbni Mâcenin lâfzında» vallahi dileyene yardım ederiz Sûrei Nisai Kusra başka değil «اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَعَشْرًا» dan sonra nâzil oldu» اه. İşte mes’elenin miftahı bu sahih rivayetlerle sâbit olan bu nüzul tarihiyle Resulullahın hiccetülveda senesindeki fetvasındadır. Demek oluyor ki kısa Sûrei Nisa dahi denilen bu talâk sûresi ve bâhusus bu âyet sûrei Bakareden sonra nazil olmuş olduğu için onun zevci vefat eden kadınların ıddeti hakkındaki dört ay on gün âyetinin umumundan hâmillere aid olan cihetini bu âyetin umumu tasrihan beyan etmiş bulunuyor ki böyle muahhar tarih ile olan beyan, İlmi usulde beyanı tebdil denilen nesıh kısmına dahil olduğundan bu hamil âyetinin umumî o vefat âyetinin umumundan bir noktasını ta’dil suretiyle nesheylemiştir. İbni Abbas Hazretleri ibtida iki rivayet beyninde mütereddid olarak ihtiyat olmak üzere âhirül’eceleyn demiş ise de ezvacı tahirattan Ümmü Seleme Radıyallahü anha hazretlerinden vaki’ olan istifsar üzerine fetvayı Resûl anlaşılmıştır. Binaenaleyh hâmil kadınların talâkda da vefatta da ıddetleri vaz’ı haml ile tamam olur.

وَمَنْ يَتَّقِ اللّٰهَ her kim de Allahdan korkar - emirlerini tutar, hukukuna riayet ederek vikayesine sıkınırsa يَجْعَلْ لَهُ مِنْ اَمْرِهٖ يُسْرًا Allah ona emrinden bir kolaylık verir. - İşini teshil edip salih amellere muvaffak kılarak Dünya ve âhıret kolaylığa mazher eder.