Şems Sûresi 15. Âyet
Mekke · Cüz 30 · Sayfa 595
وَلَا يَخَافُ عُقۡبَٰهَا ١٥
Öyle ya, Allah bu işin sonundan korkacak değil ya
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا Ve o, onun akıbetinden korkmaz - Ya’ni Allah yaptığı ukubetin akıbetinden, aceba sonunda bir zarar veya mes’uliyyet gelir mi? Diye endîşe edecek değildir. O sonunda yaptıklarının hisabını vermeğe mecbur olan ve ona göre verdiği cezalarda, ettiği ıkablarda akıbetinden korkması lâzım gelen mahlûk mülûk ve hukkâma benzemez. Çünkü onun mafevkında onu mes’ûl edecek, ona bir zarar verebilecek hiç bir kuvvet ve kudret yoktur, o zati haktır. Her şeye kendisinden ehakk, her ne yapsa hakkıdır. Bütün mülk onun olduğu için mülkünde «فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ» «لَا يُسْاَلُ عَمَّا يَفْعَلُ» olarak dilediğini yapar, kimsenin i’tiraz ve müdâhaleye hakk-u salâhiyyeti olmadığı gibi zerrece bir zarar edebilmek ihtimali de yoktur. O helâk ettiği mahlûkatın daha iyisini yaratmağa ve helâklerinden sonra da onlara dilediği sevab ve ıkabı yapabilmeğe kadir olduğu için onun ihlâki kendi hakkında bir zarar teşkil etmiyeceği gibi başkası hakkında bir zulüm değil, mahzı adl-ü hakk olur. Zira zatı hakkın fevkında bir hak mi’yar ve mebdei yoktur. O nefisleri önce tesviye edip yaratan Allah onları bu suretle umumî olan günahlarından dolayı ıkabda tesviye etmekle bir haksızlık değil, adâlet yapmış olur. Bu iyzaha göre vav, istinafiyye olarak «لَا يَخَافُ» zamiri rabbe raci’’dir. Cümle mahlûkun mes’uliyyetini halikın lâyüs’elü amma yef’al olduğunu takrir ile ukubetinin şiddetiyle beraber hakkaniyetini tavzıyh ve tesviyeden hatıra gelebilecek mahzûr tevehhümünü defı’dir. Allah teâlâ hakkında korku asla mutesavver olamıyacağı için bu ifade onların Allah ındinde zillet ve hakaretlerini tasvir için bir istiarei temsîliyye olduğu da söylenmiştir. Bundan başka burada diğer iki vecih daha söylenmiştir.
İKİNCİSİ: «لَا يَخَافُ» zamirinin Resûle raci’ olmasıdır ki o Resûl ne oldu? Suâli mukadderine karşı, o Resûl bu ukubetin akıbetinden korkmaz. Zira o onları tahzîr etmiş, risalet vazîfesini yapmış olduğu için ona korku ve mes’uliyyet yoktur demek olup «فَلَمَّا جَآءَ اَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَالِحًا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا» mazmuniyle nüfusi zekiyyenin felâhına misâl olur.
ÜÇÜNCÜSÜ de Süddî, Dahhâk, Mükatil ve Zeccacın kavillerince vav hâliyye olarak zamir «eşkaya»
raci’ olmaktır. «Halbuki o «eşka» yaptığı cinayetin akıbetinden korkmıyordu» demek olur. Müfessirînin ba’zısı, kasemin cevabı bu Semûd kıssasının medlûlü olmak üzere Sûrenin Âhirinde mukadder olduğuna kail olmuşlardır. Buna göre Sûrenin asıl masîka lehi hasılı ma’na şu olur: Şemse ve duhasına ilh... Kasem olsun ki sizin içinizden Resûlullahı tekzîb edenlere azâbı muhakkaktır. Evvelki vecihte ise «قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا» kübra makamında asıl cevab olup bu kıssa onu misal ile isbat ve te’yid olduğundan netice şöyle tefri’ edilmek lâzım gelir: İşte Allahın ilham ve hidayetine ittiba’ edip nefislerini takva ile tezkiye edenler felâh bulduğu gibi, tezkiye etmeyip de bil’akis fücur ve ma’sıyet ile ifsad etmiş olanlar Allahın Resûlünü tekzîb edip şakîlerine ittiba’ eden ve o yüzden günahlariyle helâk olup giden Semûd gibi Resûlullahı tekzîb ve azgınlara ittiba’ ederek kendilerini akıbet azâba mahkûm edip haib ve hasir olurlar. O halde Allahın Resûlüne ve nuru olan Kur’ana iyman ve ittiba’ ve nefislerinizi takva ile tezkiye ve tenmiyeye çalışınız ki felâh bulasınız. Denilmiş ki bilhassa Semûd kıssasiyle va’z, ilk muhatab olan Arabların diyarlarına yakın olduğu içindir. Te’vil ve işaret noktai nazarından da denilebilir ki bu kıssanın tahsîsı, çünkü bunda nâkatullah bedene, salih ruha, sükyası ma’rifete işaret olduğuna göre Semûd kıssası nefsi insaniyyenin ahvaline münasib, bu Sûre de nefsin saadet ve şekavetteki meratibini beyan siyakında olduğu için bilhassa bu kıssa zikrolunmuştur.