Rûm Sûresi 22. Âyet
Mekke · Cüz 21 · Sayfa 406
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ خَلۡقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفُ أَلۡسِنَتِكُمۡ وَأَلۡوَٰنِكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡعَٰلِمِينَ ٢٢
Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَمِنْ اٰيَاتِهٖ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ yine onun ayâtındandır Göklerin ve Yerin yaradılışı - iki noktai nazardan Allahın vücud ve sıfatının alâmetleridir.
EVVELÂ, maddenin böyle muhtelif ecram ile yükseklere ve alçaklara ayrılarak tabiatin esasında
tenevvu’ husule getirilmesi kendi kendine kanunı ıttıraddan başka bir şey olmamak lâzım gelen tabiatin fevkında hâkim olan hâlık tealânın kudretini gösterir. SANİYEN, Semavât ve Arzın yaradılışında öyle yüksek san’at vardır ki her noktası onu yaradan Allahın ılm-ü irâdesiyle sıfatının kemalini gösterir وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ ve dillerinizin, benizlerinizin (renklerinizin) değişişi - lisanların ıhtılâfı ta’biri, umumiyyetle lügatlerin taaddüdünden, lehce ve şive gibi hususî söyleyiş tarzlarının ıhtilâfına kadar hepsine sadık olabilir. Arabın dili başka, Acemin dili başka, Türkün dili başka, Rumun dili başka, Frengin dili başka ilh... her kavmin dili başka başka olduğu gibi ayni kavmde muhtelif kabîlelerin, zümrelerin de dillerinde başkalık vardır, Meselâ Yemenlininki ile Necidlininkinin farkı olur. Hattâ her şahsın bile dili diğerlerinden tefrıyk olunur. Renk beniz de böyledir. Kiminin beyaz, kiminin siyah, kiminin sarı, kiminin kırmızı olduğu gibi her şahsın benzinde bile diğerlerine nazaran bir hususiyyet hissedilebilir. Sonra söylenen söze göre de renklerin bir değişişi vardır. اِنَّ فٖى ذٰلِكَ لَٰايَاتٍ لِلْعَالِمٖينَ şübhesiz bunda - bu halk-u ıhtilâfta - ılmi olanlar için âyetler vardır. - Ilim, temyiz ifade eder. Temyiz ve temayüz de fasıl ve ıhtilâf ile olur: buna işareten burada âlimîn buyurulmuştur. Bu surette ılm ehli olan âlimler bilirler ki:
EVVELÂ, bütün bu tenevvu’ ve ıhtilâf, tabiatin ıttradını değiştirerek muhtelif tabiatler yaradan Allah
tealânın kudretini gösterir. Ve bütün bu ıhtilâf içinde nizamı külli hıfz-u idare etmesi de ılim ve sun’undaki kemal ve hikmetini gösterir.
SANİYEN, demek ki elsine ve elvanın ıhtilâfında hikmet vardır. Ve bu hikmetlerden birisi de «وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوا» buyurulduğu üzere intişar içinde teârüftür. Böyle muhtelif lisanları ve ırkleri muhtevi bir cemıyyet teşkil edebilmek de ancak ılm ile kabil olabilir. Demek ki bir insan ne kadar çok lisan bilirse Allah tealânın âyâtı hakkında o kadar çok ma’lûmat edinmiş olacaktır. Ve demek ki ılmi sîmayi beşer de ılmi elsine gibi ulumi mühimmedendir ilh...
وَمِنْ اٰيَاتِهٖ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ yine onun âyâtındandır gecede ve gündüzde uyumanız - uyuyup istirahat etmeniz وَابْتِغَآؤُكُمْ مِنْ فَضْلِهٖ ve fadlından nasîb aramanız - san’at ve ticaret gibi esbabdan birine teşebbüs ile Allahın lûtf-ü fadlından rızk istemeniz, gerek uyku, gerek kesb, ikisi de Allahın ni’metidir. Uykunun nasıl bir büyük ni’met olduğunu uykusuz kalanlardan dinlenmeli, çalışabilmenin ne büyük bir ni’met olduğunu da işsiz güçsüz kalanlardan bir sormalı. Görülüyor ki burada menam, ibtiğaya takdim olunmuştur. Çünkü çalışmak için dinlenmeğe ihtiyac vardır. Bir de istirahat, lizatiha matlûbdur, taleb ise hacet dolayısiledir. Sonra «مِنْ فَضْلِهٖ» buyurulmuş ve bununla şu nükteler iyzah olunmuştur:
1 - Çalışmalı, fakat kısmet olan nasîbi kendinden bilmemeli, Allahın fadlından bilmelidir.
2 - İnsan her gün bir kâr ve terakkı aramalıdır. Zira fadıl, ziyade demektir, ticaret de kâr kazanmaktır. Netekim «مَنِ اسْتَوى يَوْمَاهُ فَهُوَ مَغْبُونٌ» iki günü müsavi olan ziyanda» demektir.
3 - Aramak Hak tealânın fadlını sezmek ummaktır. Ve hattâ çalışıp arayabilmenin kendisi bile Allahın fadlındandır.
اِنَّ فٖى ذٰلِكَ Şübhesiz ki bunda - bu uyumada ve aramada لَٰايَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ kulağı olan bir kavm için çok âyetler vardır. - Uykuda olsa uyanır, ba’se inanır. Uyuyan kimse en ziyade kulaktan uyanacağı gibi taleb ve teharrîde bulunan kimselerin de ilk işleri etrafı dinlemek istihbarattan istifade etmek olacağı için burada «لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ» buyurulmuştur. Lisanlar bilindikten sonra kulak verip dinlemek de cidden münasib olur.