Nûh Sûresi 22. Âyet
Mekke · Cüz 29 · Sayfa 571
وَمَكَرُواْ مَكۡرࣰا كُبَّارࣰا ٢٢
Büyük büyük tuzaklar kurdular
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
Bu açıklama 21–28. âyetleri birlikte ele alır.
21. وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَارًا – Bu kimse, kavmi Nuhun tabi’ oldukları ve Hazreti Nuha adavet eden zalim demek oluyor. 23. وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا – Bunlar kendilerince en büyük tanıdıkları ve tapındıkları putlarının isimleri, maamafih aralarında mertebeleri muhtelif ba’zılarında «la» nın tekrarı ve ba’zılarında terki ile bu tefavüte iyma olunmuştur. Demek ki Vedd, ve Süva’ her biri Yeğûs ve Ye’ûk ve Nesrin mecmuuna mukabil. Demişlerki bu putlar Araba intikal etmişti,bundan dolayı Arab; Abdi vedd, Abdi yeğûs diye isimler takardı. Âlûsî derki: Buharî ve İbni münzir ve İbni Merduye, İbni Abbastan şöyle tahric etmişlerdirki: kavmi Nuhtaki evsan sonradan Arabda idi, vedd, Devmetülcendelde Kelbin idi, Süva’ Hüzeylin idi, Yeğüs muradın, sonra Seba’da Benî gatîfin idi, Ye’uk Hemedanın idi, nesir de Hımyerin, Âlizilkelâm idi ve bu isimler esasen ba’zı salih kimselerin isimleri iken vefatlarında onların namına ve oturdukları mevki’lere Şeytanın ilkaâtiyle dikmeler (ensab) dikilmiş ve onların adları verilmiş, sonra da bilenler kalmayınca cehaletle onlara teabbüd olunmuştur. İbni ebî hâtimin urve ibni Zübeyrden tahricine göre Vedd, en büyükleri ve en iyileri idi ve hepsi âdem oğullarından idi, bir de rivayet olunmuşturki, Vedd, Allah tealâdan başka ma’bud ittihaz edilenlerin ilkidir. Abd ibni humeydin Ebu mutahherden tahricine göre Ebu Ca’fer Muhammed ibni Bâkır Hazretleri demiştirki: vedd, kavmi içinde sevgili müslim bir er idi, vefat edince Babil arzında kabrinin etrafında ordu kurdular, matem tuttular, İblis bunların bu feryadını görünce bir insan suretinde onlara: sizin feryad ve eleminizi görüyorum, size onun bir suretini yapsam toplandığınız yere koysanız da onu ansanız! Dedi, peki dediler, onun gibi bir tasvir yaptı, mecma’larına koydular onu anarlardı, bunu görünce: nasıl evlerinize de yapsam herkes evinde de ansa olurmu? Dedi, onu da yaptı o suretle onu anarlardı, sonra evladları yetişti, ona yaptıklarını görüyorlardı, nesil uzadıkça onu neye andıkları unutuldu, tuttular ona ma’bud diye ibadet etmeğe başladılar, işte arzda Allahın gayri ilk ibadet edilen vedd oldu اه. İbni Münzir ve gayrisi Ebu Osmani nehdîden rivayet etmişlerdir: demiştirki: Yegûsü gördüm kurşundan idi, çıplak bir deveye yükletilir, beraberinde giderler, bir yere varıp kendi kendine çökene kadar onu hiç tehyic etmezlerdi, o çökünce de haydin konacağınız menzili beğendi derler ve etrafına konarlar, ve onun üzerine bir bina yaparlardı اه. Keşşafta mezkûr olduğu üzere bir de denilmiştir ki: Vedd, bir erkek suretinde, Süva’, bir kadın suretinde, Yeğûs bir arslan suretinde, Ye’uk bir feres suretinde, nesir bir nesir (kartal veya akbaba) suretinde idi. Yine denilmiştir ki helâk olmuş olan kavmi Nuhun esnamı ayniyle Araba intikal etmiş olması beîddir, anlaşılmaz, zâhir olan budur ki ancak isimleri kalmış, Arab bir takım esnam edinerek onlara o isimleri vermişler ve Abdü Yegûs, Abdü Ye’ûk tesmiyelerinde de o sanemlerinin isimlerine izafeti kasdetmişlerdir. Ebu Osmanın gördüğü de aynen Nuh zamanından kalma değil ancak o ism ile müsemmâ bir şey olmak lâzım gelir. Âlûsî, evvelce nakledildiği üzere onların hepsi de insan suretinde idikleri esahh olduğunu da kaydeylemiştir. Bu isimler esasen Arabî olmayıp ucme olduklarına göre vedd, ve yegûs isimleri hindlilerin Veda, Vüyasa isimlerine benzer gibi oldukları da hatırlara gelmez değildir.
25. مِمَّا خَطٖٓيئَاتِهِمْ – «من» harfi Cer, ta’lil için, «ما» zâide, veya nekiredir. Hatâyâ ve cinayetlerinin büyüklüğüne ve ziyadeliğine tenbih için ziyade kılınmıştır. Takdim de kasr ifade eder. Başka sebebden dolayı değil, beyan olunduğu üzere sırf kendilerinin bir çok büyük hatîelerinden ötürü اُغْرِقُوا gark edildiler - Tufana boğuldular فَاُدْخِلُوا نَارًا sonra da bir ateşe atıldılar - Ki berzah azâbı, yâhud Âhıret azâbı. Suya boğulmakla ateşe atılmak iki zıdd azâbın cem’inde de beliğ bir tıbak san’atı vardır. 26. قَالَ نُوحٌ رَبِّ – Evvelki «قَالَ نُوحٌ رَبِّ» üzerine ma’tuftur. Fakat evvelkiler gibi yalnız söyleneni hikâye için değil, ondan helâke istihkaklarını beyan için olup da bu duânın da onların hatîâtları yüzünden olduğu anlatılmak üzere te’hîr olunmuştur. Çünkü bu duânın garktan evvel olması zâhirdir. Yarab - لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ bırakma Arz üzerinde - Arz denince zâhir ve umumen ma’lûm olan arzdır. Maamafih ahd ile kavmi Nuhun bulunduğu Arz demek de olabilir. مِنَ الْكَافِرٖينَ دَيَّارًا Bütün o kâfirlerden - bir kimse, yâhud yurd sahibi bir kimse. Derlerki «دَيَّار» kelimesi ancak umumu nefiyde kullanılır «مَا بِالدَّارِ دَيَّار» denilirki evde kimse yok demektir. Ve bu kelimenin aslı dârdan yâhud devirden fey’al vezninde deyvardır. Vav yaya kalbolunmuştur. Fa’al vezninde değildir. Yoksa «ya» olmaz devvar olurdu. Şu halde iştikakına nazaran asıl mefhumu evcil yâhud yurdcul demek gibidir. Maamafih deyyar, ayyaş gibi ya’î olarak «دَيْر» den fa’al vezninde de olurki deyr bekliyen, manastır bekçisi ma’nasınadır. Bu suretle nefiy, umumî olmakla beraber maksad yurd sahibi dar-ü diyar idâre eder hiç bir kimse demek olması da zâhiren şu ta’lîle muvafık görünür: 27. اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا zira onları bırakırsan kullarını ıdlâl ediyorlar, evladları da fâcir ve keffardan başka bir şey olmuyor - bu duânın eseri yalnız kavmi Nuhun garkıyle kalmamış, sonra onun ve meıyyetindeki mü’minlerin zürriyyetleri «قٖيلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلٖيمٌ» vefkınca arzı istiyla ederek «وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقٖينَ» mantukunun tecelli etmiş olmasiyle de tezahür eylemiştir. Bu da Nuhun şu duâsiyle alâkadardır. 28. رَبِّ اغْفِرْ لٖى وَلِوَالِدَىَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنٖينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ geçmiş ve Kıyamete kadar gelecek bütün ümmetlerin mü’minîn ve mü’minâtına şamildir. وَلَا تَزِدِ الظَّالِمٖينَ اِلَّا تَبَارًا Zalimlere ise helâkten başka bir şey artırma - bu cümlede geçmişteki zalimlere de arkalarında bedduâ olarak şamil olmakla beraber daha ziyade o kâfirler helâk edildikten sonra gelecek zalimler aleyhine duâ demek olur. Ya’ni her kim olursa olsun benim zürriyyetimden ve bütün mü’minîn ve mü’minâtın zürriyyetinden dahi zalimlerin hep helâklerini artır, akıbetlerini perişan eyle, ma’nasını da ifade ederki ona «وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَلٖيمٌ» buyurulması, kezalik Hazreti İbrahimin «وَمِنْ ذُرِّيَّتٖى» duâsına «لَايَنَالُ عَهْدِى الظَّالِمٖينَ» buyurulması bunun cevabı demektir. Demekki küfür ve zulme gidenler her kim olursa olsun atalarının iyman ve adaletleri dolayısiyle Dünyada ni’meti ilâhiyyeden bir nasîb alarak bir müddet yaşıyabilirlerse de akıbet helâk olup mağfirete irmeksizin azâbi elîm içinde kalmağa mahkûmdurlar ve o azâb onların sırf küfür ve zulm ile ettikleri hataları ve cinayetleri yüzündendir. Bu suretle Sûrei Mearicde zikr olunan kâfirler de o va’d olundukları acı günü görecekler, azâb, muhakkak vaki’ olacak, o Hâkka çaresiz başlarına inecektir.
Görülene ve görüleceğe dair olan bu iki Sûreden sonra umumiyyetle görülmeyen ve nazardan mestur bulunan kuvvetlere dair olmak üzere de buradan Sûrei Cinne geçilecektir. Ki bunlar Âdemin ve Nuhun zürriyyetinde solmayan kuvvetlere şâmil olur.