AyetSûreler

Nisâ Sûresi 94. Âyet

Medine · Cüz 5 · Sayfa 93

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا ضَرَبۡتُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُواْ وَلَا تَقُولُواْ لِمَنۡ أَلۡقَىٰٓ إِلَيۡكُمُ ٱلسَّلَٰمَ لَسۡتَ مُؤۡمِنࣰا تَبۡتَغُونَ عَرَضَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةࣱۚ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبۡلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ فَتَبَيَّنُوٓاْۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣰا ۝٩٤

Ey İman edenler! Allah yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm’a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Elmalılı Tefsiri

اِذَا ضَرَبْتُمْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ Allah yolunda adım attığınız, gaza için hareket ettiğiniz vakıt فَتَبَيَّنُوا tebeyyün ve vuzuh arayınız, alel’acele şüphe ve tevehhüm üzerin ve zaiyf te’villerle değil teennî ve yakîn ile kılıç vurunuz. -Hamze, Kisaî, Halefi âşir kıraetlerinde sebattan «فَتَثَبَّتُوا» okunduğna görei yi tutununuz ayağınızı denk alınız, sağlam basınız, acele ile çürük tahtaya basmayınız ayağınız kaymasın وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ اَلْقٰٓى اِلَيْكُمُ السَّلَامَ ve size islâm selâm veren, kendini islâm gösteren kimseye -yâhud ( ا ك ف جع جل) kıraetlerinde elifsiz «اَلسَّلَمَ» okunduğuna göres ize teslimiyyet ve inkıyad vesâili takdim eden kimseye لَسْتَ مُؤْمِنًا sen mü’min değilsin demeyiniz.» -Mütebeyyin olan zahir olandır. Batın hakkında verilecek huküm de mütebeyyin olmak için bir deliyli zahire müstenid olmalıdır. Batına zahirden hukmolunur. Ve ümûrı hafiyyede bir şeyin deliyli o şey makamına kaimdir. Selâm veya teslimiyyet bir emri zahir ve mütebeyyin, kalb ve vicdan ise hafiy ve batın olduğundan o zahir ve mütebeyyini bırakıb da kalb-ü vicdana bunun maksadı şu veya bu diye zahirin hılâfına doğrudan doğru hukm etmeğe kalkışmak bilâ tebeyyün hareket etmekdir. Bunun için bir kimsenin zahirde verdiği selâmı, gösterdiği teslimiyyeti hiçe sayıb da onun hılâfına tevehhümat ile doğrudan doğru kalbine hukmetmeğe kalkışmayınız, zahirine göre muamele ediniz bir zahiri diğer bir zahir, bir mütebeyyini diğer bir mütebeyyin nakzederse o zaman da akva ve ahzer olanı tercih etmek için tesebbüt ve ihtiyat ile muhakeme ediniz.- İsâ ibni verdan kıraetinde ikinci mimin fethiyle «مُؤْمِنًا» okunduğuna göre: «Sana eman verilmez» demeyiniz, böyle deyib de hemen vurmayınız, maamafih hiç demeyiniz değil تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا o alçak hayatın bir araz olan, devam-ü sebatı yok geçici metaına gönül vererek; zavallının maline göz dikerek veya fânî bir maksad ta’kıb ederek öyle demeyiniz» memnuiyyet alel’ıtlak değil arazı Dünya garazından hâlî olmayarak söylemeğe müteveccihdir. Bu da tebeyyünü terk ettiren ve aceleye sair olan hale işarettir. Demek asıl siyakı nehiy zahirin hılâfına bilâ tebeyyün hükümden meni’dir. Binaenaleyh «mü’men değilsin» denileceği zaman ağrazı Dünyeviyye ve nefsaniyyeden tecerrüd ederek ve hak gözü ile bakarak demeli kılıcı da ona göre vurmalıdır. Böyle olursa ya’ni selâm verene arazı Dünya garazıle sen mü’men değilsin denilmez, bilâ tebeyyün hareket olunmazsa فَعِنْدَ اللّٰهِ مَغَانِمُ كَثٖيرَةٌ Allah ındinde pek çok ganimetler vardır ki bunları o gibi katillere tenezzül etmiyenler ve tebeyyün ve tesebbüt ile hareket edenler iğtinam eder.

Bu âyetin nüzulüne bir kaç hâdise sebeb olmuştur: 1- Fedek ehalisinden Mirdas ibni Nehiyk tek başına müsliman olmuştu, kavminde ise bundan başka müslim yoktu. Peygamberin Galib ibni fudale kumandasında bir seriyyesi bunlara gitmiş idi, kavm, hep kaçdılar ancak Mirdas müsilmanlığına i’timad ederek kaldı. Atları görünce davarını dağın bir dolambacına sığındırdı vaktâ ki telâhuk ettiler tekbir aldılar, o da tekbir alıb indi ve «لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ» dedi. Fakat Üsame ibni Zeyd bunu katl edib davarını sürdü, geldiler Resulullaha haber verdiler. Binaenaleyh pek ziyade darıldı şiddetle azarladı قَتَلْتُمُوهُ اِرَادَةَ مَا مَعَهُ= siz onu beraberindeki mala göz dikerek katlettiniz» buyurdu. Sonra bu âyeti Üsameye okudu, Üsame «ya Resulallah benim için istiğfar et» diye reca etti «فَكَيْفَ وَ قَدْ قَالَ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ» o, «لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ» demişken nasıl olur?» buyurdu, Usame kendisi demiştir ki «bunu mütemadiyen tekrar etti, hattâ o dereceye geldi ki mukaddema müsliman olmamış bulunsa idim de bu gün olsa idim diye temenni ettim, sonra hakkımda istiğfar eyledi ve bir rakabe azad et diye emretti.»

2- Abdullah ibni Ebihadret ve Ebukatade Hâris ibni Rıb’ı ve Muhallem ibni Cüsametebni Kaysi leysî ve daha bir kaç kişiyi Resulullah İdam (اضم) tarafına gördenmiş idi, İdam derecesinde Âmir ibni Azbatı Eşceî rast gelmiş, tehıyyei islâm ile selâm vermiş, Muhallem ibni Cüsame ile bunun arasında Cahiliyyeden kalma bir kin varmış, Muhallim bir ok atmış Âmiri katletmiş, Resulullaha haber gelince gazablanmış, Muhallemin istiğfar recasına karşı «لَا غَفُرَ اللّٰهُ لَكَ» buyurmuş, Muhallem ağlıyarak kalkmış aradan yedi gün geçmemiş vefat etmiştir.

2- Mıkdad ibni Esvedde dahi Üsame vak’ası gibi bir vak’a olmuş, Mıkdad demiştir ki ya Resulallah! dedim: ne buyurursun küffardan birine rast gelsem, mukatele etsem o benim elimin birini kılınçla vursa sonra bir ağaca siper alıb «اَسْلَمْتُ لِلّٰهِ تَعَالَى= Allaha müslim oldum» dese bundan sonra onu katledeyim mi? Resulullah «etme» buyurdu, ben de ya Resulallah o benim kolumu kesdi dedim, Aleyhissalâtü vesselâm «katletme çünkü edersen o senin onu katlinden sonraki menzilinde, sen de onun söylediği kelimeyi söylemezden evvelki menzilesinde olursun.».

4- Bir takım Sahabe müşriklerle çarpışmışlar ve bozmuşlar birisi birine mızrağı saldırmış o da süngü yetişince ben müslimim demiş, fakat dinlememiş katletmiş, ba’dehu keyfiyyet Resulullaha arz edilince «müslim olduğunu zuğmettiği halde katlettin ha» buyurmuş, o da «ya Resulallah, o, onu müteavvizen söyledi» demiş bunun üzerine «هَلَّا شَقَقْتَ قَلْبَهُ= ha, kalbini yaraidin» buyurmuştur. İşbu «هَلَّا شَقَقْتَ قَلْبَهُ» itabı daha bir kaç vak’ada irad buyurulmuştur

5- Buharî ve Müslimde rivayet olunduğu üzere Beni Selimden bir adam Sahabeden bir kaç zata rast gelmiş, yanında davar da varmış, selâm vermiş, onlar da bu selâmı teavvüz için verdi demişler ve katletmişler, davarını almışlar, Resulullaha gitmişler bu âyet nâzil olmuş, işte bu hâdiselerin her biri âyetin sebebi nüzulü olmak üzere rivayet edilmiş ve beyinlerinde bir tenafiyde bulunmamış olduğuna nazaran deniliyor ki âyetin nüzulüne asıl sebeb bu vâkıatın mütekarib bir zaman içinde taaddüdü olmuş ve herkes kendi vak’asını sebeb bilmiştir.

Ey mücahidler كَذٰلِكَ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلُ siz de ekseriyet i’tibariyle bundan evvel bidayeten müsliman olduğunuz zaman tıpkı böyle idiniz: size selâm veren veya teslimiyyet gösteren bu adam gibi ağzınızdan çıkan bir kelime ile, bir kelimei şehadet ile islâma dahil oldunuz, oldunuz da فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ Allah size in’am etti, canınızı malınızı taarruzdan masun tuttu, sonra yükselttikçe yükseltti, sıdk-u istikametle mümtaz, kemali iyman ile benam kıldı, mahkûmiyyetten hâkimiyyete ı’lâ ve hazinei İlâhiyyesinde nice ganimetlere namzed eyledi şimdi iş başına geçib harekete geldiğiniz vakit ağrazı Dünyeviyyeye dalarak bu ahvali unutmayınız da فَتَبَيَّنُوا tebeyyün gözetiniz -yâhud «فَتَثَبَّتُوا» ıhtiyatlı bulununuzv elev hali ikrahta olsun islâma gelenleri Allahın size yaptığı gibi ibtida kelimei zahiresiyle kabul ediniz, teslim alınız da sonra zuhur ve tebeyyün edecek hallerine göre muamele ediniz. Bunun selâm vermesi veya şehadet getirmesi veya müsliman görünmesi korkusundan başını kurtarmak veya hainliğinden kendini gizlemek için bir siper, bir halkandır diyerek ilk ağızda katline kalkışmayınız ıhtiyat ediniz, sonunu gözetiniz çünkü اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبٖيرًا dir. Hayr-ü şer hiç bir amel cezasız kalmaz.

Mü’minleri techiz ederek seferber ederken böyle tebeyyün ve tesebbüte sevkeyliyen bu evamir ve talimata karşı «o halde cihada gitmemek ve iştirak etmemek daha büyük bir ihtiyat ve yerinden ayrılmamak daha hayırlı olacak» deyib de bilâ ma’ziretin oturub kalmamak için buyuruluyor ki: ٩٥ لَا يَسْتَوِى الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ غَيْرُ اُولِى الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖينَ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدٖينَ دَرَجَةً وَكُلًّا وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰى وَفَضَّلَ اللّٰهُ الْمُجَاهِدٖينَ عَلَى الْقَاعِدٖينَ اَجْرًا عَظٖيمًا ٩٦ دَرَجَاتٍ مِنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا ٩٧ اِنَّ الَّذٖينَ تَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِمٖٓي اَنْفُسِهِمْ قَالُوا فٖيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفٖينَ فِى الْاَرْضِ قَالُوٓا اَلَمْ تَكُنْ اَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فٖيهَا فَاُولٰٓئِكَ مَاْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ وَسَآءَتْ مَصٖيرًا ٩٨ اِلَّاالْمُسْتَضْعَفٖينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَآءِ وَالْوِلْدَانِ لَايَسْتَطٖيعُونَ حٖيلَةً وَلَايَهْتَدُونَ سَبٖيلًا ٩٩ فَاُولٰٓئِكَ عَسَى اللّٰهُ اَنْ يَعْفُوَ عَنْهُمْ وَكَانَ اللّٰهُ عَفُوًّا غَفُورًا ١ وَمَنْ يُهَاجِرْ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِى الْاَرْضِ مُرَاغَمًا كَثٖيرًا وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهٖ مُهَاجِرًا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحٖيمًا

Meali Şerifi