AyetSûreler

Nasr Sûresi 1. Âyet

Medine · Cüz 30 · Sayfa 603

Yardım

إِذَا جَآءَ نَصۡرُ ٱللَّهِ وَٱلۡفَتۡحُ ۝١

Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde

Elmalılı Hamdi Yazır meali

Anlamı

Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde.

Bir nükte

Elmalılı’ya göre ‘izâ’ kelimesi, gerçekleşeceği kesin olan bir zamanı bildirir. Bu, yardımın ‘gelirse’ değil, ‘geldiğinde’ denecek kadar kesin olduğunu gösterir.

Düşün

Beklediğin bir hayır için ‘gelirse’ yerine ‘geldiğinde’ demeyi dene.

Bu sade açıklama Elmalılı tefsirine dayanır; henüz bir ilim ehli tarafından gözden geçirilmedi.

Elmalılı Tefsiri

اِذَا جَآءَ – «اِذَا», tahakkuk ifade eden bir zarfı zaman olduğu için fi’li mazîye dahil olur, şart ma’nasına delâlet ettiği cihetle de mazînin ma’nasını müstakbele kalb ederek şartın istikbalde tehakkukunu ifade eyler, burada şartı «جَآءَ» ile ona ma’tuf olan «رَاَيْتَ» fiillerinin mecmuudur, cevabı da «فَسَبِّحْ» ve ma’tufudur.

«اِذَا» nın bu vechile tahakkuk ifade etmesinden dolayı burada makablinin de mülâhazesiyle şu ma’na hasıl olur: ya Muhammed! Seni gönderen, senin yegâne ma’budun olan Allahın nusreti ile fetih gelecek, hem sen nâsın Allah dînine fevc fevc girmeğe başladıklarını göreceksin «كَتَبَ اللّٰهُ لََاغْلِبَنَّ اَنَا وَرُسُلٖى اِنَّا لَنَنْصُرُ رُسُلَنَا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ يَقُومُ الْاَشْهَادُ اِنْ تَنْصُرُوا اللّٰهَ يَنْصُرْكُمْ» buyurulmuştur, sen Allahın resulü olduğun ve evvelki Sûre mazmunu üzere tevhid ve ıhlâs ile Allaha ıbadet ve ubudiyyet edip sırf onun dînine sarıldığın, bu suretle mücahede ederek ona yardım ettiğinden dolayı bunlar muhakkak olacak, işte bunlar tehakkuk ettiği vakıt «فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ» ilh...

نَصْرُ اللّٰهِ Allahın nusreti -düşmanlara karşı galib ve muzaffer kılacak olan mev’ud yardımı, «نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَرٖيبٌ وَبَشِّرِالْمُؤْمِنٖينَ» buyurulan yardımı وَالْفَتْحُ ve fetih- Zemahşerî derki: nasr ile fetih arasında ne fark vardır ki ona atf edilmiş? Dersen!. Derimki: nasr, igase ve düşman üzere üstün kılmaktır, fetih de fethi bilâddır, ve ma’na Resulullahın Araba veya Kureyşe zaferi ve Mekkenin fethidir, Allahın mü’minlere nusreti ve şirk bilâdını onlara fethi cinsidir de denilmiştir اه. Râzî tefsîrinde de derki: nasr, matlûbun tahsîline ianedir, fetih de ona müteallık olan matlûbun husule getirilmesidir, nusret fetha sebebdir, onun için atf edilmiştir.

İkinci bir vecih: nusret dînin kemali, fetih dünyevî ıkbaldirki tamamı ni’mettir, bunun nazîri «اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى» dir. Üçüncü bir vecih: nusret Dünyada maksuda zafer, fetih de «وَفُتِحَتْ اَبْوَابُهَا» buyurulduğu üzere Cennete âid olmaktır. Akvalin azheri nasrın Kureyşe veya bütün Araba galebe, fethin de Mekke fethi olmasıdır اه. İbni Abbastan menkul olan da Mekkenin fethidir ki ona «fethulfütuh» ya’ni fetihlerin fethi denilir, netekim buna mukaddime olan Hudeybiye muahedesine de fethi mübîn denilmişti. Şu halde asıl ma’na sade Kureyşe veya Araba karşı nusretin ve Mekke fethinin hususıyyetleri üzerine değil, bunlar ileride bunlara terettüb edecek futuhatın miftahı, islâma futuhat kapılarının açılışı demek olması hasebiyle bu galebe ve fethin gelmesi, gelecek bütün futuhatın gelmeğe başlaması ma’nasına râci’ olduğundan dolayı birçok müfessirîn bu nasr-u fethi cinse haml eylemişlerdirki bu ma’na kevserin i’tasında beyan olunan ma’na gibi olarak «اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖى» buyurulan güne işaret olmuş olur. Hıccetülveda’da teşrık günlerinde Minada nâzil olduğu rivayetine göre bu ma’na daha yakın olur. Ancak bu takdirde «اِذَا» daki istıkbal ma’nası «جَآءَ» fi’ilinde değil, ru’yetin ba’zı kısmı i’tibariyle mülâhaza olunmak lâzım gelir. Bu iyzahtan sonra şu neticeye de gelebiliriz ki fetihten murad yalnız memleket fethinden ibaret olmayıp daha ziyade kalblerin iyman ve islâma fethi demek olur, Mekke fethi üzerine en ziyade terettüb eden futuhat, dîni islâmın derhal intişar edivermiş olması ve yirmi seneden beri Kureyş kâfirlerinin mümaneatinden dolayı hakkın kabulüne kapalı duran kalblerin Mekke ve Taif fethinden sonra akın akın islâma açılıvermiş bulunmasıdır. Onun için Isam demiştirki: «يَدْخُلُونَ فٖى دٖينِ اللّٰهِ اَفْوَاجًا» ya münasib olan, fethin mü’minlere dîn kapısının açılması ma’nasına haml olunması da kalbe çarpan ma’nalardandır اه. Yukarılarda da geçtiği üzere Mekkenin fethi hicretin sekizinci senesi Ramazanında olmuştu, Resulullahın meıyyetinde Muhacirîn ve Ensar ve sair mü’minlerden on bin kişilik muntazam bir ordu vardı, ikibin kişi de sonradan iltihak etmişti. Aleyhissalâtü vesselâm Mekkede onbeş gün kaldı, ilk girdiği zaman Ka’benin kapısında durub: «لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ وَنَصَرَ عَبْدَهُ وَهَزَمَ اْلَاحْزَابَ وَحْدَهُ» demişti. Sonra da: ey ehli Mekke! Şimdi ben size ne yapacağım? Dersiniz? Buyurdu. Hayır yapacaksın, kerîm bir kardeş, ve kerîm bir kardeş oğlu, dediler. Haydi gidiniz siz tulekasınız «اِذْهَبُوا اَنْتُمُ الْطُلَقَاءُ» buyurdu, bu suretle onları azad etti, onun için onlara «tuleka» ta’bir olundu. O zamana kadar islâma girenler birer ikişer giriyorlardı. Buharî Amr ibni selemeden şöyle tahric eylemiştir: demişdirki: feth olunca her kavm, islâm ile Resulullaha mübaderet etti, bütün kabîleler islâma gelmek için Mekkenin fethini gözetiyorlardı, ve onu kavmi ile bırakın eğer onlara galebe ederse o Peygamberdir diyorlardı. Hasenden de: Resulullah sallallahü aleyhi vesellem Mekkeyi feth edince a’rabîler «Allah teâla ehli Mekkeyi Ashabı fîlden korumuşken o mâdemki onlara karşı muzaffer oldu o halde sizin ona eliniz irişmez» dediler ve fevc fevc Allah dînine girdiler اه. Bunlardan anlaşılırki fetihten murad cumhurunun dediği gibi Mekkenin fethi olmakla beraber o yalnız adî bir şehrin fethinden ibaret değil, Kâ’benin fethi olduğundan aynı zamanda kalblerin Allah dînine, islâm kapısının umum insanlığa açılışı ve bu suretle fetihlerin fethi olmuştur. Derhal bütün Arabistana ve oradan bütün cihana yayılan islâm futuhatı maddiyye ve ma’neviyyesi Kâ’be kapısının açılmasiyle başlamıştır. Şu da bunu iş’ar eyler: