Nahl Sûresi 103. Âyet
Mekke · Cüz 14 · Sayfa 279
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّهُمۡ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُۥ بَشَرࣱۗ لِّسَانُ ٱلَّذِي يُلۡحِدُونَ إِلَيۡهِ أَعۡجَمِيࣱّ وَهَٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيࣱّ مُّبِينٌ ١٠٣
Muhakkak biliyoruz ki kâfirler: "Kur’ân’ı Muhammed’e bir insan öğretiyor" diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur’ân ise apaçık bir Arapçadır
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
وَلَقَدْ نَعْلَمُ Filvaki’ biliyoruz اَنَّهُمْ onlar - o kâfirler يَقُولُونَ اِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ hayır, onu muhakkak bir beşer ta’lim ediyor diyorlar. - Ya’ni Kur’anı Muhammede Ruhulkudus indirmiyor, mutlak bir beşer ta’lim ediyor diyorlar. Böyle demeleri bir kerre şimdiye kadar bir beşerden ta’lim görmediğini i’tiraf ve «kendi uyduruyor» demelerini tekzibdir. «عَلِّمُهُ بَشَرٌ» diyemiyorlar. Ya’ni Resulullahın i’lâni risaletten mukaddem ne gizli ne aşikâr bir kimseden teallüm görmediği herkesin ma’lûmu olduğu cihetle hiç kimseyi iğfal edemiyecek olan öyle bir iddiaya cesaret edemiyorlar. Fakat gödükleri fevkal’adelik karşısında bunu bahane ederek diyorlar ki «bu şimdiye kadar hiç bir ta’lim görmediği için bunu kendisi yapamaz. Bir ümmînin böyle bir kitab yapabileceğini akıl kabul etmez. Bunu şimdi muhakkak birisi ta’lim ediyor». Lâkin Allahın ta’lim ettiğine inanmak istemiyorlar da mutlak bir beşer ta’lim ediyor diyorlar. Bu Kur’anı ona bir beşer yapıveriyor, o da öğrendiklerini Allah kelâmı diye satmak istiyor, tarzında iftira ve istihza ediyorlar.
Bu âyetin sebebi nüzulü hakkında varid olan rivayetlerde denilmiştir ki: Mekkede Âmir ibni Hadramînin «Cebrâ» yâhud «Yeıyş» namında rum bir kölesi varmış, okur yazar sahibi kitab imiş. Herkesi da’vet eden Resulüllah ba’zan Mervede onu meclisine alır konuşurmuş, Kureyş müşrikleri buna kızar, Kur’anı Muhammede bu nasranî ta’lim ediyor diye istihza etmek isterlermiş. Bir de Cebra ile, Yesâra namlarında iki rum, Mekkede kılıç yaparlar ve Tevrat ve İncil okurlarmış. Resulullah ba’zan bunlara uğrar, okuduklarına rast gelirse dinlermiş. Ba’zıları da bunu behane etmek istemişler. Bir de «Huveytıb ibni Abdül’uzzâ» nın kölesi «Âbisâ» sahib kütüb imiş, müsliman olmuş, bunu gören müşrikler «hâ, Muhammedi bu öğretiyormuş» demeğe kalkışmışlar. Bir de Selmâni Farisîden bahsedilmiştir. Fakat müşarünileyhin islâmı Medinede olduğu cihetle âyetin mekkî olmasına nazaran sebebi nüulünde bunun mevzuıbahsedilmesi doğru olamıyacağı beyanile buna ı’tiraz olunmuştur.
Hasılı nübüvveti kabul etmek istemiyen müşrikler, Resulullahın yeni tahsıle başlamış acemî bir müteallim veya başkasına yaptırdığını kendine isnad eden bir aldatıcı gibi göstermek için bir beşerin ta’limi şüphesini uyandırmak istiyor ve gâh şuna gâh buna isnad ederek muhtelif propagandalar yapıyorlardı. Netekim son zamanlarda ba’zı hırıstiyanlar da Muhammed, dinini hırıstiyanlardan öğrendi, müslimanlığı hırıstiyanlıktan aldı diye aynı vechile neşriyatta bulunmuşlardı. İşte bütün bunlara şamil hile olmak üzere görülüyor ki âyette bir isim tasrıh edilmemiş mutlak olarak «bir beşer» denilmiş ve bununla şüphenin sureti umumiyyede kökünden halline işaret olunmuştur. Zira bu surette müfterîlerin asıl garazları her hangi bir beşerin ta’limi şüphesini ileri sürmektir. Hatâlarının da meb’nası budur. Kur’anın bir tenzili ilâhî olduğunu inkâr etmek için öyle söyliyenler düşünmüyorlar ki لِسَانُ الَّذٖى يُلْحِدُونَ اِلَيْهِ اَعْجَمِىٌّ ilhad etmek istediklerinin lisanı A’cemîdir. - Arabî değil, ana lisanı Arabcanın yabancısı bir A’cemîdir. Ya’ni ona bir beşer ta’lim ediyor demelerinden maksadları nâsın aklını çelmek, fikirlerini Allahdan bir beşere çevirmektir. Halbuki bu dedikleri büsbütün hılâfı ma’kuldür. Çünkü Muhammede ta’lim ediyor diye fikirleri eğmek istedikleri o mefruz beşerin bir kerre Arabdan olmasına ıhtimal yoktur. Zira Kur’an, bütün cihana meydan okuyup dururken Arab içinde öyle bir muallim olsa idi hiç şüphesiz, kalkıp «sana öğreten ben değil miyim?» diye yüzüne vuruvermez miydi? Veyahûd Kur’anın nezîrlerini yapıp hiç olmazsa el altından dağıtı vermez miydi? Arabın bütün büleğâ ve ağniyası bununla uğraşıyor ve Peygamberin malen ve maddeten hiç bir kuvvei cebriyyesi bulunmıyor. Ve ona muaraza etmek için o kadar devâı ve evsâık mevcud bulunuyordu ki bu şeriat altında öyle bir şahsın kendini tanıtmamasına «ihtimal mutessavver değildi. Onun için Arab içinde öyle bir muallim olmadığı bil’istikra sâbit bulunduğu gibi ak’len ve bil’istidlâl de sâbit idi. Binaenaleyh öyle bir şahsı mefruz, olsa olsa Arabın haricindeki her hangi bir kavimden bir a’cemî olmak üzere farzolunabilirdi. Bundan dolayı Arablar da Arabla değil, balâda nakledildiği üzere a’cemî ile ilhad ediyorlardı وَهٰذَا halbu ki bu -Kur’anı kerîm لِسَانٌ عَرَبِىٌّ مُبٖينٌ parlak bir Arabî lisandır. - Öyle Arabî bir beyandır ki bütün Arab büleğasını tenzîrinden âciz bırakmıştır. Bunu bir a’cemî nasıl yapabilir? Böyle parlak bir Arabî artık bir a’cemînin ta’limine nasıl isnad olunabilir? Gerçi bir A’cemînin oldukça iyi bir Arabça öğrenmesi ve bilmiyenlere ta’lim etmesi âdeten mümkindir. Fakat Arab değil, a’cemî olmak, sonra da bütün Arabın fevkında parlak bir Arabî lisana sahib olmak şüphe yok ki böyle bir farzıyye de bir değil, iki mertebe harikulâdelik vardır. Allah tealânın o a’cemî hakkında harıka üzerine harıka olan bir ihsan ve ı’nayetini mülâhaza ve kabul etmeden böyle bir farzıyye yürütmek aklın bütün bütün zıddınadır. İşte Allahın ta’lim-ü tenzilini kabul etmeyip de akılları çelmek için «onu bir beşer ta’lim ediyor» diyen mülhidlerin bir ma’kul gibi ileri sürmek istedikleri o söz, ma’kul değil, daha ziyade hılâfı ma’kul ve tenakuzdur. Bir fevkalâdeyi kabul etmemek için iki fevkalâdenin kubulünü ma’kul farzeyler ve tenakuzlarından haberleri olmaz. İdrâk etmezler ki «onu bir beşer ta’lim ediyor» demekle Kur’anın parlaklığı sönmez o mefruz beşere daha fazla bir kıymet verilmiş, harika katlanmış olur.
Denebilir ki aceba bunların maksadları «bir a’cemî ma’nâyı telkin ediyor, o da onu o parlak Arabî ile ifade eyleyor» demek olamaz mı? Fakat böyle demek, Kur’anın nazmi, münzel bulunduğunu ve nazmı arbîsindeki fesahat ve belâgat i’tibarile kat’î ilzam ifade eden bir mu’cize olduğunu i’tiraf eylemektedir. Hulâsa mülhidler, iftiralarında böyle mütenakız ve fikirlerinde böyle şaşkındırlar.
Zira