Müzzemmil Sûresi 20. Âyet
Mekke · Cüz 29 · Sayfa 575
۞إِنَّ رَبَّكَ يَعۡلَمُ أَنَّكَ تَقُومُ أَدۡنَىٰ مِن ثُلُثَيِ ٱلَّيۡلِ وَنِصۡفَهُۥ وَثُلُثَهُۥ وَطَآئِفَةࣱ مِّنَ ٱلَّذِينَ مَعَكَۚ وَٱللَّهُ يُقَدِّرُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَۚ عَلِمَ أَن لَّن تُحۡصُوهُ فَتَابَ عَلَيۡكُمۡۖ فَٱقۡرَءُواْ مَا تَيَسَّرَ مِنَ ٱلۡقُرۡءَانِۚ عَلِمَ أَن سَيَكُونُ مِنكُم مَّرۡضَىٰ وَءَاخَرُونَ يَضۡرِبُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَبۡتَغُونَ مِن فَضۡلِ ٱللَّهِ وَءَاخَرُونَ يُقَٰتِلُونَ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۖ فَٱقۡرَءُواْ مَا تَيَسَّرَ مِنۡهُۚ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَقۡرِضُواْ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنࣰاۚ وَمَا تُقَدِّمُواْ لِأَنفُسِكُم مِّنۡ خَيۡرࣲ تَجِدُوهُ عِندَ ٱللَّهِ هُوَ خَيۡرࣰا وَأَعۡظَمَ أَجۡرࣰاۚ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۖ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمُۢ ٢٠
Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur’ân’dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah’ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur’ân’dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir
Elmalılı Hamdi Yazır meali
Elmalılı Tefsiri
اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ – Balâda geçtiği üzere bu âyetin sonradan nâzil olup Sûrenin evvelindeki kıyamı leyl emrini tahfif ve ta’dîl etmiş olduğunda ittifak vardır. Ancak yine Mekkedemi yoksa sonradan Medînedemi nâzil olduğunda ve tahfif ve neshîn keyfiyyetini ta’yinde ıhtilâf edilmiştir. Hazreti Aişeden bu âyetin «يَآ اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ قُمِ الَّيْلَ» den sekiz ay sonra nâzil olup baştan farîza gibi yazılmış olan kıyamı leyli farza irca’ ederek ziyadesini nesh etmiş ve tetavvua bırakmış olduğuna dair de ba’zı rivayet vardır. Lâkin İbni cerîrin kaydettiği bu rivayetin zâhirine nazaran bütün Sûrenin Medenî olması lâzım geliyor. Halbuki Sûrenin evveli Mekkî olmasında ıhtilaf görülmüyor, İbni Abbastan da: Müzzemmilin evvelindeki «قِيَامَ الَّيْلَ اِلَّا قَلِيلًا» mü’minlere çok meşakkatli idi, şehri Ramazanda kıyamları gibi kaim oluyorlardı, sonra tahfif olundu. Allah tealâ merhamet buyurdu da ondan sonra «عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰى وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى الْاَرْضِ» ilâ kavlihî «فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنْهُ» inzal buyurdu, elhamdülillâh genişletti de daraltmadı. Evveli ile âhiri arasında bir sene kadar olmuştu اه. Katadeden: «يَآ اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ» nâzil oldu bir sene veya iki sene kıyam ettiler o derece ki ayakları ve sakları şişerdi, nihayet «فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنْهُ» nâzil oldu. Nâs istirahat etti. Hasenden: «يَآ اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ» âyeti nâzil olunca müslimler bir sene kıyam ettiler, kimi takat getirdi kimi getirmedi, nihayet ruhsat nâzil oldu, elhamdülillâh farîzadan sonra tetavvu’. Abd ibni humeydin, Ya’kub, Ca’fer tarikıyle Saıydden rivayetinde ise Allah tealâ Peygamberine «يَآ اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ» indirdiğinde Peygamber sallallahü aleyhi vesellem bu hâl üzere on sene kaldı gece Allahın emri vechile kalkardı, Ashabından bir tâifede onunla beraber kaim olurlardı, Allah tealâ on seneden sonra «اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَىِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَآئِفَةٌ مِنَ الَّذٖينَ مَعَكَ» ilâ kavlihî «وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ» indirdi, on seneden sonra tahfif buyurdu.
Bir takımları da bu «اِنَّ رَبَّكَ» âyetinin Medenî olduğuna kail olmuşlardır. Ebu Hayyan buna cumhur kavli demiş ise de öyle de görülmüyor. Deniliyorki buna Medenî diyenler, bu âyette «وَاٰتُواالزَّكٰوةَ» emrinin bulunmasını nazarı i’tibara almışlar, zekât Medînede farz kılınmış olduğu için bu âyetin de Medenî olması lâzım gelir demişlerdir. Buna cevaben ise Medînede farz kılınan asıl zekât olmayıp Sûrei Berâe âyeti mucebince masriflerin, nasîblerin ta’yini olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Mekkî olan Sûrelerde de esas i’tibariyle zekâta dair âyetler bulunduğu inkâr olunamaz. Bizim kanaatimizce bu âyetin Medenî olduğunu andıran bir karîne daha vardır. «وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ» fıkrasıdır. Çünkü bunda fîsebîlillah kıtale izin ma’nası vardır. Halbuki kıtale izin, Medenî olduğunda ittifak vardır. Halbuki kıtale izin, Medenî olduğunda ittifak vardır. Gerçi bunda mukatele edin veya me’zunsunuz denilmiyor, mukatele edecekler veya edenler olacak diye haber veriliyor. İstıkbale aid olsa da filhal neshın esbabından sayılması ve sarahaten mevzuı bahs edilmesi ihzarî mahiyyette olsun bir izne delâlet etmekten de halî kalmıyor. Halbuki buradan başka Mekkî bir âyette kıtalden sarahaten bahsedilmemiş bulunmasına nazaran bunun Medenî olması bize zekât fıkrasından daha vâzıh görünüyor. Müfessirîn ise bundan bahsetmemiş yalnız zekât emri dolayısiyle ihtilâf nakleylemişlerdir. Bütün bunları mülâhazadan sonra şu kanaat hasıl oluyorki bu âyetin hepsi değilse bile lâekal bir iki cümlesi Medenî olmak geriktir. Maamafih herhangisı olursa olsun bu âyet Sûrenin başındaki gece kıyamı emrinin şiddetini, mikdarını tahfif etmiş, beş vakıt namaz farz kılındıktan sonra akşam, yatsı gece kıyamı cümlesinden kalarak teheccüdün vucubu nedbe tehavvül eylemiştir.
Buyuruluyorki: filhakika rabbın biliyorki اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَىِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ sen muhakkak, gecenin sülüsanına yakın ve nısfı ve sülüsü kaim oluyorsun - demekki a’zamî kıyam müddeti sülüsandan biraz eksik «اَوْ زِدْ» vasatîsi, nısfı asgarîsi, «اَوِ انْقُصْ» sülüs oluyordu. Bu kıraette «نِصْفَهُ وَثُلُثَهُ» mensub olarak «اَدْنٰى» üzerine ma’tuftur.
EDNÂ, yakın veya ekall demektir. Nafi’, Ebu amr, İbni Âmir, Ebu Ca’fer, Ya’kub kırâtlerinde ise «ثُلُثَىِ» üzerine atf ile mecrur okunur. Buna göre ma’na: sen gecenin sülüsanından ve nısfından ve sülüsünden az kalkıyorsun demek olur. Bu surette a’zamîsi sülüsandan, nısıf veya biraz fazla, vasatîsi nısıftan az sülüs, asgarîsi de sülüsden az, rubu’ miktarıdır. Şu halde on iki saatlik bir gecede ekalli üç veya dört saat, ortası dört veya beş saat, en fazlası da altı veya yedi saat kalkılıyormuş demek olur. وَطَآئِفَةٌ مِنَ الَّذٖينَ مَعَكَ Sen de kalkıyorsun seninle beraber olanlardan bir tâife de - ya’ni Ashabından bir cemaat da kalkıyor, demekki hepsi değil, demekki hepsine farz değildi veya hepsi dayanamıyordu - وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ geceyi de günzüdü de Allah takdir eder. - İkisinin de hakikî mikdarını ancak o biçer ve o bilir ve o bütün zamanı bilir. - عَلِمَ İlmi ezelîsiyle bilmiştirki اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ siz onu, o gecenin takdirini ihsa edemezsiniz. - Bunda iki ma’na vardır. Birisi her gecenin saatlerini bütün küsûratiyle alesseviyye ve temamen sayacak vechile takdir edemezsiniz. Çünkü gece ve gündüz ihtilâf eder. Kesirler takdiri beşerin fevkında namütenahîye gider, uyku halinde ise temyiz bulunmaz. Bundan dolayı bu emri temamen yerine getirmek hepinizin yapabileceği bir iş olmamakla beraber sen ve ba’zı Ashabın gibi yapacak olanlarınız da ihtiyat olmak için fazlasını tutarak zahmetler, meşakkatler çekersiniz. İhsa, zamirin takdire ircaiyle Keşşafın ve bir çoklarının ihtiyar ettiği bu ma’na haddizatinde doğru olmakla beraber bu yalnız istikbale aid değil, emrin bidayetinde de böyle olduğu cihetle bu ılme nazaran ibtidai emrin pek yerinde olmamış olması gibi yanlış bir düşünce hatıra getirebilir. Bunun için «تُحْصُوهُ» zamirini Taberanînin rivayeti vechile kıyama irca’ ederek tekdir ve ihsayı şu ma’nâ ile anlamak daha sade ve pürüzsüzdür. Daha ileride hepiniz bu kıyamı tamamiyle başarmazsınız, başa çıkaramazsınız. Geceyi gündüzü, zamanların hal ve istıkbalde bütün tehavvülâtını takdir eden ve bilen Allah sizin bu gece kıyamını ileriye doğru hepinizin tamiyle iyfaya takat getiremiyeceğinizi, başaramıyacağınızı ezelden bilmiş ve o suretle kıyam emrini verirken de bunu bilerek haddizatinde muvakkat olmak üzere ibtidaen Sûrenin başında işaret edildiği vechile ilerisi için bir hazırlık mahiyyetinde olarak vermiş, şimdiye kadar o ihzar yapılmış, bundan sonra ise işin genişlemesi ve ta’mimi maksud ve hepinizin o zor kıyamı hakkıyla yapamıyacağı da ındiilâhîde ma’lûm bulunmuş olduğundan onun ta’dil ve tahfifi zamanı gelmiştir. فَتَابَ عَلَيْكُمْ Onun için Allah sizlere ılm-ü lûtfiyle yeniden nazar buyurdu - tevbe ve salâh ile müraceat edenlere tevbelerinin kabuliyle tekrar nazar ve merhamet buyurduğu gibi sizlere de yeniden lûtuf ve merhametiyle nazar buyurdu. O ağır kıyamın ağırlığını nesh edip kolaylaştırarak yeniden şu emri verdi فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِ bundan böyle Kur’andan kolay geleni okuyun - gece kıyamından, kırâetten büsbütün vaz geçin değil, aslı kıyam emri nesh olunmuyor yine kalkın, fakat nısfı veya daha azı veya daha çoğu mıkdarlariyle ve uzun uzadıya tertil kaydiyle mukayyed olmıyarak Kur’an ve kırâet denile bilmek şartiyle ne mıkdar kolayınıza gelirse o kadar okuyun, o kadar kıyam edin. Burada zikri lâzım üç mes’ele vardır:
BİRİNCİSİ, kırâet, bunda iki kavil vardır. Müfessirînden bir çokları demişlerdirki «قُمِ الَّيْلَ» emrine
tam tekabül edebilmek için burada kırâetten murad namazdır. Kırâet namazın erkânından olduğu için cüz zikrolunup kül murad olunmuştur. Netekim kıyam, rüku’, sücud her biriyle de böyle namazdan ta’bir olunur. Buna göre ma’na gece namazından kolayınıza geldiği kadar kılın, demektir. Namaz ma’nası murad olunmak hasebiyledirki evvelki zor olan kıyamı leyl neshedilmiş, onun yerine kolayı emr olunmuş olur. Buna akşam ve yatsı namazları diyenler olmuş, teheccüdün vücubu nesholunup tetavvu’ ve ıhtiyara bırakıldığını söyliyenler olmuştur. Fil’vaki’ bu kırâette namaz veya kıyam kaydi gözetilmediği surette «قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَلٖيلًا» emrindeki zorluğun Kur’andan kolay geleni okumakla tahfif veya nesh olunması lâzım gelmez. Olsa olsa bu emir yalnız «رَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْتٖيلًا» emrine tekabül etmiş olur. Halbuki bu âyetin siyaki tahfif içindir. Teyessür de buna delâlet eder demek olur. Mecaza daî ve karîne bu demek olur. Ancak bu surette Kur’an ismi de «اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا» gibi kırâet ma’nasına masdar olarak salâttan mecaz olmak ve kırâetin kolaylığı da bil’ıbare değil, erkânından bulunduğu namazın kolaylığı dolayısiyle mülâhaza edilmek ıktiza eder. Bunlar ise zâhirin pek hılâfınadır. Bunun için hem Kur’an ve kırâetin hakıkat ma’nâsı muhafaza edilmek hem de namaz ma’nası gözetilmek için «قُمِ الَّيْلَ» de «قُمْ اِلَى الصَّلَاةِ» takdirinde namaza kalkmak ma’nâsiyle mevzuı bahs olan kıyamı «فا» ların terettübü karînesiyle burada da kıraete kayd olarak mülâhaza etmek kâfidir ki ma’nâ «فَاقْرَؤُا فِى الْقِيَامِ اَىِ الصَّلَاةِ مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِ= ya’ni namazda Kur’andan kolayınıza geleni okuyun» o kadar kâfidir demek olur. Ve tahfif fahvâyi kelâmadan anlaşılmış olur. Diğer bir kısım müfessirîn ise «فَاقْرَؤُا» gece namazla değil, aynen Kur’an kırâetiyle emirdir. Binaenaleyh her gece lâekall elli âyet okumalı demişlerdir.
İKİNCİSİ, emrin zâhiri yine vücub içindir. Ya’ni gece kıyam ve kırâet yine farz, ancak evvelki gibi ıhsa
edilemiyecek vechile çok olmak şart değil, kolayına geldiği kadar demektir. Bu surette bunun da neshı ikinci «فَاقْرَؤُا وَاَقِيمُوا الصَّلٰوةَ» emirleriyle vakı’ olmuş olur. Murad yalnız kırâeti Kur’an olduğuna göre de her gece biraz Kur’an okumak bu vechile farz olmuş olur. Ki bu namazda da namaz haricinde de olabilir. Lâkin bir kısım müfessirîn «مَاتَيَسَّرَ» kolaya gelen ta’birinden ıhtiyara tefvız ma’nâsı anlaşılacağına mebniy bu emrin nedib veya ibaha için olduğuna kail olmuşlardır ki Ebu Hayyan buna Cumhur kavli demiştir.
ÜÇÜNCÜSÜ «مَاتَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِ» Kur’andan kolay gelen ne kadar olabilir? Bu alel’ıtlak
mülâhaza edildiği surette takat dahilinde olarak yormayacak, zahmet vermiyecek kadar demek olacağından bu ise eşhasın ve halin ıhtilâfına göre fark edebileceğinden zâhirine nazaran ta’yin olunamaz. Bununla beraber mutlak kırâet ma’nâsına haml edenler usuli âdete ve eslâfın ı’tiyadına nazaran lâekall elli âyet olmalıdır demişlerdir. Lâkin her farzda esas olarak sâbit mıkdar ta’yini zarurî olmak hasebiyle namazda rükn olan farz kırâetin ednâ mertebesi olmak üzere İmamı a’zam Ebu Hanîfeden bu hususta üç rivayet vardır. - 1: Lâekal kısa bir âyet olmalıdır. - 2, Kur’an ismi ıtlak olunacak ve bir insan hıtabına benzemiyecek kadar olmalıdır. - 3, Lâekal üç kısa âyet veya bir uzun âyet olmalıdır. Çünkü en kısa sûre, üç kısa âyettir. Bu rivayet imameynin de kavlidir, müftabih olan da budur. İmam Mâlik ve Şafîi lâekal fâtiha okumak farzdır. Zira «لَا صَلَاةَ اِلَّا بِفَاتِحَةِ الْكِتَاب» Fâtihasız namaz yoktur» hadîsi şerifi bunu ifade eder demişlerdir. İmamı a’zam vâcib ile farzı fark ederek bu hadîs ile namazda Fâtihanın vücubu sâbit ise de «مَاتَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِ» ile sâbit olan farzıyyet mutlak olduğuna ve binaenaleyh kasden Fâtiha terk edildiği surette namazın iadesi lâzım gelirse de sehven terk edildiği ve secdei sehiv de yapılmadığı surette vakıt geçmiş ise o namazın iadesi vâcib olmayıp müstehabb olacağına kail olmuştur. Burada bir de şundan gaflet etmemek lâzım gelir ki «مِنَ الْقُرْاٰنِ» de «مِنَ» bil’ittifak beyaniyyedir. Binaenaleyh «مَاتَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِ» Kur’andan bir cüz’e mahmul, ya’ni bir Sûre veya bir yâhud bir kaç âyet gibi yine Kur’an ıtlakı sahih olan bir cüz’u demektir. Şimdi bu teyessürün ve neshın istıkbale müteallık olmak üzere hikmeti beyan olunarak buyuruluyorki عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰى Allah ılmi ezelîsinde bildiki sizin içinizden hastalar olacak وَاٰخَرُونَ diğer bir takımları da olacak يَضْرِبُونَ فِى الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ Allahın fadlından talebde bulunmak üzere yer yüzünde yol tepecekler - ticaret için şuraya buraya sefer edecekler وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ diğer bir takımları da olacak Allah yolunda çarpışacaklar - mücahede edecekler. Bunlar için ise balâda zikrolunan - kıyamı leyl müteazzir olacak, o emri yerine getiremiyecekler. Burada Allahın fadlından kesb-ü ticaret için sefer edenlerle fîsebîlillah çarpışacak mücahidlerin yanyana zikredilmiş olmalarında bunların ikisinin de ecirde birbirlerine yakın olduklarına işaret vardır. Beyhekî Şuabı iymanda ve daha diğerleri Hazreti Ömer radıyallahü anhten rivayet etmişlerdirki: bana ölümün geleceği haller içinde fîsebîlillâh cihaddan sonra en sevgili hal, ben bir dağın iki şu’besi arasında Allahın fadlından talebde bulunduğum bir sırada ölümün bana gelmesidir, demiş ve bu «وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى الْاَرْضِ» âyetini okumuştur. İbni merduyenin İbni Mes’uddan rivayet ettiği bir hadîste de Resulullah sallâllahü aleyhi vesellem: her kim müsliman beldelerinden birine bir taam celbeder de onu gününün fiatiyle satarsa herhalde Allah yanında onun için bir menzile olur, buyurmuştur. Sonra bunu okumuştur. «وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِى الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ» Hasılı bunlar ve bunlar gibi gözetilmeleri ve çalışmaları lâzım gelen bir takım ma’ziret ashabı skıyamı leyli başaramıyacaklarını Allah bildiği cihetle فَاقْرَؤُا مَاتَيَسَّرَ مِنْهُ bundan böyle ondan, ya’ni Kur’andan kolay geleni okuyun - وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُواالزَّكٰوةَ ve sade farz olan vakıt namazını kılın ve zekâtı verin. وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا ve Allaha karzı hasen takdim edin - ileride sevabını almak üzere husni niyyet ve ihlâs ile ödünç verir gibi hayır yolunda infikatta bulunun (Sûrei Bakarede ve sûrei Hadîd de ve sûrei Tegabünde ve emsalinde geçen nazîrlerine bak). وَمَا تُقَدِّمُوا لَِانْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرًا وَاَعْظَمَ اَجْرًا Ve çünkü nefisleriniz için herne hayır takdim ederseniz Allah yanında onu hayır ve ecri daha büyük olarak bulacaksınız وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَ hem de Allaha istiğfar ederek bütün ahvalinizde mağfiretini isteyin اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌرَحٖيمٌ çünkü Allah gafurdur. - İsteyenleri mağfiret ve rahmetiyle begâm eder. اَللّٰهُمَّ اغْفِرْلَنَا وَاَرْحَمْنَا وَلِِاخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِاْلِايمَانِ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ بِحُرْمَةِ مَا اَنْزَلَتْ عَلَى رَسُولِكَ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ عَلَى اٰلِهِ وَ سَلَّمَ "Allah’ım! Peygamberlerin efendisi olan Resulüne (s.a.v) indirdiğin Kur’ân hürmetine bizlere ve iman ile bizleri geçmiş olan kardeşlerimize mağfiret buyur, merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Amin.!